Uzlet geçici bir durumdur, sufi cemiyet içinde yaşar

Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi kitabında sufilerin tevhid görüşü genel olarak Vahdet-i vücuttur diyor. Vahdet-i vücudu savunan yazar, kitabında bu düşünceye karşı çıkan reddiyeleri de detayları ile sunuyor. Mustafa Körkün Tarhanacı yazdı.

Uzlet geçici bir durumdur, sufi cemiyet içinde yaşar

Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi kitabının yazarı Mustafa Kara tasavvuf tarihi profesörü. Eser kitabiyat ve dizin hariç 295 sayfadan oluşuyor. Giriş dahil altı ana bölümden oluşuyor: Genel Bilgiler, Tasavvufun Kaynakları, Zühd ve Taasavvuf Dönemi, Tarikatlar, Vahdet-i Vücud yahut Felsefi Tasavvuf, Tasavvufun Tesirleri ve Tenkidi.

Tasavvuf tarihi çok önemli çünkü tasavvuf özünde bireyi Allah’a yaklaştırmak, ruhen tatmine kavuşturup kurtuluşa ermesine vesile olmak gayesine odaklanmış bir ilim, mücadele ve teşkilat. Sivil alanla ilgili samimi çalışmalar yürüten herkes hak verecektir: Topluma dokunmak kalbine dokunmadan mümkün değildir! Ruh terbiyesi, nefis temizliği, kalp eğitimi geri kalıp bozuldukça toplumun düzeni de bozulmuştur. İslam medeniyetinin güzide temsilcisi koca imparatorluk sadece dışardan yıkılmamıştır, belki de çöküş sadece bir kalple başlamıştır (Bkz. Rad suresi 11. ayet). Hikmeti ve huşuyu sosyal hayatta yeni bir ruhla okullaştırıp güncelleyemeyen “toplum ve devlet” çöküşe geçmiştir.

Mustafa Kara, giriş kısmında genel bir çerçeve çiziyor, bazı temel kavramlar ve açıklamalarla okuyucu için zihni altyapı oluşturuyor. Mistisizm, sufi, tasavvuf nedir, okuyucunun ufkuna Teymiye’den Arabi’ye, Cüneyd’den Hallac’a, Gazali’ye kapı aralıyor. Başta yün giyen, yemeyi, konuşmayı ve uyumayı azaltıp zühd ile anılan, tefekküre ve zikre dalan, sadece Allah ile meşgul olan, halkın arasında Hakk’la beraber olma gayretinde bir yapı.     

İlk bölümde tasavvufun derinliğine hafifçe giriş yapıyoruz. Hiç şüphesiz temel kaynaklar Kur’an ve hadistir. Temel terimleri arasında öne çıkanlar tevbe, zühd, riyazet, tefekkür, haşyet ve zikirdir. Namaz elbette ibadetlerin en büyüğüdür fakat her zaman kılınamaz. Zikir ise her zaman yapılabilir. Kur’an’a göre kulun zikrine karşı Allah zikir ile mukabele etmektedir. Sufilere göre bu büyük bir şereftir, bu şerefe odaklanmışlar ve bu amaçla “gönül terbiyesiyle meşgul olan sufiler Kur’an’ın tabiriyle ayetleri dinlediklerinde kalpleri titrer hale gelmişlerdir.” Kalbi düzeltip değiştiren bir mektep ancak toplumun değişiminde öncü olacaktır. O halde İslami her ekolün bu anlamda büyük bir endişesi, çalışması ve mücadelesi olmak zorunda değil midir?

