Yenilmek hiç bu kadar iyi gelmemişti

"Ali Ayçil’in ‘Yenilgiden Dönerken’ kitabını biri okumak için isterse veremeyeceğim" diyor Fatma Kebire Hanım.

Yenilmek hiç bu kadar iyi gelmemişti

Bazen içimiz daralır, kafamız karışır, hayat tatsızlaşır ve sebebini bilmediğimiz bir sıkıntı çöreklenir yüreğimize hani. “Sorumluluklarımızın, yaşadıklarımızın ağırlığından” deriz. Ya da sebebini biliyoruzdur da kendimize, etrafımızdakilere itiraf edemiyoruzdur. Bazen de gerçekten bir şey yoktur ortada dile getirilecek ama kimseyle konuşasınız da yoktur.

Duygularını saklayamayan biriyseniz telefonla konuştuğunuz bir dostunuz bile sesinize geçen hüzünden hemen sezer ve işte yandığınız andır o an. “Neyin var” diye sorduğunda, “hiç” filan der, geçiştirmeye bakarsın; sonra baktın kurtuluş yok, düşüncelerinden bahsedersin. Arkadaşın teselli eder, “o kadar düşünecek ne var arkadaşım tırlatacaksın yakında, boş ver.” Böyle vakitlerde şu “dünya yıkılsa umurunda olmayan insan” cinsinden olmayı arzu ediyorum. Hani şu gamsız dediklerinden. Ama ne mümkün, olmuşuz olacağımızı. Kimine göre sudan sebeplerdir, kafaya takacak bir şey yoktur zaten.Ali Ayçil, Yenilgiden Dönerken

Seninki de dert mi?

Hele annem görse hali pür melalimi, “size de rahatlık batıyor, tarla yok, bahçe yok, yediğiniz önünüzde yemediğiniz arkanızda, bir kuru kafanız var, biz kaç kişinin gönlünü yapmaya uğraşıyorduk” diye devam eder gider çok haklı olarak. Arkadaş sohbetlerinde çoğumuzun annesinin geçmişinde türlü çekmişlikler olduğundan, bizim zamanımızdakileri savunan bazı arkadaşlar, “tamam onların zamanında çok ağır şartlar varmış ama bizim de farklı problemlerimiz var” cümleleriyle sürdürür konuşmasını ve onlara da hak vermekten alamazsınız kendinizi. Sonra yeryüzünün farkı bölgelerinde haklı sebeplerden ötürü acı çeken ve sürekli katlanan zulümlere maruz kalan insanları hatırlarsınız. Utanırsınız o vakit kendinizden ve insanlığınızdan, “seninki de dert mi? Yuh!” Daha çok kederlenirsiniz acizliğinize; gözyaşlarınız ikiye, üçe katlanır. Dualarınız çoğalır ve bir çıkış, bir ferahlık umudunuz bakidir.

Fatma Barbarosoğlu tavsiye etmişti ama henüz okumamıştım

“Her şeyin bir vakti var” deriz ya. Bazı kitapların da okunma vaktinin olduğuna inananlardanım. Aslında eskiden, “tüh ben bu kitabı şimdiye kadar nasıl okumadım” diye hayıflanırdım. Sonra kendime edindiğim bir teselli cümlesi buldum. Ahlayarak bir sonuç elde edemeyeceğimize göre, “vakti gelmemiş kardeş, kitaptan nasiplenmem ancak şimdi olacakmış. Ona tam da ihtiyacın olduğunda Allah senin önüne çıkarıyor zaten, panik yapma, sakin ol.”

