banner17

Yıldırım Türk öyküsünde kusur bulmak zor

Yıldırım Türk’ün ‘Ayrı Düşmüş Zamanlar’ adlı kitabındaki öykülerde dikkati çeken ilk şey onun dil sevgisi ve dili kullanmadaki yetkinliği..

Yıldırım Türk öyküsünde kusur bulmak zor

 

Yedi İklim, Hece-Öykü, Türk Edebiyatı gibi dergilerin yanında Aklın ve Bilimin Işığında Eğitim adlı MEB’in resmî edebiyat dergisinde de öyküler yayınlayan Yıldırım Türk, öykülerini Ayrı Düşmüş Zamanlar adını verdiği bir kitapta topladı. İlk baskısı Mart 2012’de Ötüken Yayınları tarafından okurlara sunulan kitapta toplam 18 öykü var. İlk öyküsünü 2005’te yayımlayan Yıldırım Türk, yoğun biçimde 2009, 2010 ve 2011 yıllarında dergilerde görünmüş.  Kitaptaki öykülerden 14’ünü bu yıllarda yayımlamış. Bu arada sessiz sedasız bir şekilde, birçoğu ilk kitap olmak kaydıyla, nice öykü kitabını edebiyat dünyamıza kazandırdığı için Ötüken Yayınları’na da teşekkür edelim.

Kitaptaki öyküler boyunca bize hep hüzün eşlik ediyorYıldırım Türk, Ayrı Düşmüş Zamanlar

Göçüyoruz” kitabın ilk öyküsü. Türk Edebiyatı dergisinde yayımlanmış. Köyden şehre göç eden bir ailenin şehirde tutunamayışının, köye mecburi dönüş yapışının ve eski yurdunda yani baba ocağında da tutunamayışının anlatıldığı bir öykü… Kitabın adı aslında Yıldırım Türk’ün anlattığı büyük hikâyeyi özetliyor: “Ayrı Düşmüş Zamanlar”.

Ayrı düşmüş zamanların rengi elbette hüzündür. Kitaptaki öyküler boyunca bize hep hüzün eşlik ediyor. Türk, hep bir hüznü anlatıyor. Aslında hüzün bizim mayamızda olan bir şey. Çünkü dünyalıyız. Cennetteki yaşam ile dünyadaki yaşam… Biri huzur ve mutluluk, diğeri üzüntü ve çabalayış… Ayrı düşmüş zamanları temsil ediyor dünya hayatı, hüzün ve çabalayış. Elbette daha farklı bir şekilde de düşünebilir ve okuyabiliriz, ayrı düşmüş zamanlar imgesini. Yazar bu ikinci tür okuyuş konusunda yardımcı oluyor. Daha ilk öyküsünde, “dünyanın gerçekleriyle çarpışmamış hayalleri” olduğunu söyletiyor kahramana. İşte iki ayrı zaman, ayrı düşmüş iki zaman. Biri gerçek diğeri hayal, birisi yaşanan diğeri yaşanmış veya biri yaşanan diğeri yaşanacak olan. İddiamızın kanıtı, kitabın ikinci öyküsünden “Hatıralar Gel Deyince”den geliyor. Anlatıcı, “yüreğine bir üzüntünün çörekleniverdiğini ve kendisini alıp hayallerle geçmişe doğru götürdüğünü” belirtiyor.

“Çay Ocağında Karışır Zaman” beni geçmişe götürdü

Kitabın dördüncü öyküsü “Çay Ocağında Karışır Zaman”ı okurken üniversite yıllarına ve öğrencilik günlerime döndüm. MSÜ Edebiyat’ta okuyan arkadaşlar Valide Atik semtiyle Kartalbaba semti arasında bir ev tutmuşlardı. Akşam çay ve sigaralar eşliğinde başlayan sohbetlerimiz, çoğu zaman sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanırdı.

Mükrimin Halil Yinanç’ın Marmara Kıraathanesi’ne takılanları tasnif ederek kullandığı “nizam-ı âlem taifesi”nden, yani devleti kurtaranlar cümlesindendik biz. Yinanç Hoca üçe taksim ediyor ve “nizam-ı âlem taifesi”, “şiş taifesi” ve “esafil-i şark” taifesi şeklinde sınıflandırıyor Marmara’daki insanları. Sezai Karakoç’un Hatıralar’ında kaydettiğine göre; şiş taifesi kahvede oyun oynayanları, esafil-i şark meczupları ifade ederken, nizam-ı âlem taifesi ise her gece a’dan z’ye memleketin bütün sorunlarını teşrih masasına yatırıp, bitmez tükenmez konuşmalarla sorumlu sorumsuz herkesi eleştirenleri simgeliyor.