Sufiler o insanı arıyor

Hz. Peygamber (sas) bir hadisinde Allah’ın arşın gölgesinde gölgelendirdiği yedi grup insandan bahsederken biri de tenha bir yerde Allah’ı zikredip de gözleri yaş dolan kimsedir diyor. Sufiler bir bakıma o insanı arıyor. Başka bir yerde Nebi (sas) ve Allah’ı zikretmek için toplanan bir cemaati melekler kuşatır diyor. Sufiler işte o cemaati arıyor. Peygamber’in (sas) hüznünü, tevekkülünü, ilmini, irfanını, hikmetini arıyor. Özetle onun ruhani hayatını gaye ediniyor. O konuşmaya başlayınca sahabe başlarını öne eğer, derin bir huşuya dalar, kalpleri titrer, gözleri yaşarır, sanki başlarına konan kuşu uçurmak istememenin hareketsizliği içinde olurlardı. Sufiler, bazı ayet ve hadisleri farklı şerh etmişler, yollarını birtakım acı reçetelerle çizmişlerdi. Şüphesiz hatalara düşmüşlerdi. Mustafa Kara daha ilk bölümden bu hatalara da değinerek eserine devam ediyor.

İkinci bölümde Mustafa Hoca tasavvufun tarihi tasniflerinden bahsediyor. Zühd ve tasavvuf dönemlerinin kavram ve unsurlarını detaylandırıyor. Hal, makam, marifet, feyz, keramet, fena, sekr, şathiye, aşk vb. kavramlarla tanışıyorsunuz. Hoca’nın da benimsediğini anladığımız tasnife göre ilk iki dönem Abbasi Devleti’ne (700-1200 arası dönem), sonraki vahdet-i vücud ve tarikatlar dönemi ise Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine tekabül ediyor.

İlk dönemin (zühd) sufilerine Hasan-ı Basri, Rabiatü’l Adeviyye, Maruf Kerhi, İbrahim Edhem, Ebu Haşim, Şakik Belhi, Bişr Hafi, İbrahim Havvas örnek verilebilir. İlk dönemde zühd, sabır, tevekkül, mücahede, murakabe gibi esaslar ana konuları teşkil ederken tasavvuf safhasında fena, vahdet-i vücud, keramet, marifet, sekr vb. mevzular gündeme gelmiş, tasavvuf tepki çekmeye başlamıştır. Tasavvuf dönemi (900-1200 arası) için Haris el Muhasibi, Seri Sakati, Zünnun Mısri, Bayezid Bistami, Cüneyd Bağdadi, Hallac-ı Mansur, Kuşeyri, Gazali örnek olarak sayılabilir. Tarikatlar dönemi için (1300 ve sonrası yıllar) Abdulkadir Geylani, Ahmed Rufai, Ahmed Yesevi, Ebu’l Hasan Şazeli, Şihabuddin Sühreverdi, Sadruddin Konevi, Necmüddin Kübra, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Bahauddin Nakşibend, Hacı Bayram Veli mutlaka anılmalıdır. Bu dönemde kurumsallaşan tasavvuf Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri üzerinde çok etkili olmuştur.  

Kitabın içeriğinde objektif bakış öne çıkıyor: İbnu’l Cezviyye’nin ve İbn Teymiyye’nin eleştirel fikirlerini paylaşıyor. Gazali ve İmam Rabbani’nin içe dönük tenkitlerini dile getiriyor.

Tarikatlar dönemi, tasavvuf düşüncesinin vahdet-i vücud çerçevesinde felsefe ve düşünce sistemini oturttuğu dönemdir. Bu dönemde tasavvufun içinden tasavvufa yönelen eleştirel düşünce azalmıştır. Tasavvufun adab, erkan yönünden tekamüle uğradığı fakat ruhi tekamülün kuvvet kaybetmeye başladığı bir dönemdir. Mevlana’nın Mevleviliği, Hacı Bektaş’ın Bektaşiliği görse tanıyıp kabul etmekte zorlanacağı bir dönemdir.