Ali Ayçil, Yenilgiden DönerkenBen böyle düşünceli düşünceli, kitaplığımın önünde “acaba ne okusam şu anki ruh halime iyi gelir” diye gözlerimle kolaçan ederken, bir kitabın bana diğer arkadaşlarından daha fazla gülümsediğini fark ettim. Belki de kendimi hayata karşı çok yenik hissettiğimden elim Yenilgiden Dönerken’e (Timaş Yayınları, 2011) uzandı. Aslında kitap bana, “sana iyi geleceğim, lütfen beni oku” dedi ama şimdi buna kimse inanmaz biliyorum. Sevdiğim bir yazarın (Fatma Barbarosoğlu) tavsiyesi olduğundan aldığım fakat daha önce “vakti” gelmediği için, iyi ki okunması şimdiye kalan bir kitap.

Ali Ayçil’in ilk kitabı bu okuduğum

Daha önce Ali Ayçil’in hiçbir kitabını okumak nasip olmamıştı. Yani bu yazarla tanışmama vesile olan ilk kitabı. Kitabı okumaya başladığımda yanıma kalem almadığımı geç fark ettim. Lakin onu bile almaya mecal bulamadım kendimde. Bir müddet okuduktan sonra, “yok, artık daha fazla dayanamayacağım” diyerek kalem almak için fırladım yerimden. Zira öyle cümleler var ki bu kadar mı insanın içini okur, temas eder duygularına ve yolculuğa çıkarır mütemadiyen, anılarını tazeler, gözlerini yaşartır ve yer yer tebessüm ettirir. Kalemi aldım ve başladım çizmeye fakat neredeyse altı çizilmedik satır kalmadı gibi diyeyim. Siz anlayın nasıl bir kitap olduğunu. Yani yazar düpedüz altı çizilecek satır değil, olduğu gibi altı komple çizilecek bir kitap yazmış bana kalırsa. Şimdi bir kaçını alıntılardım cânım güzel cümlelerin ama hangi birini yazayım. Hepsi birbirinden güzel ve anlamlı.Ali Ayçil, Yenilgiden Dönerken

Yazarla hasbihâl

Yazar kitabın bir bölümünde bütün kitaplarını istisnasız okuduğu bir yazarla adeta konuşur gibi içini dökmüş. “Acaba” diyorum, “ben de dolaylı yollardan kitabı anlatacağıma kitapla alakalı hissiyatımı direkt yazarla konuşur gibi anlatsam nasıl olur.” “Evet, iyi olur” dediğinizi farz ederek devam ediyorum (Zaten başka seçeneğiniz de yok):

Sayın yazar, henüz ilk kitabınızı okumuş olan bir okuyucunuz olarak yok deneme tarzında, yok hikâye tadında, yok bilmem ne kıvamında diyerek hüküm biçecek yetkiye ve bilgiye sahip değilim ne yazık ki. Sade okuyucu yani sadece okuyucu olarak diyebilirim ki, kitabı bitirdikten sonra şöyle düşündüm. Aslında çoğu zaman her birimizin aklından geçirdiği, kimi zaman yüzleşme cesareti gösteremediğimiz, kendimize bile itiraf edemediğimiz ya da bazen insanlara “delice” gelen düşünce kırıntılarımızı siz bir araya getirip yazma cesaretinde bulunmuşsunuz.

Bu kitabı okuyup da kendi geçmişinde bir ize rastlamayan olamaz gibi. O halde her okuyucuyu farklı serüvenlere çıkarmaya aday bir kitap. Kitabı okuduğum esnada nerelere gidip geldiğimi, kaç mevsim yaşadığımı, çocukluğumun kışlarında sabah namazına kaldıran babamın bizlere verdiği kar müjdesiyle nasıl zıplayarak yataktan fırladığımızı, sıcak soba çıtırtısıyla dalınan tatlı uykuları, okul yıllarını vs… Sizin kitapta çokça bahsettiğiniz gidenlerden kalan boşlukları, mesafeleri, ayrılıkları, bıraktığımız temsilleri, aşkları, çocukluğumuzu ve eşyayla olan derin münasebetlerimizi düşündürdü inceden inceyekitabınız…

