banner17

Yitik Cennet'ten haberin var mı?

Hz. Âdem'le başlayıp son Peygamber'le biten bir diriliş, yitik cenneti bulma hikâyesi Karakoç'un bizlere sunduğu…

Yitik Cennet'ten haberin var mı?

Sevgiye özleyişin katılması içindi onun dünyaya gönderilişi

Üstad Sezai Karakoç, Yitik Cennet kitabına insanlık serüveninin başaktörü olan Âdem ile başlıyor. Batının soluğu bize dokunmadan evvel Âdem ve Havva’nın cennet hayatı gibi mutlu mesut yaşadığımızdan dem vururken, kâinatta her şeyin bir denge içinde olduğu, Kur’an’da cennet ve cehennemden eşit şekilde bahsedildiği ve her şeyin zıddıyla kaim oluşu gibi düşüşü bilmeyenin yükselişi de bilemeyeceğini söylüyor Karakoç. Âdem’den bahsederken, aslında medeniyetlerin ve uygarlıkların durumundan da bahsediyor. Olayları analiz ederken aklımızın melekeleri açılıyor.Sezai Karakoç, Yitik Cennet

Hepimiz aslında Âdem’den geldiysek ve Âdem de sonsuzluk ve ebedîlikten bir parçaysa, bizler de o sonsuzluktan bir parçayız, ya da bu yüzden o sonsuzluğa bir özlem duyuyoruz diyemez miyiz? Aslında doğduğu gibi ölmek için dünyaya gelmiştir Âdem. Tövbe edebilmek ve daha da yükselebilmek için düşmüştür. Düşme olayı için Karakoç, “Bütün lambalar sönmüş olsa bile hatıra lambası yanmaktadır.” derken işte bu söze sığınıyorum. Ve devam ediyor: “Sevgiye özleyişin katılması içindi Âdem’in dünyaya gönderilişi.” Burada belki Havva, belki Allah’a kavuşmak kastediliyor.

Âdem’i anlatırken, son bölümde, insanın yüceltilmiş bir varlık oluşu ve bunu ispat etmesi gerektiğinden bahsediyor. Ve belki de şu anlam çıkıyor ortaya: Allah’ın kendi özümüze ektiği tohumu sulayabilir, ölmeden önce ölebilirsek eğer, bütün kainat, bütün dünya kanatlarımızın altında olacak…

Kurtuluş gemisinin kaptanı Nuh

İdris’ten sonra Âdemoğulları doğrudan ayrılır. Ve Nuh gönderilir. Ne zaman aramızdan biri seçilmiş olsa, ona inanmaz ve yüz çeviririz. Nuh da Yüce Yaratıcı tarafından seçilmiş o kutlu kişilerden biriydi oysa. Çok uzun süren hayatı, içinde yaşadığı toplumu doğru olana çağırmakla, onlara iyiyi ve güzeli anlatmakla geçti. İnsanlarsa onu hiç dinlemediler ve adeta yıldırdılar. Sonra bu üzüntüyle bir dua eder Nuh. Ve duası kabul olur. Daha doğrusu bedduası...

Nuh’un oğlu dahi meydana gelen tufandan kurtulamayanlar arasındadır. Ve Karakoç, “Toprak gafletti. Sular ‘hâl’di. Gemi ‘intisab’dı. Cudi Dağı ‘makam’ oldu.” derken ne güzel bir benzetmenin peşindedir.

Tanrı pervanesi İbrahim

“İbrahim!/ İçimdeki putları devir/ elindeki baltayla…/ Kırılan putların yerine/ yenilerini koyan kim?” diyor Asaf Halet Çelebi. Tarık Tufan’sa, "İbrahim ateşe atılana kadar, insanlar ateşin yakacağına inanıyorlardı. Ancak o gün, ateş İbrahim’i yakmadı. Bizi ateşin yakacağına inandırmaya çalışıyorlar. Oysa biz, İbrahim’e inanmalıyız.” der.

Biz yine üstada kulak verelim. Karakoç’a göre İbrahim Tanrı pervanesiydi. “Aşkla koştu. Yanacak her şeyi birden ateşe attı. Allah kalbinin bu kahramanlığına karşılık O’nu dostu olarak ilan etti.” Hep böyle olmaz mı aslında? Bıçağın altına gönüllü yattığında yetişmez mi merhamet? Ateşin içine hiç düşünmeden atladığında? (Ama) merhameti ummadan. Karşılaşmaz mısın rahmetle? Ve samimiyetin doruk noktasında açılır kapılar! İbrahim ve İsmail… Onların razı oluşları… Ve rahmetin yetişmesi, bıçağın kesmemesi…

