Yazar Ablalarım!

Bir bayan yazar hakkında yazı yazarken neden iki kere düşünüyorum? Fatma Karabıyık Barbarasoğlu..

Yazar Ablalarım!

Yazar Ablalarım!

 


Bir bayan yazar hakkında yazı yazarken neden iki kere düşünüyorum? Bunun cevabını Türk-erkek-biraz da gerici olmamla açıklamak mümkün belki; ancak Çehov'dan bu yana Batı; İbn-i Tufeyl'den beri de Doğu hikayesine hasta olmamla açıklamak o kadar da kolay değil.

 

Bugüne kadar Cihan Aktaş, Latife Tekin ve Orianna Fallaci dışında bir müennes yazar hakkında yazı yazmış değilim. Ursula Le Guin, Susan Santog, Slvıa Plaht, Füruğ Ferruhzat, Simone, Virginıa Wolf, Nilgün Marmara, Elif Şafak, Bejan Matur... Haklarında ileri geri konuştuğum kraliçe yazarlarım olmalarına rağmen, haklarında yazmadım. Sanırım yazar ablalarım hakkında bir seri yazı yazacağım ve onlara teşekkürlerimi sunacağım.


Fakültenin bir türlü bitmediği yıllardaydı sanırım. Dilimde acı bir tad bırakan bir hikaye kitabı vardı. Rahmetli Ramazan Dikmen'in hikaye kitabıyla birlikte okuduğumdan mıdır nedir, içimde paslı bir
bıçak gibi durur: Acı Deniz! Kitabı bitirdikten sonra, huyumdur, beğenirsem yazarın başka kitabı var mı, diye düşerim yollara.

 

Acı Deniz'in dilimdeki tuzlu tadından olsa gerek, düştüm sahafların
yoluna. Başka kitabı var mı, diye dolaşırken Moda Ve Zihniyet'i buldum. Hemencecik aldım. Daha deli, daha durgun, daha dokunaklı hikâyeler okuyacağım... diye düşünüyordum ki, kitabın bir tez çalışması olduğunu gördüğümde tüm hevesim kırıldı. Ne yalan söyleyeyim kitabı bitiremedim.

 

O günlerde modernizm-postmodernizm eleştirisi kitapları dizmiştim rafa. Ve eleştiri yapan haklı kitaplar da olsa okumaktan kaçıyordum. Acı Deniz'e dönersek eğer... Yazarın hem kadın hem de erkek karakterlerin ruh hallerini veriş biçimi, her iki cinsin de iç konuşmalarını ve duyarlılıklarını tanıması açıkçası hoşuma gitmişti.


Akıllı kadınlar / güçlü erkekler tarzı konuşmaları sevmem! Ancak Fatma Karabıyık Barbarosoğlu akıllı bir sezgiyle yazmıştı hikâyelerini. Birey olan İslamcı kızlar ve oğlanlar, diye başlayan bir cümle kursam altında ben kalırım! Ama Acı Deniz'de öyle bir hal var ki, kahramanlar "birey" olmak için didiniyorlar. Bu bizde sık olmayan bir hal. Kendi sınırlarını bilen insanların hikâyesi ve iç konuşmaları... Bu güzeldi. Çünkü, birey olarak kendini tanımayan âdemler yahut âdem kızları kendilerini bir cemaat yahut dernek ya da herhangi bir topluluk içerisinde eritip aynılaşırlarken, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu hikayelerindeki kahramanlar aynılaşmanın iki adım dışında duruyorlar.


Aynılaşma, herkesleşme anladığım kadarıyla Fatma ablanın sinirlerine dokunmuş olacak ki, gazete yazıları ve denemelerinde "sıradan ve bayağı" olanlara karşı epey yazı yazmış. Annesinin tabiriyle kendini epey "üzmüş". Şahsen o yazıları yazmaktansa, öykülerini daha da çoğaltması taraftarıyım. Zira bir sosyal bilimci olarak bakan o kadar çok insan var ki hayata karşı; iyi bir hikayecinin de bu eleştiri grubunda olması ancak hikayelerinin azalmasına sebep olur.


Gün Akşamsızdır (Ki lirik bir şarkı gibi) ve Senin Hikâyen (Benim ve ötekinin hikâyesinden ziyade kapısında ölülerine ağlayanların hikayesi gibi) bende Acı Deniz'in tuzlu tadından ziyade daha süzülmüş bir dil etkisinden öte bir his uyandırmadı. Öykü kıvamı daha yüksek, üzerinde çalışılmış metinler... Tabi bunları yazarken kötücül bir bakışla klavyeye dokunduğum zannedilmesin: Öykünün yalın hali, ilk hali beni heyecanlandırır. Bu sübjektif -ben bakış açısı.

 

Acı Deniz'deki simit tadını, diğer öykü kitaplarındaki terbiyelenmiş etli yemek tadından daha çok önemsiyorum. Buna biraz da "ilk kitapların bakirliğine duyulan sevgi" diyebiliriz.

 


Fatma Karabıyık Barbarosoğlu mümbit bir yazar. Bu verimliliği sicilinden görmek de mümkün. Bir okuyucu olarak roman yahut deneme tarzı çalışmalarından ziyade öyküleriyle anmak-hatırlamak istediğim bir abla-yazarımdır. Tasavvufi eğitim alanında yüksek lisans yaptıktan sonra moda-modernizm üzerine çalışmış olması ve bu tercihinin yazılarına yansıması da tabiidir.

 

Ama ben yine de keşke... diyorum.

 

 

Zeki Bulduk, yazar ablalarına saygıyla yazdı.

Güncelleme Tarihi: 01 Ekim 2010, 15:06
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali Sözer
Ali Sözer - 12 yıl Önce

Fatma K. Barbarosoğlu'nun Hiçbiryer adlı romanını okumuştum, en son bir kadın yazarın kitabı olarak. Daha sonra nedense yollarımız kesişmedi. Birkaç kitabı alıp okuyayım dedim, sonra başka kitaplar çeldi aklımı.

Bu kadar ayrılık yeter diyorum.

ayşegül genç
ayşegül genç - 12 yıl Önce

öyleyse bu yazıyı okuyup da acı deniz i merak edenlere yazarın "ahir zaman gülüşleri" adlı öykü kitabını da tavsiye edelim... yazarın bu kitabı da simit tadında olup en kötü ihtimalle sütlü simit olabilir:)

üstün
üstün - 12 yıl Önce

ey yazar!
kalp kalbe karşıymış.
benim içinde acı deniz fatma karabıyık barbarosoğludur. fatma karabıyık barbarosoğlu da acı deniz...
acı denizden sonra yazdıkları daha kötü olduğu için değil, acı deniz çok iyi olduğu için... ve şükrediyorum ki fatma karabıyık barbarosoğlunu ilk keşfedenlerden biriyim. ilk kitabından bu yana zevkle ve kaçırmadan okuyorum. keşke bunu cemil meriç içinde söyleyebilseydim...

banner19

banner26