banner17

X, Y veya Z, siz hangi kuşaktansınız?

Türkiye’de şu an yaşayan beş kuşak var. Peki, bunları birbirinden ayıran karakteristik özellikleri nelerdir? Dataya boğulmuş vaziyetteki Z kuşağını anlamak neden zor? Kuşak çatışmaları aslında bir fırsat olabilir mi? Efdal Okçu yazdı.

X, Y veya Z, siz hangi kuşaktansınız?

Telgraftan Tablete Türkiye’nin 5 Kuşağına Bakış, Türkiye’nin ilk kuşak araştırmacısı olarak bilinen Evrim Kuran’ın ilk kitabıdır. Konunun bugünkü kadar popüler olmadığı 2000 yılından bu yana kuşaklar üzerine araştırmalar yapan Evrim Kuran, kitabında Türkiye’nin yaşayan beş kuşağının karakteristik özelliklerini ve tüm merak edilenleri anlatıyor.

Yazar, kitabında pek çok alan araştırmasını kendi aile hikâyeleriyle birleştirerek aktarmış. Beş kuşağın (Sessiz Kuşak, BB, X, Y ve Z Kuşağı) kavramsal ve sosyolojik boyutunu, büyükbabası Ali Gürbüz ve oğlu Ali arasındaki kendi yaşam öyküsüyle çok güzel harmanlayarak okuyucuya edebî bir ziyafet de sunuyor.

Kitapta, İbn Haldun’un “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.” nazariyesine dikkat çekiliyor ve Batılı sosyologların referanslarının İbn Haldun, kuşak çalışmalarına ilham veren eserin de Mukaddime olduğu belirtiliyor. Ayrıca Evrim Kuran’ın “Bana kalırsa, İbn Haldun’u tanımadan kuşaklara dair bakışımız popüler söylemler olarak kalır.” yorumu da “Sosyal bilimlerin babası” olarak kabul edilen İbn Haldun’un konumunu ve önemini net şekilde ifade ediyor.

Kuşakları anladığımızda ne olur?

Evrim Kuran, kuşakları anladığımızda öncelikle ninelerimizi ve dedelerimizi anlayacağımızı, kızlarımızla ve oğullarımızla daha iyi anlaşacağımızı belirterek başlıyor kitabına. Sevmenin şartının anlamak olduğunu hatırlatan yazar, jenerasyon çalışmalarının sonucunu; “Bir kuşağı anlamak, bir dönemi anlamaktır” cümlesiyle özetliyor. Bir dönemi anladığımızda ise paradigmanın kıskacına sıkışmaktan kurtulacağımızı, yaşama, geçmişe ve geleceğe dair müthiş bir kavrayış kazanacağımızı, hoşgörü sınırlarımızın genişleyeceğini, zamanın ruhuna yaklaşacağımızı belirtiyor. Her adımda, yargılayan değil öğrenen olmaya yöneleceğimizi vurgulamış. Bu erdemlerin bir tanesini bile kazanmanın ne kadar kıymetli olduğu düşünülürse kuşakları anlamanın önemi aslında kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin yaşayan beş kuşağı

Sessiz Kuşak (1927-1945): Cumhuriyet’in ilk neslidir. İki dünya savaşı arasında doğarak dünyanın buhranına şahit olmuşlardır. Hem Türkiye’de hem dünyada onlara sessiz denmesinin sebebi bu zor zamanlara şahitliklerindendir. Sessiz kuşak, zor şartlar nedeniyle çok çalışmak zorunda kalan kuşaktır.

Bebek Bombardımanı Kuşağı (1945-1964): Türkiye’de ve dünyada doğum hızındaki büyük artıştan dolayı bu isimle (Baby Boomer) anılmaktadır. Türkiye’de 1000 kişiye 18 telefon ve 4 otomobil düşen bu kuşak, az kaynakla çok hayal kurabilme özelliğine sahiptir. 68 evrensel hareketini görüp 80 darbesi ile sarsılırlar.

X Kuşağı (1965-1979): Kuvvetli bireysellik ve baskın liderlik anlayışı hâkimdir. Depolitizasyon, (siyasetten uzak durmak) telkin edilmiştir. “Yaşamak için çalışmak” ve “sorumluluk” bu kuşağın özetidir.

Y Kuşağı (1980-1999): Türkiye’de de dünyada da en fazla nüfusa sahip kuşaktır. Hikâyecilik/anlatım sanatının önemi çok derindir. Mizah; kısa ve öz bir şekilde iletişim kurdukları metottur. İnternetin icadı da bu kuşak döneminde gerçekleşmiştir.

Z Kuşağı (2000-…): Sadece teknolojiyi değil; doğayı, insanları, hayvanları, akarsuları ve gezegenleri, kısacası hayatın tüm unsurlarını önemserler. Kendilerine sunulanların tüketicisi olmak değil, kendi ürettikleri içeriği tüketmek isterler. Ayrıca dünyada küresel kriz, bulut teknolojileri ve Bitcoin gibi gelişmelerin görüldüğü dönemdir.

