Yazarların, Entelektüellerin Aşklarından ve Evlilik Hayatlarından Kesitler

Yazarların, entelektüellerin aşklarından ve evlilik hayatlarından kesitler sunan 'Sağ Yanımda Aşk' itina ile hazırlanmış, oya işler gibi çalışılmış güzel bir çalışma. Gülcan Tezcan'ın bu kitabını Recep Şükrü Güngör değerlendirdi.

Yazarların, Entelektüellerin Aşklarından ve Evlilik Hayatlarından Kesitler

Yazarların, sanatçıların eşleriyle tanışmaları, evlenmeleri, uzun süren evlilikleri ve sonrası merak edilir. Gelgeç aşkların yaşandığı günümüzde uzun ömürlü aşklar ve evlilikler alkışlanmış, övülmüş, takdir edilmiştir. Bu babda Müslüm Gürses’in evliliğine her zaman imrenmişimdir. Sanat dünyasında böylesine sadakatle evlilik yaşayan nadirdir. Yazarlar arasında da böyledir bu durum. Halit Refiğ, Mehmet Akif, Cemil Meriç, Cahit Zarifoğlu, Ahmet Kabaklı, Ergun Göze ve ressam Utku Dervent’in evlilikleri bu minvalde numune olacak evliliklerdir. Eşlerine aşkla bağlıdırlar ve eşler de onlara canlarını verecek kadar sadakat içindedirler.

Gülcan Tezcan’ın kaleme aldığı Sağ Yanımda Aşk kitabı Erdem Yayınları’nca okura sunuldu. Kitabın araştırmacı bir gazetecinin kaleminden çıktığı dikkatlerden kaçmıyor. Sayfalarını karıştırırken bile kitabın renkli, çeşnili oluşu göze çarpıyor. Sayfanın genişliği ve sayfa kenarlarına düşülen notlar eseri daha bir ilgi çekici hale getiriyor.

Yedi aşktan yetmiş kat sevgiye

Sağ Yanımda Aşk, yedi şahsiyetin aşkını ele alıyor: Gülper Hanım ile Halit Refiğ, Berat Hanım ile Cahit Zarifoğlu, İsmet Hanım ile Mehmet Akif Ersoy, Meşkure Hanım ile Ahmet Kabaklı, Fevziye Hanım ile Cemil Meriç, Şirin Pancaroğlu ile Utku Dervent, Hicran Hanım ile Ergun Göze. Sunuş yazısına Deniz Gezmiş’ten “Aşırı solcudur aşk. Bu yüzden insanların sol yanını hedef alır. Ve aşk, bu kadar solcuyken içinden sağ çıkmak imkansızdır.” cümleleri alınmış. İronik bir yaklaşım var burada. Kalbin sol yanda oluşuna bir gönderme. Sözü söyleyenden ötürü ideolojik bir tavır gibi görünse de aslında cümle tamamen aşkın vücudumuzda bulunduğu yere işaret ediyor ve bizi gülümsemeye zorluyor. Kitabın ana fikri şudur: “Aşk imiş her ne var âlemde”

Kaderi bir sürgünlük

Mehmet Akif Ersoy’un İsmet Hanım’la nasıl tanıştığı, onu nasıl istedikleri anlatılmamış. İsmet Hanım’ın Veznedar Mehmet Emin Bey’in kızı olduğu, görgülü, kibar bir İstanbul hanımefendisi olduğu belirtilmiştir. İsmet Hanım, Akif’in zarafetine, şairliğine uygun şekilde yetişmiş bir hanımdır. Akif’i anlayacak, kabul edecek ve taşıyacak ruh olgunluğuna sahiptir. Sürekli taşınmaları onda bir yıpranma oluşturur ama asla şikâyet etmez. Çocukların “yine mi taşınıyoruz” serzenişlerine karşı, “bir yıl oldu buraya geleli” diyerek olgunluk gösterir. Akif Anadolu’ya geldiğinde Milli Mücadele yıllarında çocuklara bakar tek başına ve daha sonra çocukları alarak kendi de gelir.

Akif’in Mısır günlerinde yanında İsmet Hanım vardır. Kızlar, oğlanlar evlenmiş, kendi hayatlarını kurmuştur ama bir anne için evlatlarının yaşadığı ülkeyi bırakıp gitmek kolay değildir. Orada mektupla haberleşirler ama hasret mektupla sönmez ki. Ülkeye Haziran 1936’da dönerler. Akif’in ismine şiirler yazdığı torunu Ferda dedesini Mısır Apartmanı’nda hasta yatağında görür. Akif’in bütün zamanlarda yanında İsmet Hanım vardır ve Akif’le kaderleri sürgünlükte bile birdir. Çünkü İsmet Hanım Akif’e aşkla bağlıdır.

Yeter ki yaşasın!

