Yazarın içindeki taptaze kimya nedir?

Yıldız Ramazanoğlu, Ali Şeriati'nin sorduğu gibi soruyor; yazarın her kuşağı heyecanla içine alan eserlerindeki taptaze kimya nedir?

Yazarın içindeki taptaze kimya nedir?

Rasim Özdenören için bu yıl birçok onur günü tertip edildi. Peki, nedir yazarın her kuşağı heyecanla içine alan eserlerindeki taptaze kimya? Özdenören'in ilk okuduğum kitabı olan Hastalar ve Işıklar da “Çark” adlı bir öykü var. Kitap 1967'de yayınladığında yazar yirmili yaşlardadır. Ancak hayat tecrübesinin içinden süzülüp gelebilecek olgun yaşta birinin dillendirebileceği bir hissiyatı aktarmaktadır genç yaşta.

“Ama teslim olmayacaktı, hayata teslim olmayacaktı”Rasim Özdenören, Hastalar ve Işıklar

Sonu gelmez dolaşmalardan sonra yorgun düşen, bitip tükenmek bilmeyen yolculuklarla dolu bir günün sonunda uykuya dalan gencin rüyası onun geleceğidir aynı zamanda: "Boynuna ilmiklenmiş bir halatla görünmez, gücüne karşı konulamaz bir el, onu uçurumun kenarından aşağılara çeker, o anda artık yardımını umabileceği kimsenin kalmadığını da yeisle görürdü.  Yaşaması için bir mazeret aramaktan caymıştı, o koşuşlar, korkular, düşüşler, üşüyüşler tüketmişti onu, bıktırmıştı... Ama teslim olmayacaktı, hayata teslim olmayacaktı. Belki ölüme…"  Böyle diyordu genç adam.

Zihin dünyamızda muhkem yerleri olan yazarların tek başlarına bir ilkenin, inancın ve sualin peşinden gitme istidatları var. Ali Şeriati, "bir mum sönünce ışığı nereye gider" sorusunun peşinden gittiğini söyler. Garaudy de 1933'de tam yirmi yaşındayken "Hayatta yapmam gereken nedir?" sorusuyla hayatın içine fırlatılıp atıldığından bahseder. Bu dünyanın manası bir cümlenin peşine takılmak, belki de olması gereken bu. O yıllarda Hitler iktidara yürümekte, dünya allak bullak olmaktadır. Yapması gerekenin ne olduğuna dair ne çok şey vardı kafasında ama asıl mesele her şeyden önce kendini hesaba çekmekti. Özdenören de hayata teslim olmayacağını söylemişti yazma yolunun daha en başında, kendini bir ilkeye bağlarcasına.

İçindeki yazılar nasıl da verimli beyin fırtınalarına yol açtı, unutulacak gibi değil

Rasim Özdenören, İmkansız ÖykülerOnun sadece hikâye yazdığını düşünmüyorum; düşüncelerimizin amansız salınımlarının, alt üst oluşlarımızın, toplumsal değişme sancılarımızın, Müslüman kalma mücadelemizin ve bu uğurdaki tartışmalarımızın yazarı olan Özdenören’in, bu yüzden birçok kitabı el kitabı oldu. Bize bir hikâyemiz olduğunu gösterdi çünkü. Aşkın Diyalektiği’ni, İmkânsız Öyküler'i ve daha nice kitaplarını birçok gencin kütüphanesinde görmek mümkün mesela.

Üniversite öğrencisi genç kızlar bir kitap seçtiklerini ve birlikte tartışarak okumak istediklerini söylediler bir gün. Özdenören'in Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler kitabıydı ve aslında seksenli yıllarda okumuştum ve tekrar okuduğumda ne kadar güncel olduğunu fark ettim. İlk baskısı 1985'de yapılan kitabın elimizde 2003'teki 12. baskısı vardı ve biz onu şimdi yirmili yaşlardaki gençlerle yeniden okuyorduk.

O gün ne kadar tartışmalı geçti ve içindeki yazılar nasıl da verimli beyin fırtınalarına yol açtı, unutulacak gibi değil. Kitapta dünyanın Müslüman entelektüellerini hâlâ meşgul eden en çetrefil konular gündeme alınmış ve yol haritası kesin bir dille gösterilmişti. Yazarın gıyabında her satırını tartışıyorduk doğrusu. Bu kitap İslamî düşünce bakımından genetik bir şifrenin açılımı gibiydi. Teorinin yaşanan gerçekliğe aktarılırken nasıl da helozonik yollar izlediğini fark ettiriyordu. Hayat içinde İslamî pratiklerin handikaplarına ve savrulmalara tanıklık etmiş bir kişi olarak, gençlerle birlikte birçok meseleyi en baştan ele almak çok öğreticiydi benim için de. Hidayet, kötü bir dünyada iyi Müslüman, İslam’ın diyalektik yapısı gibi birçok can alıcı konuyu konuşabilmiştik kitap üzerinden. Hacmi küçük ama içeriği bereketli bir kitaptı doğrusu.

Özdenören'e göre fiziksel hicret bir defaya mahsustu, oldu, bitti; ama bugün yapacağımız hicret, zihinsel olan…Rasim Özdenören, Müslümanca Düşünme Üzerine Denemelr

Aslında yazarın bütün yazdıkları kendi söyleyişiyle “Bir İslam Ülkesi Rüyası” için. Yaşadığımız yüzyılın başlarına kadar asırlar boyunca yaşanmış bir tecrübeden yararlanarak zihinsel devrim öngörüyor yazar. Büyük düşünmek için ütopyacı olmak gerektiğini söylüyor. "İnsanlar acaba nasıl bir ülkede yaşamak ister? Dört baştan bir cenderenin baskısı altında yaşamak hoşlarına gider mi?" sorularını soran yazar, ancak ütopyanın hayal ufkumuzu sonsuzluğa açacağını anlatır. Ufka doğru genişleyen sınırları ideolojinin dar kalıpları arasına sıkıştırmaya kalkıştık mı, büyük düşünmek isteyenlere zindanın yolunu göstermiş olacağımıza işaret eder.

İslam dışı bir toplumda yaşayıp arkasından da İslam dışı toplumun getirdiği problemlere İslam'dan cevap almaya kalkışmak hatadır ve İslam'ın yürürlükte olduğu zemine basabilmemiz için öncelikle birey buna talip olmalı. Bireysel olarak talip olmanın gerek şartı da 'zihinsel hicret'tir. Özdenören'e göre fiziksel hicret bir defaya mahsustu, oldu, bitti; ama bugün yapacağımız hicret, zihinsel olan. İşte daha yirmili yaşlarda “Çark” hikâyesinde 'hayata teslim olmamak' dediği ve yaşamı boyunca izlediği yol budur yazarın.

Bu, kadere başkaldırıyı değil iradeyi ve sahih sözün vücut bulmasını işaret etmekte. Bizim hikâyemiz devr-i cahiliyeden devr-i İslam’a geçmek için sözün çokça sarfedildiği, kuvveden fiile geçmede ise çok katlı zaaflarla malül olduğumuz bir hikâye. Özdenören, altın çağların şimdiki zamanda yeniden var edilmesine yürekten talip olmamızın önemli bir adım olacağının altını çizer bütün yazdıklarıyla…

Yıldız Ramazanoğlu yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2019, 17:48
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13