Üzerimizde bir hak: Çocuğa güzel ad vermek

Osman Kibar, Türk Kültüründe Ad Verme adlı çalışmasında çocuklara ad verirken dikkat edilen/edilmeyen hususiyetleri bir araya getirmiş. Kişi adları üzerine yaptığı araştırma, tasnif ve istatistiki bilgiler ile de şaşırtıcı ayrıntılara ulaşmış. Yavuz Ertürk yazdı.

Üzerimizde bir hak: Çocuğa güzel ad vermek

Çocuklarımıza isim verirken dikkat ettiğimiz hususiyetler var mı, varsa bunlar nelerdir?

Türk kültüründe çocuğa isim verilirken dikkat edilmeye çalışılan en büyük hususiyet “ismiyle müsemma olması” dileğidir ki bunda o isme benzemesi isteği yatar. İnancımızda, tarih ve kültürümüzde önemli yer edinmiş şahsiyetler bunların başındadır. Bunun dışında çeşitli yiyeceklerin, bitkilerin, tabiatla alakalı unsurların ve hatta cennete inen yağmurun, düşen karın, açan çiçeğin, yemiş veren ya da gölgesinde serinlenilen ağacın isimlerinin de çocuklara verildikleri görülse de bu çok yaygın olan bir durum değildir.

Başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere peygamber adları, halife adları, ehl-i beyt adları, sahabe adları, ulemanın ve fakihlerin adları öncelikle tercih edilir. Allah’ın (cc) esmasından da isimler kullanılır ki, o güzel ismin önünde “abd” kelimesinin konmadan kullanılması peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır. “abd”, aidiyetin ve kulluğun bir göstergesidir.

Eski Türkler çocuklarına töreye uygun, güzel ve seçkin adlar koymuş

Araştırmacı ve hikâye yazarı Osman Kibar, Türk Kültüründe Ad Verme adlı çalışmasında çocuklara ad verirken dikkat edilen/edilmeyen hususiyetleri bir araya getirmiş. Kişi adları üzerine yaptığı araştırma, tasnif ve istatistiki bilgiler ile de şaşırtıcı ayrıntılara ulaşmış. Özellikle ad koyma süreci, ad koyarken dikkat edilmesi gereken hususiyetler, dini, tarihi ve kültürel birçok kaynağın taranmasıyla ortaya konmuş, ömür boyu taşınacak olan “ad”ın bir noktada ne olması ya da ne olmaması gerekliliği ile alakadar olmuş.

Eski Türkler çocuklarına töreye uygun, güzel ve seçkin adlar koymuşlar, İslam dairesine dâhil olduktan sonra da bunu sürdürmüşler.

İslami ve Kur’anî olduğu yanılgısıyla konulan adlar var

İslam’a giriş ile birlikte Kur’an ile ilgili terim ve din büyüklerinin isimlerinin yanısıra Arapça kişi adları da dilimize girmiştir. Arapçanın dilimize etkisi düşünüldüğü kadar çok olmamış, Farsça’nın daha büyük ve daha geniş bir etkisi olmuştur. Bu etki bazı olumsuzlukları da içinde barındıran bir etki olmuştur. Farsça kökenli pek çok isim ve terim Türkçeye olduğu gibi geçerken, İslam’la ilgili olduğu düşünülen ve mahiyeti bilinmeyen, anlam olarak bir şey ifade etmeyen ya da olumsuz anlamı olan kelimeler de dilimize isim olarak girmiş ve kullanılmıştır. Bu isimlerden birkaçını örnek olarak verdiğimizde çok da yaygın olmasa da bu terim ve kelimelere olan aşinalığımız hakkındaki düşüncelerimiz sağlamlaşıyor. Jülide, Nagehan, Canan, Hurşit, Neriman ve Rüstem gibi isimler mana olarak bir değeri olmayan isimlere birkaç örnektir.

Bazı evlerdeki Mushafların iç kapakları küçük birer soy kütüğü gibi

Türklerde çocuğa ad verme doğumu izleyen üç gün içinde gerçekleşir, bu ad verme işleminin yedinci güne kadar uzadığı da görülür. Ad verdikten sonra kırklama yapılması da yaygın olarak görülen bir uygulamadır. Eski Türk geleneğinde ise çocuk gerçek adına ergenlik döneminde göstereceği bir beceriyle kavuşur ki bunun örneklerini Dede Korkut Kitabı’nda görebilmekteyiz.