Tarikatların ortak noktalarından zikir, seyri süluk ve nefis terbiyesi aslında her ekolün üzerinde durması gereken üç ana noktadır. Tarikatlar bunların üzerinde detaylı bir şekilde durmuştur. Nefis terbiyesi için binlerce defa zikrullah tavsiye edilmiş, kırk günden bin güne kadar uzanan halvet ya da çile eğitimleri uygulanmıştır. Çoğu ilgili hadise dayanarak Kelime-i tevhid’in en faziletli zikir olduğu hususunda birleşmiştir. Kur’an ve esma-i hüsna arkasından gelir. Meselelerin çoğunun ayetlere ve hadislere bağlanması dikkat çekiyor. Bu kaygı barizdir ve çok önemlidir. Kara, bu kısımda tarikatların diğer ortak noktalarına, tekke eğitiminin özellikleri, dervişlik adabı, silsile, rabıta, fütüvvet gibi unsurlara değiniyor.

Sufilerin tevhid görüşü           

Okurken akla gelenler: Birebir eğitim bugün nasıl uygulanabilir? Dernek ve vakıflar kalp eğitimini hayatın olanca hızına rağmen yerleştirebilecekler mi? Kalbi etkileyecek, dini duyguyu yoğunlaştıracak, irfanı derinleştirecek kitapları kitap listelerimize almamız lazım. Dua ve zikir en sahih formlarda hayatımıza daha fazla girmeli değil mi?   

Bayramiyenin ahilikle bağını, Kadiriyenin tanınırlık açısından öne çıktığını, Bektaşiğilin kurucusunun sünni olduğunu, Ekberiyenin İbn Arabi’ye rağmen pek yaygınlaşamadığını, Mevleviliğin sanatla ilişkisini ve geniş etki alanını, Şazeliye’nin Kuzey Afrika’daki hakim tarikat olduğunu not ediyoruz. (Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan el Benna’nın Şazeli tarikatına mensup bir derviş olduğunu hatırlıyoruz.)

Sufilerin tevhid görüşü genel olarak Vahdet-i vücuttur diyor Mustafa Kara, yine de vahdet-i vücudu savunan yazar, eser ve makaleleri verirken bu düşünceye karşı çıkan reddiyeleri de detayları ile sunuyor. İmam Rabbani hayatının son döneminde vahdet-i şühudu savunuyor. Vahdet-i vücud’un piri İbn Arabi. Füsusul Hikem ve Mesnevi iki ana eser. Gazali de bu noktada vahdet-i vücud çizgisinde ve “La mevcude illallah” diyor. Görüyoruz ki vahdet-i vücud asla hülul değildir. Bu anlayış, düşünce ya da inanç hakikat fezası denilen manevi makamların, mükaşefe ve müşahede ehlinin hal tercümesidir. Gazali Mişkatül envar’da ariflerin sekr halindeki sözlerinin asla anlatılmaması gerektiğini söyler.

Uzlet ya da halvet geçici bir durumdur, bir eğitimdir. Sufi cemiyet içinde yaşar. Nitekim Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine rengini veren hakim unsurun tasavvuf olduğunu görüyoruz. Tasavvufun gerek Anadolu’da gerek Asya, Afrika ve Avrupa’da İslamlaşmanın başrolünde olduğunu görüyoruz çünkü o kalbe hitabeden bir iman hareketidir. Onun etkisini sosyal, iktisadi, siyasi, askeri ve kültür-sanat dünyasında görüyoruz. Ahiliğin, musikinin, ordunun (yeniçeriliğin) içinde kurumsallaştığını biliyoruz. Tasavvufun gönül genişliği, derinliği, ruhani şevk ve lezzeti ile güzel sanatlara etki ettiğine şahidiz.

Mustafa Kara, tasavvufa içerden tenkidler, duraklama dönemi, çağdaş tasavvufi hareketler ile 10 sayfalık kitabiyat ve 7 sayfalık dizinle eserini tamamlıyor.

Mustafa Tarhanacı “Tasavvufu ve Mustafa Kara’yı mutlaka okuyalım” çağrısı ile haber verdi.

Yayın Tarihi: 29 Kasım 2019 Cuma 07:00 Güncelleme Tarihi: 27 Kasım 2019, 14:05
banner25
YORUM EKLE

banner26