En etkili öğrenme/öğretme yöntemi hikâye

“Datada boğuluyoruz ama bilgiye açız” John Naisbitt’e ait bu sözü nakleden Evrim Kuran, infobezite (bilgi obezitesi) çağında olduğumuzu ve data içinde boğulan bir kuşağa dokunmaya çalıştığımızı hatırlatıyor. Bunun için de en önemli öğrenme/öğretme yönteminin hikâye olduğu vurgulanırken öğrendiğimiz bilgilerin de % 70’ini hikâyeler yoluyla kazandığımız belirtiliyor. Özetle, tüm bu bilgi karmaşasının içinde iyi bir hikâye anlatan ya da hikâyeyi en iyi anlatan ayrışıyor. Günümüzdeki sosyal medya hesaplarında story/hikâye özelliklerinin ön plana çıkmasının kaynağı da anlaşılmış oluyor.

2020’de, bugün önemli kabul edilen işlerin üçte birinin önemini yitireceği, bugün ilkokul öğrencilerinin % 65’inin okulu bitirdiklerinde ileride var olmayan işlerde çalışacakları öngörülüyor. Bunun için de en önemli ve geçerli yetkinliğin “bilişsel yetkinlik” olduğuna ve inovasyon kültürüne olan gerekliliğe işaret ediliyor. Günümüzde yetenek kıtlığı sadece Türkiye’de değil dünyada da büyük bir sorun olduğundan, bilişsel yetkinliğe ve inovasyon kültürüne olan ihtiyacın da en yüksek seviyede olduğu vurgulanmış kitapta.

Kitaptan sağlıklı bir çocukluğun olmazsa olmazlarından sayılan sıkılma fırsatından yeni neslin yoksun olduğunu da öğreniyoruz. Sıkılmanın bir fırsat olduğunu, yaratıcılığı geliştirip iyi fikirler ortaya çıkmasına vesile olduğunu anlıyoruz. Ayrıca çocuklarımıza günlük ev işleri gibi sorumluluklar vererek onların öz değerini artırabileceğimiz tavsiye ediyor yazar. Bir konuşmasında “Son 20 yıldır, gençleri yılda bir kere pikniğe götürüp motive ettiğimizi zannediyoruz!” değerlendirmesinde bulunan Evrim Kuran, hatalarımızın farkına varmamızı salık veriyor.

Kuşak çatışması

Kitabı okuduğumuzda “kuşak çatışması” diye kestirip attığımız birçok konunun daha farklı gerekçeleri olduğunu görmüş oluyoruz. Bu konudaki ezber bozan tespit şudur: Ait olduğumuz neslin, bize şekil veren neslin bir benzeri değil; bize şekil veren nesle şekil veren neslin, yani bir üst kuşağın bir benzeri olması. Kuşaklar birbirini yargılamadan birbirlerinin gerçeklerini görmeyi öğrendiğinde, çatışma yerine farklılıklar uyumsuzluğunun faydaları ortaya çıkar.

Evrim Kuran, Alvin Toffler’ın “21. yüzyılın cahilleri okuyup yazamayanlar değil, eskiden öğrendiklerini unutamayan ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.” sözünü naklederek; artık gençleri eğitmeye çalışmak yerine, onlarla birlikte öğrenecek modeller geliştirmek gerektiğini söylüyor.

Ayrıca kitapta dünyada demografik bir devrim gerçekleşmesiyle aynı anda 4-5 kuşağın aynı iş ikliminde bulunacağı zamanların yaklaştığı haberi de veriliyor. Bizim için de durumun farklı olmadığı, ülkemizde ortalama yaşın 31 olduğu ve “Çok genç bir ülkeyiz” klişesiyle birlikte bunun aksine her sene küçük ama emin adımlarla yaşlanan bir ülke olduğumuz da hatırlatılıyor.

Sadece kuşaklardan bahsetmeyip postmodernizm, distopya kültürü, maarif, kentsel dönüşüm, liberalizm, kapitalizm gibi çeşitli konulara temas ettiği ve ülkemizdeki, döneme damga vuran olaylara, sorunlara da parmak bastığı için kitap her kuşaktan okuyucuya çok şey kazandırıyor.

Evrim Kuran’ın yıllarca bu alanda Türkçe bir kaynak olmamasından yakınan pek çok insanla tanışmasıyla, gördüğü gereklilik üzerine kaleme aldığı Telgraftan Tablete kitabı hepimize çok şey söylüyor. Kitaptaki istatistikî verilerin vahametinin –yazarın deyişiyle– hepimizin aklının duvarlarını yumruklaması gerekiyor. Bunlar, akıcı ve etkili bir anlatım sayesinde- bizi fark edemediğimiz gerçeklerimizle yüzleştiriyor.

Geçmişi, dahası kendimizi ve neslimizi anlamak için kıymetli bir kitap.

Efdal Okçu dikkat çekti.

Güncelleme Tarihi: 06 Kasım 2018, 12:31
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20