Mevlana İdris'tenTrajik değil destanî bir özveri medeniyeti gerçekleşmekte

İnsanlara bu dünyada öteki dünyanın kokusunu aldıran: Yusuf. Yusuf… İnsanlara bu dünyada öteki dünyanın kokusunu aldırandır Üstad’a göre. Önce kardeşlerinin ihanetine uğrar. Sonra kölelik, esaret, zindana düşüş… Yusuf… “Ben nefsimi aklamam. Çünkü nefs kötülüğü buyurucudur” diyen kutlu peygamber. “Tapınmadan çıkış bile gerçekte bir çıkış değil, yeniden girişe hazırlanmak için geçici bir ihtişamla devam etmesi, hayatımızı dolduran vakaların ana mihveri, amacı olur. Bu amaç için yaşar insan. Bu amaç için boyun eğer öbür kardeşlerine… Ve onlara bu amaç uğruna boyun eğdirir.”

Hz. Yusuf da insanlara boyun eğdirerek yüce devlet kalesini kurmuştur. Öyle bir mertebeye erecekti ki Yusuf, herkes O’na boyun eğecek ve O’na boyun eğmek demek ‘İlahi irade’ye boyun eğmek olacaktı. Ve “Mısır’ın kaderidir dünya hâkimiyetinin arandığı yer olmak. Kendi uygarlığı, Yunan, Roma, İslam, Batı uygarlıkları egemenliklerinin doruk sınavını orda vermeye çalışmışlardır. İskender, Sezar, Yavuz, Napolyon… Hep orada aramışlardır dünya hâkimiyetinin sırrını. Aslında aranan Hz. Yusuf’un izidir. Sır onda…”

Yusuf… ‘Yitik Cennet’in anahtarını bulan, insanlara cennetlerini yeniden bulduran peygamber… “Hep birden gördüler ki, estetik de, güzellik de, yönetim de, ekonomi de mutlak’a ilişkindir, metafizik bir cepheye sahiptir gerçekte.” Yusuf… Devletin dirilişi… “Hazır kadroyu da çekip getirecektir arkasından… Böylece bir kez daha kıyamet geciktirilecektir, insanlığın başına kopması gereken kıyamet.”

Esas Sevgili ile görüşen Musa

“Çölün sonsuzluğunda bile hurmalar sallanır. Kurak yaz sabahlarında çiğ yağar. Bir Musa doğmasın diye, doğan binlerce çocuk öldürülür. Fakat ölen çocuklarının kanında Musa bilincinin çiçeği açar. Zulüm denizinde boğulan bir halka, suda boğulmayan bir çocuk yol gösterir, suları yarıp geçme yolunu.”

Dört büyük kitaptan biri Musa’ya nazil oldu. Musa Allah’la, Esas Sevgili ile konuşma fırsatını elde eden peygamber… Firavun’un korku dolu sözleri… Musa’nın âsâsı, adeta Allah’ın eli. İsrailoğulları putlara meyleder. Musa onları uyarır. Peki ya modern putlar? Günümüzdeki modern putlara karşı bizi kim koruyacak?Sezai Karakoç

Bir karıncanın sözüne ve gönlüne muhtaç Süleyman

Süleyman… Mescid-i Aksa’nın mimarı… “Hüthüt haber getirir, karınca öğüt vericidir bu adalet seremonisinde. Bütün dünyayı avucunda tutan koca Nebi, bir karıncanın sözüne ve gönlüne muhtaçtır.” “Hedefime varamasam da en azından bu yolda ölürüm.” diyen bir karınca ile muhataptır Süleyman. Herkes ve her şey seferberdir hakikat için. Belkıs’ın ülkesi de buna dâhil… “Belkıs, atasının resmini, tapmaya yaklaşan bir saygıyla asamaz. O zaman Asaf, onu muhteşem hutbe üslubuyla haber verecektir Süleyman’a. Estetik, hakikatten, hayat hakkı adına, onu kalbinden vuran tavizi koparamayacaktır.”

Bir yandan Kudüs’ten bahseder Karakoç. Süleyman’dan sonra yanıp kül olan Kudüs’ten… “Jerusalem’in iffeti korunacak mı?” diye düşünürken, “İnsan bu ışıktan mı kör olmuştu? Yoksa kader ona faniliğini bir kez daha mı duyurmaktaydı?” sorusuyla baş başa bırakır bizleri…

Emanetin kutlu buğdayını tarlalara serpen diriliş ekincisi: Yahya

“Zekeriya Peygamber emanetin türbedârı, mihrabın örtüsü. Yahya Peygamber ise emanetin kutlu buğdayını tarlalara serpen diriliş ekincisi.” Bir gün Cibril a.s Allah tarafından Zekeriya’ya  gönderilir ve Yahya adında bir çocuğun doğacağını haber verir.

