"Uyanmak Üzere Olan Bir Adam" soruyor: Yazgı üzerinde ilerlediğimiz bir çizgi midir?

Korona günlerinde mülaki olduğum bir eser “Uyanmak Üzere Olan Bir Adam”. Yazarımız, ‘Harmancı’ kardeşlerden Hasan Harmancı beyefendi… İbrahim Afacan yazdı.

Uyuyamış bir adam olarak yazıyorum Uyanmak Üzere Olan Bir Adam hakkında…

Kulağımda Sedat Anar üstadın muhteşem performansıyla o güzelim santur sesi ve güftesi Niyazi Mısrî’ye ait olan ‘İnsan’ adlı parçası.

“Kararmış gönlün ey gâfil, nasihat neylesin sana,

Hâcerden katıdır kalbin, öğüt kâr etmeyen insan!”

İşte bu insanın sebebiyetiyle ortaya çıkan koronavirüs günlerinin bir fiil devam ettiği zaman dilimlerinden geçiyoruz millet ve ümmet olarak yani bir fiil insanlık olarak...

‘Ne oldu? Ne olacak?’ ve benzeri soruların çokça sorulduğu zaman dilimlerinden geçiyoruz.

‘Bugün vefat sayısı düşmüş baksana’ dediğimiz zaman dilimlerinden… Bunu önceki günlerin ve dünyadaki vefat eden insanların çokluğuyla kıyas ederek ama aynı zamanda bir “can”ın, hangi “can”ların yüreğinden kopup gittiğini tam da kestiremeden söylediğimiz zamanlardan…

‘Vaka sayısı iyi ya, binin altına düşmüş’ dediğimiz zaman dilimlerinden… Bunu önceki günlerin ve dünyadaki bu hastalığa yakalan insanların çokluğuyla kıyas ederek ama hangi “can”ın -hastane tavanlarını seyrederken- can acısıyla çektiği ızdırabı tam olarak hissedemediğimiz zamanlardan…

‘Bu Ramazan’da bir acayip geçti ya, ne beş vakit namaz kaldı ne teravih, baksana camiler bile kapandı’ dediğimiz zaman dilimlerinden… Bunları önceki hayatımızdaki varlıklarıyla, belki de bunlara olan vefamızın veya bunları yerine getirirken meydana gelen eksikliklerle kıyas ederek söylediğimiz zamanlardan…

Korona günlerinde tanıştım bu öykülerle

İşte böyle günlerde mülaki olduğum bir eser “Uyanmak Üzere Olan Bir Adam”. Yazarımız, ‘Harmancı’ kardeşlerden Hasan Harmancı beyefendi… Kendisini akademi kimliğiyle de tanıdığımız Hasan Harmancı, edebiyat camiasının da genç yazarlarından. Ve bu kitap kendisinin ilk öykü/hikâye kitabı. Hem öykü hem hikâyeyi birlikte kullandım bilmem farkında mısın?  Bunun bir amaca matuf olduğu kesindir efendim. Derdim, kimseyle papaz olmak istemediğimdendir. “Öykü değil hikâye” diyenlerin ya da “Yok canım ya, hikâye değil öykü” olması lazım diyenlerin dillerinden kurtulmak için. Her neyse…

“Doğu’daki iki güzel insana: Ahmet Sarı ve Ali Utku’ya” ithafıyla başlıyor eser. Ve Oscar Wilde amcamıza bir selam çakıp devam ediyor yazar. Ve şu başlıklar altında kitap dört ana bölüme ayrılıyor: ‘Ama…’, ‘Yani…’, ‘Bir Üçleme…’ ve son olarak ‘Okura’.

Şunu burada ifade etmem lazım, yazarımız yakın dostlarını metinler içinde saygıyla anıyor ve onları ihmal etmiyor. Birlikte geçirilen zaman dilimlerine, hatıralara, dertlere ya da dert edindikleri şeylere vurgu yapmayı ihmal etmiyor. Metinlerde sanki onlarla çok çay içilmiş ve muhabbetin dibine vurulmuş hissi var. Belki biraz arabesk biraz da cigara dumanı… Bir üçleme sanki; çay, cigara bir de arabesk.

İlk üç bölümde güzel metinler var. ‘Sadettin ile Nagehân’ın Mutlu Bitmeyen Hikâyesi’, ‘Bildik Hikâye’ gibi metinler dikkat çekici. Aynı zamanda Harmancı’nın kendi ifadesiyle ‘bir aydın eleştirisi de mevcut metinlerde.

Son bölüm sözlük gibi

Bunların akabinde benim dikkatimi çeken son bölüm oldu. Bu bölüm sanki bir sözlük gibi. Neyin sözlüğü derseniz? Yazar ilk üç bölümde ifade ettiği ve sayfalarda da bold olarak gösterilen bazı cümleleri -yazgı, üzerinde yürürken kıpırdayamadan ilerlediğimiz bir çizgiyse gibi- bu son bölümde izah ediyor.

Kitabın yazarımızın ilk kitabı olduğunu ifade etmiştik. Harmancı, ‘bir kitap yazayım ya da çıkarayım’ amacıyla öykülerini yazmaya başlamadığından, kitap, kendi içinde tam olarak bir bütünlüğe sahip değildir. Bu, ilk çıkan kitapların -istisnalar var olmakla birlikte- değişmez yazgısıdır. Öyküler yazılmıştır ve daha sonraki bir zaman diliminde kitaplaşmanın kapısı tıklatılmıştır. Ve kapı aralanmış, ‘Büyüyenay Yayınları’ öyküleri kisve-i tab’a bürümüştür. Ne de güzel olmuştur.

Son olarak şunu söyleyebiliriz herhalde. Kitap, insanı aydınlatan, yüreğinin çözül(e)meyen düğümlerinin bir bir çözümüne sebebiyet veren, nice yaralar açıp nice sızıları dindiren, iki kapak arasında birbirinden farklı ve de değerli sözün ince ince işlendiği, okunup sonlandırdığınızda bitmeyen, bilakis o an bir şeylerin başladığı/başlamasına sebebiyet verdiği, yazarın okyanus olup açıldığı, okuyucunun ise daralıp sığındığı bir limandır aslında…

O zaman, ‘yeni liman’larda buluşmak dileğiyle…

İbrahim Afacan

Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2020, 09:15
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali Karabulut
Ali Karabulut - 3 ay Önce

MaşAllah ♥️

Regaip Dinç
Regaip Dinç - 3 ay Önce

Tebrikler üstadım yenilerini bekliyoruz

banner19

banner13

banner26