Yol hali hikâyeleri

Erhan Genç’in on dokuz hikâyeden oluşan Şimdilik Havadisler Bunlar kitabı, bir solukta okunabilecek kitaplardan. Kitaptaki hikâyeler dinlendirici, yer yer tebessüm ettirici akıcılıkta. Süheyla Karaca Hanönü yazdı.

Yol hali hikâyeleri

Erhan Genç’in on dokuz hikâyeden oluşan Şimdilik Havadisler Bunlar kitabı, bir solukta okunabilecek kitaplardan. Okurken dil, imla hatalarına da pek rastlayamazsınız. Yazarın aynı zamanda editörlük de yapıyor olmasının olumlu yansıması diyebiliriz bu duruma. Kar ve Düğüm gibi zor bir hikâye kitabını tahlil ettikten sonra bu kitaptaki hikâyeler dinlendirici, yer yer tebessüm ettirici akıcılıkla ilerledi.

Baştan belirtmeliyim ki Yeşilaycılar bu hikâyelere kırmızı kart çıkarabilirler. Neredeyse bütün hikâyelerde karakterler püfür püfür sigara içerler. Anlam genişlemesi gereği olsa hikâyelerin çoğunda karakterlerin adı yoktur. Aylak Adam romanındaki gibi karakterlerin adı bir harften ibarettir kimi hikâyede.

Kendinizi şehrin keşmekeşinde bir otobüse ya da metroya -daha çok otobüse- binmeye hazır edin. Anlatıcıyla birlikte gözlemlere tanıklık edersiniz. Yazarın pek çok hikâyesini yolculuk esnasında ilham alarak yazdığı kanısı uyanabilir.

Yeni eşyalara takıntılı insanları, kare masada iskambil oynayan adamları, Haliç’e karşı hayal kuranları, babasından kalan mevlithanlık geleneğini devamsayanları, kendisinden yaşça büyük biriyle evlendirilen kadının iç muhasebesini, kısa film çekme, futbolcu olma hayali kuranları, babasının gölgesinde ezik büyüyenleri, kendisiyle çelişenleri ve bir hayli çapkınlık öyküsünü bulursunuz. bir bütünsellik barındırmayan on dokuz bağımsız hikaye ile şaşırabilirsiniz.

Hasta eşine yemek yapmak için mutfağa giren adam da var, eşiyle arası iyi olmayıp çocuğunun öğretmenine duygular besleyen ya da komşusunun düşen iç çamaşırını eşini atlatarak gidip vermek için iç geçiren adamlar da var.

Beş vakit namazını camide eda eden gencin sevdiği kız koluna girince kendini Eyüp sokaklarında değil de Şanzelize’de hissetmesi gibi çelişkili durumlara rastlarız.

Gönüllü Yusuflara…

Otobüste başına tüneyen teyzeye yer verip yürüyen merdivende yürüyenlere neden kimsenin şaşırmadığını sorgulayan, yerin yedi kat dibiymiş gibi şehrin dehlizleri olarak nitelediği metrolara  giren her bir insanı gönüllü Yusuf olarak görüp kaybolan fakat kaybolduğunun farkında bile olmayan bir karakteri buluruz Kayıp Hayal adlı hikayesinde.

Altı ay esprisi…

“ Uzun bir hikâyeye başlamıştım altı ay evvel; o hikâyeye noktayı koyamadım ama tuzu koydum çorbaya.”

Yazarı yakından tanıyanlar onun öykülerini altı ay zihninde taşıyıp öyle yazdığını bilirler.  Altı Ay adlı hikâyesinde hasta karısına yemek yapmak için mutfağa giren bir adamı buluruz. Hayatı kısık ateşte yaşayan, her şey güzel olacak diyerek ümidini yitirmeyen, ocakta tencereyi kaynatırken bir yandan da mektup arkadaşından gelen satırları okuyan, arada faturaları düşünen, çocukluğundaki anne tablosuna bizi götüren çorba tadında bir hikâye.

Mecliste esneyenlere…

Kitaptaki de en keyifli hikâye Mevlithan hikâyesidir diyebilirim. Mevlithanlık geleneğinin kendisiyle birlikte Cemil Hoca ve Ekrem Efendiye babasından miras kaldığını söyleyen birinin gözünden gittiği evleri gözlemleriz.

“ Allah Allah, neden açmamışlar bu bardağı? Plastik bardaklı hazır sudan ikram etmek de yeni moda oldu. Eskiden böyle miydi? Genişçe bir bardak altlığına peçete koyardınız, üstüne dolu bir su bardağı. Bardağın üstüne bir peçete daha.”