Yeter ki sen yaşa diyerek Cemil Meriç’le evlenen Fevziye Hanım, Menteşeoğulları sülalesine bağlı bir ailenin mensubudur. Babasını küçük yaşta kaybetmiş. Kendilerine teyzeleri bakmış. Yoksulluktan okula gidememişler ama Kandilli Kız Lisesi’ne burslu okumak için başvurduklarında Fevziye meramını kendi dile getirmiş ve cesaretini, zekâsını takdir eden milli eğitim müdürü onu ve ikizini hemen okula kabul etmiş. Reşat Nuri o okulda öğretmenleriymiş. Hocalarına hayranmışlar ve “Çalıkuşu” olmak istiyorlarmış. Öyle de olmuş. Sivas’ta öğretmenlik yaparken cesaret verdiği öğrencilerden biri Şişli Etfal Hastanesinin başhekimi Fikret Pamir, biri de Yıldız Holding’in kurucusu merhum Sabri Ülker.

Fevziye Hanım, idealist, zeki bir kadın. Soran, sorgulayan bir yapıya sahip. Cemil Meriç’le tanıştıklarında içindeki tufanı dindirecek adamı bulduğunu düşünür ve dediği gibi de olur. Cemil Meriç, okuyan, sürekli okuyan bir adamdır. Bir akşamüzeri “ışıklar mı söndü” dediğinde gözlerinin artık görmediğini anlar. Ama ona belli etmeden onu teselli etmeye, tedavisini takip etmeye devam eder. Bunun için Paris’e götürür eşini ama Paris dönüşü Cemil, gönül gözünü açmıştır. Kocasını, Hatay’a akrabalarının yanına gönderir bir süre. Rahatlasın, farklı ortamda bulunsun ister. Ama Cemil orada bir İngilizce öğretmeni ile tanışır. Fevziye Hanım, sırf Cemil’in mutluluğu için o tanışıklığa ses çıkarmaz, hatta bazen mektubunu kendi yazar. Sırf yaşaması için yapar bunu. Gözleri görmez olduktan sonra Fevziye Hanım hem evin hanımıdır hem de kocasının sekreteridir. Sonra öğrenciler, gençler gelir sekreterlik yapmaya. Oğlu Mahmut Ali ve kızı Ümit de sekreterlik yaparlar. Ev kalabalık oldukça yemek, çay, ikram… Fevziye Hanım bunları sorun etmez ve kocasının huzuru için canla, başla çalışmaya devam eder. Aynı yıl vefat etmişler. Ama Fevziye Hanım, Cemil Meriç’ten önce yummuş gözlerini. Cemil Meriç için yıkım olmuş bu adeta. Kızı Ümit teselli etmiş: “Ebedi hayatta gözleriniz yeniden görmeye başlayacak.” Bu cümle onu ayakta tutmuş.

Yarım kaldım

Ergun Göze de Sivas’tan İstanbul’a hukuk okumaya gider. Hem çalışır hem okur. Fakültede fikir peşinde koşmayanlara “çaycılar” denmektedir. Ergun ve Hicran onlardan değildir. Hicran Hanım babasını küçük yaşta kaybetmiş, babalığı Burhaneddin Bey’in elinde iyi yetişmiş bir kızdır. Öz babası gibi itina göstermiştir adam. Ergun Bey’le tanışıklığını duyunca onaylamaz. Ama Hicran Hanım kalbinin sesini dinler ve Ergun Bey’le daha öğrenci iken evlenirler. Tek odalı evlerde kalmaya, yoksul yaşamaya taliptir Hicran Hanım aşk uğruna. Ergun Göze idealist bir adamdır. Hicran da onun bu yönüne âşıktır. Sivas’a, Diyarbakır’a taşınmak zorunda kaldıklarında ailesi onun bu aşkına şaşırır. Ama Hicran Hanım kocasının peşinde her yere gidecek karakterde sağlam bir kadındır.

Dönüp dolaştıktan sonra İstanbul’a yerleşirler, ömürleri burada tamama erer. Yavrutürk dergisinin adını verdikleri kırtasiye dükkânı açarlar ama bir süre sonra kapatmak zorunda kalırlar. Ergun Bey eşine âşıktır. Almanya’da kaldığı günlerde mektuplar gecikince “Yoksa beni üzmek mi istiyorsun” diyerek sitem eder. Ergun Göze’nin vefatından sonra Hicran Hanım hatıralarını Ergun Göze İle Elli Beş Yıl adıyla kitaplaştırır, “Vatan kurtarmaktan ailesini kurtarmaya vakti olmadı” dediği adama özlemini “Yarım kaldım sen gidince” diyerek dile getirir.

Kitapta Gülper Hanım ile Halit Refiğ, Berat Hanım ile Cahit Zarifoğlu, Meşkure Hanım ile Ahmet Kabaklı ve Şirin Pancaroğlu ile Utku Dervent arasındaki aşka dair de ilginç, güzel ayrıntılar yer alıyor. Gülcan Tezcan, bu kitabında yer yer kurgu katarak sanatçıları ve eşlerini anlatıyor. Eser bir miktar kurgusal eser özelliği taşıyor. Bir yandan da röportaj ve haber metni özelliği taşıyor. Bu bakımdan Sağ Yanımda Aşk kitabı çok anlatımlı, çok yönlü bir eser özelliği kazanmıştır.

Gülcan Tezcan, Sağ Yanımda Aşk, Erdem Yayınları

 

Recep Şükrü Güngör

Yayın Tarihi: 23 Ocak 2018 Salı 12:48 Güncelleme Tarihi: 26 Ocak 2019, 23:05
banner25
YORUM EKLE

banner26