Osman Kibar çalışmasında, Anadolu’nun bazı bölgelerinde çocuğa verilen ad'ın tarih ve saatiyle Kur’an-ı Kerîm’e yazıldığını belirtiyor. Bazı evlerdeki mushafların iç kapakları bu yüzden küçük birer soy kütüğü gibi.

Adını biz verdik, yaşını Allah versin.”

Yeni doğan çocuklara ad verme uygulamasında da çeşitli dua ve temennilerin yattığını görmekteyiz. Bazı bölgelerde doğan ilk çocuk erkek olması durumunda evin temeli olsun dua ve temennisiyle “temel” veya eve bereket getirmesi dileğiyle “uğur” diye adlandırılırmış.

Çocuk uzun ömürlü olsun diye “Muhammed” veya babasının adıyla da adlandırıldığı görülmüştür.

Çocuğa verilen ismin dine uygun, güzel ve anlamlı olması beklenir. Bunda insanların bu dünyada olduğu gibi ahirette de kendi adlarıyla çağrılacaklarına olan inançları yatar.

Allah Rasulü ölü doğan çocuklara da ad konmasını tavsiye etmiştir.

Sağ kulağa ezan, sol kulağa kamet getirildikten sonra çocuğun ismi kulağına üç kez tekrarlanır ve “Adını biz verdik, yaşını Allah versin.” duasıyla beraber salavat ve tekbirlerle ad koyma işlemi gerçekleştirilmiş olur.

Bir tahnik uygulaması olarak “ördek”

Peygamber efendimizin (sav) torunlarına ve birçok yeni doğan çocuğa yaptığı uygulamalardan biri olan “tahnik”in Türk geleneğinde de değişik şekillerde görüldüğü tespit edilmiştir. Hurma, benzer bir meyve veya balın çiğnendikten sonra çocuğun damağının onunla ovulması şeklinde gerçekleşen tahnik, Anadolu’da ise annelerin ağızlarında ıslatıp ezdikleri fındık, fıstık, ayçiçeği, kabak çekirdeği gibi yiyecekleri bebeklerine yedirdikleri şeklinde görülmüş, bu uygulamanın çocuklar arasındaki adına ise “ördek” denmiştir.

Uzak diyarlar, yakın örnekler

Arapça ve Farsça isim, kelime ve terimlerin sık görüldüğü dilimizde, bu iki dilin dışında uzak-yakın birçok topluluk ve farklı kültürden isim, kelime ve terimlerin dilimize girdiğini ve birçoğunun yaygın olmasa da kullanılmaya devam edildiğini çeşitli vesilelerle görebilmekteyiz. Bu isimlerden birkaç tanesini örnek vererek yazımızı tamamlamış olalım: Asena, Mete, Tanju, Tansu, Teoman Çinceden; Melodi, Orkide, Sibel, Tül Fransızcadan; Barbaros, Levent, Lider, Volkan Latince ve İtalyancadan; Cengiz, Ceren, Hülagu, Kubilay, Noyan, Oktay, Olcay, Timuçin Moğolcadan; Albatros, Buket, Defne, Efe, Efendi, Demet, Fulya, Funda, Hülya, Petek, Selin, Temel Rumca ve Yunancadan; Eylül, Nisan gibi isimlerin de Süryaniceden geçtiği tespit edilmiş.

Yavuz Ertürk yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Ocak 2019, 16:39
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
osman kibar
osman kibar - 3 yıl Önce

yavuz ertürk arkadaşımıza teşekkür ediyorum. doğrusu güzel bir tanıtım yapmış; iyi okumuş. bu tür eserlerin yazımı hiç bitmez sürekli bir "oluş" hali yaşanır zira. yine böyle kitaplardan "genişletilmiş II. baskı" beklenir. bizimki de öyle olacak gibi. şu an II. baskı basıma hazır ve uygun bir yayınevi bekliyor. inşallah yararlı oluruz.

banner19