Ekrem Efendinin kendisini ezelden rakip görmesinden rahatsızlık duyup Cemil Hocanın mütevazılığını, ne güzel okudun deyişini över. İçimizden ilk kim ölecek diye sorgular. “ Bir kez Allah dese aşk ile lisan, dökülür cümle günah misl-i hazan”  Süleyman Çelebi’nin bu mısralarında aslında harika anlamlar olduğunu ama rahmetli babasının yirmi beş yıl, kendisinin yirmi yıldır okuduğu bu mısraları her seferinde okuyacağına niye anlamını açıklayarak insanları bilgilendirmediğinden yakınır.

Mevlithanlık geleneğiyle ilgili ipuçları da verir: “ Baktın meclistekiler esnemeye başladı, birkaç kişinin gözleri kapanıyor, işte o vakit hemen amin diyeceksin.” Her daim işine yarayan bu baba nasihatini kulağına küpe eder.

Rüya hali…

“ Ben bu kıza güneş Piyer Loti sırtlarından aşağıya kayarken bir ikindi suları vurulmuşum. Aslında kıza değil de simsiyah gözlerine, aslında gözlerine değil bukleleri bir saray penceresinin bulunmaz Hint kumaşından perdelerini andıran saçlarına, onlara hiç değil de sadece gülüşüne vurulmuşum.”

Dipnotlu Rüya, dipnotlarla ilerleyen muzip bir hikâye. Acaba dipnotlar için mi yazıldı hikâye yoksa hikâyeyi açıklamak için mi diye düşünürken yazarın son dipnotta şu açıklamasını okuruz: “ Belki ben sadece dipnotları yazdım. Yahut tamamen kafamda kurguladım. Acaba bir kısmını gerçek hayatımdan mı aldım? Bak şimdi şüpheye düştüm. Neyse, sonuçta bir hikaye var, yaşanmış ya da yaşanmamış olmasının ne önemi var.”

Çocuk olsam ancak başucumda giysiler ve ayakkabı bulunan bir bayram sabahına böyle uyanabilirdim, diyen karakterin gördüğü rüyanın etkisiyle mutlu uyanmasıyla başlıyor hikâye. Eyüp Sultan’ı mekân olarak seçen yazar Eyüp semtine, Zal Mahmut Paşa Camiine, Piyer Loti’ye, aslen Eyüplü olan Eylül yazarı Mehmet Ruf’a, Ziya Paşa’nın mısralarına, rüya içinde rüya alıntısıyla İnception adlı filme dair dipnot açıklamalarıyla renklendirir hikâyeyi.  Yazarın bu hikâyesini okuyunca bu kitapta yer almayan Ze Sesli Edebiyat dergisinde yer alan “ Bir Eylül Cemresinin Hazin Sonu “ adlı hikâyesi geldi. Hikâye resmi bir dilekçe örneğiyle başlar. Balkon meteforlu hikâyesinin bitimine de bir ev krokisi ekler.  Bu durum yazarın biçimsel anlamda yenilik arayışında olduğunu gösterir.

Balkon hali…

Yazarın Yaz Yağmuru adlı hikâyesinde Fahriye Abla şiirinin hikâyeye yansımış halini bulursunuz. Füsun Hanımın çamaşır sererken bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde elinden aşağı uçuveren çamaşırlarlarının uyandırdığı etkiyi buluruz.

Cama yaslananlara

“ Bazen gelir bazen giderdi. Geldiğinde alacağını alır, gittiğinde bana özgür bir hayat bırakmış olurdu.”

Bir otobüs yolculuğunda annesine yaslanır gibi cama daha bir yaslanıp babasının kendine eş olarak seçtiği yaşlı bir yazarla olan evliliğini sorgulayışını buluruz.

Parlamadan sönen yıldızlar

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat romanındaki gibi “ Bir gün bir kitap okudum hayatım değişti.” cümlesine benzer bir durum yaşanır İçindeki Yıldız adlı hikâyede. Arkadaşının hediye ettiği 8 numaralı orijinal Beşiktaş forması ile Bursa spor aşkının, timsah yürüyüşünün, saçına hayran olduğu Baliç’in yerini Beşiktaş sevgisi, Sergenler, İlhan Mansızlar alır. Futbol kariyerinde kendini parlamadan sönen bir yıldız olarak görüp memuriyetine devam eden karakterle birlikte yakın zaman futbol tarihine iz düşen bir hikaye okuruz.

Kucağındaki bebeği susturmak için emzik arayan adamları da bulursunuz hikâyelerde, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde bulunan bir gazete haberinden yola çıkılarak yazılan hikâyeyi de. Velhasıl benden şimdilik havadisler bunlar. Daha fazla havadis almak için kitap sizi bekliyor.

Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2020, 21:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26