Ali Ayçil, Yenilgiden DönerkenBazen sevdiğim yazarları niçin sevdiğimi düşündüğümde aşağı yukarı aynı cevaba ulaşıyorum. Kafamda karman çorman, dağınık bir vaziyette arz-ı endam eden cümleleri o yazarların hizaya sokup tanzim ettiğini görüyorum ve “yaşasın yanılmamışım, benim hissettiklerimi dile getirmiş” ya da “Allah’ım deli değilim, deli değilim onlar da benim gibi düşünüyor” diye ilk bakışta çılgınca ve bencilce gibi duran fakat aslında insanın aynı hassasiyetleri paylaştığı ve güvendiği yazarlar tarafından tasdik edilmesinden duyduğu tatlı bir huzur sadece. Sizi memnun eder mi bilmiyorum ama artık siz de bu yazarlardan biri oldunuz. Yani içimi okuyup, cümlelerimi hizaya sokanlardan.

Ayrıca kitabınızda mevzu bahis ettiğiniz yazarları ve kitapları da not etmeden duramadım. Ben böyleyim işte, kitabını sevdiğim bir yazara güvenirim de. Şunu okuyun dese, bulup buluşturup okurum hemen. Zaten sizin kitabınızı da böylelikle edindim. Yoksa hiç kitabını okumadığım bir yazarın kitabını almaya cesaret edemem. Tescillenip, onaylanmışları henüz bitirememişken ömür kısa vakit dar.

Yazarım, (artık yazarımsın, unuttun mu yoksa) şimdi sana bir itirafta bulunacağım. Bunu nasıl yaptın bilmiyorum ama kitapta satır aralarında anlattığın kadınların hal ve durumlarını ve olaylara karşı takındıkları tavrı, geçirdikleri duygusal dönüşümleri son derece yerinde tespitlerle, harikulâde yazmışsın. Bu derece hakkıyla değerlendirme yapıp, tam isabet yazanlara pek rastlayamıyoruz maalesef. Son olarak bu kitabı okuduktan sonra, şimdiye kadar çıkmış bütün kitaplarını alıp okuyacağıma ve bundan sonra da yazacağın tüm kitapların çıkar çıkmaz okuyucusu olacağıma söz veriyorum.

Bu kitabı kimseye veremeyeceğim

Kitabı bitirdim evet hatta başka bir kitaba bile başladım. Ancak Yenilgiden Dönerken hâlâ yanımda ve ara ara açıp doyamadığım cümlelere tekrar dönüyorum. Galiba bu kitabı biri okumak için isterse veremeyeceğim. Vermekte en çok zorlandığım şey zaten kitaplarım; özellikle de böylesine ayrılınca üzüleceğimi, yokluğunu hissedeceğimi bildiğim kitaplarım. Çünkü onlar rafta durduğu yerden bakıp bana göz kırpınca ılık bir tebessüm önce yüzüme yayılacak ve sonra içimi ısıtıp beni ferahlatacak. Her zaman olduğu gibi.

F. Kebire Gündüz Karaaslan, kendisine iyi gelen kitabı yazmaya doyamadı

Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2019, 10:35
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ayşegül A. S.
Ayşegül A. S. - 7 yıl Önce

Ali Ayçil'i okurken insan aynada kendisiyle gözgöze geldiğini bir anda farkeder. Bu delirmişler arasında olmanın şükrü müdür yoksa senin aldığın nefesten, ettiğin sözden, kemiren düşüncenden... başkalarında olduğu da sezip boğazına tıkanan nefesini salıp rahatlayıvermek midir bilinmez. bütün kitaplarını okumuş biri olarak "Caviz Sandıklar ve Para Kasaları"nın evlatlar içinde Yusuf olduğunu düşünenlerdenim. İyi geldiği için anlatılmaya doyulmayacak nice kitaplara...

derda
derda - 7 yıl Önce

"Sur Kenti hikayeleri"ni okuduğum zaman kendimden geçmiştim.Öyleki kitabı iki kere okudum.Ali Ayçil insana iyi geliyor:)

banner19

banner13