Bu arada yeri gelmişken üstadın hatıralarının ayrıntı deryası olduğunu ifade edelim. Ve bir dileğimizi de buradan ifade etmiş olalım. Sezai Karakoç, hatıralarını günümüze kadar getirse ve bütün bu hatıralarını bir kitap halinde yayınlasa. Bilindiği üzere Sezai Karakoç, hatıralarını “Hatıralar” başlığıyla Diriliş dergisinin 7. döneminin ilk sayısından itibaren yayınlanmaya başlamış ve 130 sayı sürmüş. 1988–89–90 ve 91 yıllarından yayınlanmış haftalık Diriliş dergilerinden yer alan bu hatıraların edebiyatımıza ve genç okurumuza öğreteceği çok şeyin olduğuna inanıyoruz.

İşte sohbetlerimiz sabahın ilk ışıklarıyla aydınlandığı için sabah namazı için Valide Atik Camii’ne gidiyorduk. Namazdan sonra arkadaşlarla ilk müşterileri cami cemaatinden müteşekkil bir çay ocağına giderdik. Bu öykü işte bunları, geçmişte yaşadığım tatlı anları anımsattı bana. Bir öykü için bunun yani bize kendi yaşantımızdaki güzellikleri yeniden yaşatmasının önemli olduğunu ifade etmeliyim.

Yıldırım Türk, Ayrı Düşmüş Zamanlar“Çay Ocağında Karışır Zaman”da, gördüğü rüya üzerine hidayet güneşiyle aydınlanan ve etrafını aydınlatan Mustafa Amca’nın hayatını, bir çay ocağını mekân tutarak anlatıyor anlatıcı. Nerede o eski mekânlar dedirtircesine insanın içine sıcaklık ve içtenlik düşüren bir öykü olmuş.

Öykülerde dikkat çeken ilk şey dil sevgisi

Kasiyer Kız” hikâyesinde toplumun ahlakî yapısından tutun ekonomik yapısına kadar birçok özelliğine değinilmiş ve bunlar inceden inceye eleştirilmiş. Kasiyer kız üzerinden adeta toplum anlatılmış. Her alışveriş merkezi toplumun küçük bir izdüşümüdür. Her çeşit insanın bulunabileceği bir yerdir alışveriş merkezleri, marketler. Aylık alışverişi yapanların yanında, bir su almak için gelenlerin de bulunduğu bir mekândır. Kasiyerler de buraların nabızlarını tutarlar. çünkü müşterilerin hepsi bütün sıkıntılarını dertlerini, isteklerini, arzularını kasiyer kızlar aracılığıyla ifade ederler, onlara yansıtırlar. Toplumun bu anlamda muhatabı kasiyer kızlardır. Ortalıkta gezinen ve adına müdür denilen elemanlar ise –sözde- asayişin berkemal olup olmadığını kontrolle meşguldürler. Fakat hiçbir sıkıntıya ne maruz kalırlar ne de muhatap olurlar. Elleri ceplerinde etrafta dolaşıp dururlar.

Benim de uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir konuydu kasiyer kızları anlatmak. Ancak benim yazmayı düşündüğüm öyküde trajedi olacaktı. İroninin de bulunduğu bir anlatımla ifadelendirmeye çabalayacaktım kasiyer kızların psikolojilerini. Hayırlısı…

Yıldırım Türk bir edebiyat öğretmeni. Öykülerinde de otobiyografisinden beslenmiş. Birçok hikâyesinde kahraman olarak öğretmenleri ve öğrencileri görmek mümkün.

Gerek “Borç”, gerek “Ayrı Düşmüş Zamanlar” adlı öykülerini Yedi İklim’de okumuştum. Bu öykülerde dikkat çeken ilk şey Yıldırım Türk’teki dil sevgisi ve dili kullanmadaki yetkinliğiydi. Dili çok iyi kullandığı, kelimeleri özenle seçtiği, cümle çatılarını çatarken dikkatli olduğu göze çarpıyordu. Klasik bir anlatıydı onunki. Kitap bitince öykülerin tadı ve lezzeti daha bir belirginleşiyor. Yıldırım Türk öykülerinde kusur bulabilmek için bîinsaf olmak gerektiğini iddia etmek, onun öyküye ne kadar önem verdiğini göstermek için kâfidir herhalde.

 

İsmail Demirel yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 16:01
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
kübra
kübra - 6 yıl Önce

Kusursuz bir eser.Hocamdan beklediğim güzellikte bir kitaptı.

banner8

banner19

banner20