Yılanları oynatacak büyük arifleri bekliyoruz

Camiden çıkıp tam hizasına oturuyoruz. Nerdeyse gene içindeyiz o maneviyatın. Ağaçlar, biz, muhteşem bir hendese ve Yitik Cennet…

Yılanları oynatacak büyük arifleri bekliyoruz

Mustafa Nezihi, cuma ikindi sonraları Yedi Hilal'de devam eden Yitik Cennet okumalarının açtığı uzun yoldan yürüyerek kaleme aldığı bazı düşüncelerini bizimle paylaşıyor. Her bölümle birlikte veya bölümün bitişinden sonra böyle paylaşımlarda bulunmak için sizden dua bekliyor.Yedi Hilal Yitik Cennet Okumaları

Ağaçlar, biz, canımın aktığı cami ve Yitik Cennet!

Camiden çıkıp tam hizasına oturuyoruz. Nerdeyse gene içindeyiz o maneviyatın. Ağaçlar, biz, muhteşem bir hendese ve Yitik Cennet… En çok yılanda kıvranıyor anlayış melekemiz. Öyle zorlanıyoruz ki, cennetin kıyısına sür/gün yemişçesine bir belirsizlik ve tedirginlik kaplıyor ruhumuzu. İkindi güneşi denizde oynaşıyor. Bir kaç zaman/hafta geçmiş oluyor ama henüz Nuh Nebi gemisini inşa etmemiş. Çünkü daha yeni kaskatı toprağa düşmüşüz. Fakat satırlar arasında gezindikçe anlıyorum düşüşün bir yücelme/yükselme imkânıyla bahşedildiğini.

Cennetin peşindeki nice muhakkikle!

Sezai Karakoç’un her bir cümlesini okudukça yol genişliyor ve uzuyor. Masada başka kitaplar da var. Biz Kur’an’la başlamıştık. Meleklerin ‘Seni tesbih edip yüceltiriz. Biz ancak senin bize öğrettiklerini bilebiliriz. Sen ise her şeyi Bilen Hakim’sin.’ nidasıyla… Tevekkülün İncelikleri’yle İbn Ataullah İskenderi, Ruhu’l-Beyan’la İsmail Hakkı Bursevi, Füsus Hikmetleri’yle Şeyh-i Ekber ve şarihleri yanımızdalar. Bir isim daha var ki onun hikâyesini, Sezai Karakoç ile nasıl aynı kaynaktan içtiklerini ve nerdeyse aynı kelimelerle hakikat incilerini sırlı bir şekilde ruhlara serptiklerini bir başka zaman anlatmayı düşünüyorum. Şimdilik Sema'ni ve Ravhu'l-Ervah (Ruhların Tazelenmesi) diyelim heyecan ve sevincimizi zaptederek. Attar ve Mevlana zaten Cennet’teler.

Yedi Hilal Yitik Cennet OkumalarıDünya lambasının yanması için...

Buğday da bir tohum olarak cennette. Mutluluk içinde bir mutsuzluk gibi, sükûnet içinde bir ihtilal tohumu gibi. Dünya lambasının yanması için Adem’in  o yasak yemişe dokunması gerekiyordu. Bu onun alınyazısıydı. Bütün azapların torbası gibi Adem’in iştihasının karşısında asılı duran buğdaya kalbimiz dokununca; torba patlıyordu.

Çetinliği bunca güzel kim anlatabilir?

‘Ruh gecesinin yedi katlı karanlığına batmamış yürek’ bilemez düşüşün tadını. Düşüşten sonraki yüceliş için bir çile saatidir bu toprakta yaşam. Sarsılan ve ayağı sürçen insandır hakikatlara kurban gibi baş uzatan, Tanrısal bıçağın parıltısını gören, akmadan evvelki kanın şırıltısını işiten.

Burda benim için Sezai Karakoç portresi giriyor sahneye: Çünkü o şırıltı daima kulaklarında. Bütün zorluklara ve sınanmalara rağmen o şırıltı sayesinde hayatı ve sözleri bayatlamıyor. Her an taze ve yeniler. Nerdeyse her satırında bir müminin anlatışının yüceliği, güzelliği ve itinası var. Aslî ve mutlak şer yok. “Bunun içindir ki, Adem’in suçu görünüşte bir suç, düşüşü görünüşte bir düşüştü. Aslında yücelik kaderi böyle bir çetinliğin içine gömmüştü Adem’in geleceğini. Bu çetinlik de melamet dervişlerinki gibi bu kaderi suç, günah ve düşüş perdeleriyle maskeliyordu.” İşte bir zelle'nin nasıl anlatılabileceğine, hürmetle Kur'anî hakikatlerin nasıl ifadelendirilebileceğine dair bir örnek. Hem teslimiyet, hem kavrayış, hem incelik, hem tazelik, yenilik ve ikna.Yedi Hilal Yitik Cennet Okumaları

Edebiyat sarhoşluğu ve aldanışından nasıl kurtuluruz?

Bambaşka başlayışların ve bitirişlerin ustasıdır Karakoç. Büyük buluşçu. Nasıl Allah her an bir işte, bir şe’nde, yaratma halindeyse; tekrar ve bıktırıcılık yoksa, her anın farklı bir bağlamı ve yeniliği varsa; O’nun bu güzel kulu da Sani’in kendisine bahşettiği kesbî ve vehbî özelliklerle kağıt üstünde-kelimelerle ruh ve can üflüyor düşmüş medeniyetin insanlarına. Yabancı ve yalancı şafaklarla aklı ve kalbi bulanmışlara, karışmışlara cennet misal medeniyeti anımsatıyor her daim. Nasıl Adem şeytanla karşılaştıysa; uygarlık da başka uygarlıkların soluğuyla karşılaşacak diyen Karakoç, sonrasında yaşanan edebiyat sarhoşluğundan ve aldanışından Adem ve Havva tövbesine ve inanç özüne dönerek kurtulmanın mümkün ve gerekli olduğunu söylüyor.

Aşk: Gönlün alınteri!

Som inancın umuduyla ruhuna ‘sen de kendi Ademin olabilirsin’ diye sesleniyor. Ölüm gelmeden önce ölümü aşmanın yolunu gösteriyor: Ölümün şartlarına bürünmekle! Uygarlığın son çocuklarına da sesleniyor bölümün son cümlelerinde. O öze dönün ve onu yeniden ihya edin diyor. O zaman gönlün alınteri olan aşk yönetecek sizi. Şeytan veya şeytani sistemlerin hiçbiri size engel olamayacak.

Mustafa Nezihi kitabın dipdiriliğinde dirilmek istiyor

Yayın Tarihi: 15 Ekim 2012 Pazartesi 12:37 Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2019, 17:35
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
....
.... - 9 yıl Önce

Ariflerin büyüklüğünü anlamak için bakan değil gören göz lazım.

banner26