Hz. Zekeriya hakkındaki kötü zanlar üzere şehit düşer. Yahudiler, Hz. Âdem’in anasız babasız olarak yaratıldığına inanırlarken, İsa’nın yalnız babasız olarak yaratıldığına inanmazlar. Derken Yahya, küçük bir çocukken Tevrat’tan vaaz vermeye başlamıştır bile. O sırada İsa Meryem ile Mısır’dan döner.

İsa’nın peygamber oluşunu müteakiben İncil iner. Ve Karakoç’un dediği gibi Zekeriya sabrı temsil ediyordu. Yahya ise ruhlara inen kamçı, hakikatin kılıcıydı. Yitirilmiş cennet bulunacaktı. “Çarmıhı Musa’nın asası gibi omuzlarında taşıyanlar, Roma’nın firavunluğunu ve mermerin büyüsünü hiçe indireceklerdi.” Zekeriya ve Yahya çilenin, Meryem ve İsa ise müjdenin sembolüydü adeta. Zekeriya Peygambere, Yahya’ya ve Meryem’e çektirilen çileler ortada olsa da mihraptaki mum sönmez. Ve parlayacağı günü beklemekteydi.

Cennetin sekizinci kapısı: İsa

“Hayat, soyun, ismin, ünün abartıldığı noktadan itibaren ölüyordu. Çünkü isimce önemsiz, ünce hiç olanlar, eziliyordu öbürlerinin karşısında. Öyleyse, gelen peygamber, ilkin babasız gelerek daha doğumuyla, bu isim ve ün tapıcılığına karşı olacaktı. Sonra mesajıyla ‘rahm’ özsuyunu kurutan bu tutkuyu yargılayacak ve değersizliğe mahkûm edecekti. Hayata yeni bir değerlilik getiriyordu Yeni Bildiri. Yeni bir ‘yaşama sevinci’ getiriyordu o. Hayat yeniden anlam kazanıyordu. İnananların hayatlarını uğrunda feda edebilecekleri kadar büyük bir anlam kazandırılıyordu ona.”

İsa… 30 yaşında erişir nübüvvete. Yalnız 12 kişi iman eder O’na. Yahudiler O’nu da öldürmek istemekte… Fakat boşa çıkacaktır tüm uğraşları… İsa göğe çekilir ve dünya gailesinden âzad olur. Ve millet artık gelmesi gereken son kurtarıcıyı, yani Efendimiz’i beklemektedir.

Cennetin bir kapısı değil kendisi; bizatihi kendisi: Son Peygamber

“Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım” sözüne muhatap en sevgili… Her peygamber onun en sonunda tamamlayacağı düzene hizmet eden birer görevliydi. Bütün kitaplar nasıl O’nu anlamak içinse, bütün kapılar da Efendimiz’in kapısına ulaşmak içindi. Yitik cennet, O’nun sayesinde yeniden bulunmuş cennet olacaktı.

Dalâletteki toplum için, en büyük devrim olmuştu İslam. Ve son peygamber; “Cebrail’in durduğu sınırdan ileri geçti. O’nun Allah’la öyle yakınlık anları oldu ki, O anlara ne bir peygamber, ne bir melek âşina olabildi.”

 

Şeyma Subaşı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 12:18
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nursel
Nursel - 8 yıl Önce

Peygamberler resmî geçidi hükmünde olan, o yüce insanların hayatlarından yolumuza ışık tutan numuneler.. Okunmalı, okutmalı.. Bu güzel insanlar çocuklarımızın ilk kahramanları olmalılar. Tertemiz dimağları, kılı kırk yaran bu kutlu insanlarla dolmalı ki güzel ahlâkla donatılacak karakterlere zemin hazırlansın. Babamız Âdem (as)'ın yitirdiği, tüm insanlık boyunca özlem duyduğumuz o yitik cennete bizi ulaştıracak bu mihmandarları daha yakından tanıtacak her esere sarılmalı vesselam..

B.Yazıcı
B.Yazıcı - 8 yıl Önce

Peygamberler ve medeniyet arasında müthiş bir bağlantılar kurmuş üstad. Kur'an'da anılan her elçinin hayatı ve etrafında cereyan eden olaylar İslam medeniyetinin yaşasığı dönemlere benzetmiş. Ve Hz.Muhammed'le son bulan o kutlu halkayı yepyeni bir sesle çağa duyurmuş.
Güzel ve faydalı bir yazı olmuş.Haber verenin eline sağlık.

banner8

banner19

banner20