Unutulan Bulgaristan Müslümanları-3: Sofya İslam Enstitüsü

'Beşiğim ve Eşiğim' isimli hatırat kitabında Prof. İsmail Cambazov, Bulgaristan Müslümanlarının İslami ilim tahsili alanında faydalanabilecekleri tek yüksek öğrenim kurumu olan Sofya İslam Enstitüsü’nün hikâyesini anlatıyor. Abdullah Osmanoğlu yazdı.

Unutulan Bulgaristan Müslümanları-3: Sofya İslam Enstitüsü

Önceki iki yazımızda Prof. İsmail Cambazov’un Nüvvab Medresesi hakkındaki hatıralarını nakletmiştik. Cambazov’un Bulgaristan’daki Müslümanlar hakkındaki eserleri Nüvvab ile sınırlı değildir. 1992-1995 yılları arasında rektörlüğünü yürüttüğü ve uzun seneler öğretmen olarak görev yaptığı Sofya İslam Enstitüsü’nün de onun hatıralarında ayrı bir hikâyesi var. Yakın zamanda basılan "Beşiğim ve Eşiğim"(kişisel yayınlar) isimli hatırat kitabında Prof. İsmail Cambazov, Bulgaristan Müslümanlarının İslami ilim tahsili alanında faydalanabilecekleri tek yüksek öğrenim kurumu olan Sofya İslam Enstitüsü’nün hikâyesini anlatıyor.

Cambazov kitabına kendine dair kısa birkaç anekdotla başlar. Sosyalizm zamanı Bulgaristan yönetimine nasıl inandıklarını, Markist-Leninist olup Allah’ı reddettiklerini ve isimlerini değiştirdiklerini aktarır. Ancak Cambazov “küllü şeyin yerciu ila aslihi” sözünü anımsatarak kendisinin de 1980’lerin sonuna doğru bir dönüş yaşadığını ve bir umre ziyareti esnasında Kabe-i Şerif’i tavaf edip, Peygamber Efendimiz ’in kabrini ziyaretten sonra tevbe ederek tekrar İslam’a döndüğünü anlatır.

Cambazov’a göre kendilerine 40 sene boyunca söylenen yalanlar 40 gün dayanamamıştır ve Bulgaristan’daki sosyalist rejim yıkılmıştır. Bu durum Cambazov’u sarsar. Sonuçta yeniden köklerini ve asıl kimliğini hatırlamaya başlar. Bu dönüş kolay olmamıştır, ancak Cambazov artık yolunu seçmiştir.

1989 senesinde kuruldu İslam Enstitüsü

Aslında henüz 1986 senesinde Cambazov’a yeni kurulan İmam Kursu’nda ders vermesi için bir teklif gelir. Bu kurum Bulgar yönetiminin ülkedeki Müslüman din adamlarını eğitmek ve aslında kafalarını değiştirmek için kurduğu bir kurumdur. Ayrıca bu şekilde dışarıdaki Müslüman dünyasından da para alabileceklerine inanmışlardır. Kurs bu amaçla kurulur ancak Cambazov daha başından itibaren görevlerini tam olarak yapmaları gerektiğine inanmıştır. Gerçek din adamı yetiştirilmesi gerektiğini düşünür. İlk öğrencileri tüm Bulgaristan’dan gelir. Bunlar arasında dini bilgi seviyesi çok yüksek, yaşını başını almış, hatta hafız öğrenciler vardır. Ama İslam adına hiçbir bilgisi olmayan öğrenciler de gelmiştir.

1989 senesinde ise Sofya’dan bir telefon alan Cambazov yeni kurulan İslam Enstitüsü bünyesinde öğretmenlik teklifi alır. Kurucu müdür müftü Nedim Gancev gibi gözükse de asıl yükü tecrübeli hocalar Yusuf Kerimov, İsmail Çavuşev, Fehmi Yavaşev ve İsmail Cambazov çekerler. Yusuf Kerimov ve İsmail Cambazov eski müfredatları ve Türkiye’deki okulları inceledikten sonra bir program hazırlarlar. Barınma ve yemek imkânlarının çok zayıf olduğu, hatta ısınmanın bile sağlanamadığı bir ortamda dersler başlar.

İlk iki sene Bulgaristan hükümeti de verdiği sözleri pek tutmaz. Ancak öğretmen ve öğrencilerde büyük bir aşk vardır. Gayretle çalışırlar ve gelişme kaydederler. Bu esnada müftü Gancev ile yaşanan sorunlar sonrası Enstitü rektörlüğü vazifesi 1992 senesi itibarıyla İsmail Cambazov’a verilir. Cambazov bu görevi hiç istememesine rağmen kabul eder çünkü aksi takdirde Enstitü’nün kapatılma tehlikesi baş göstermiştir. 1992-1995 yılları arasında İsmail Cambazov, başta Türkiye olmak üzere bütün İslam dünyasından Enstitü ile ilgili destek arayışına girer. Bu zaman zarfında başından birçok olay geçmiştir.

Vaatler yerine getirilseydi dünyanın en zengin enstitüsü olacaktı

Bulgaristan’daki Türk yetkililer Enstitü’ye karşı ilgisizdir. Hak ve Özgürlükler Hareketi faaliyetlere herhangi bir katkı sağlamaz, hatta Cambazov’a göre HÖH başkanı Ahmet Doğan verdiği sözleri bile tutmamıştır. Yurtdışında ilk olarak İslam Kalkınma Bankası nezdinde girişimler yapılır ve desteklenme taahhüdü alınır. Hatta bir seferinde Bulgaristan’a gelecek banka temsilcisi heyet için pahalı otel odası ve Mercedes araba kiralarlar ancak heyet üyeleri otelden dışarı bile çıkmazlar. Ardından yapılan incelemeler neticesinde 12 yerde İslami kültür merkezleri açılması sözü verilir. O günden sonra Enstitü’ye herhangi bir destek ulaşmaz. Cambazov birçok Arap ve birkaç Türk vakfından sayısız vaat aldıklarını, hatta eğer bunlar gerçekleşse dünyanın en zengin enstitüsü olacaklarını söyler.

Türk yetkililerle ilişkileri

Cambazov’un Türkiye’deki kurumlar ile yaşadıkları daha çetrefillidir. Ismail Cambazov ve arkadaşları Öncelikle Hüdai Vakfı’nı temsilen Hasan Kamil Yılmaz ile görüşürler ve olumlu yanıt alırlar. Bu görüşme sonrası Yılmaz kendilerini Korkut Özal’la tanıştırır ve Özal tarafından büyük ilgiyle karşılanırlar. Korkut Özal kendilerine finans yardımı ve diğer konularda destek olmak için elinden geleni yapar ve İslam Kalkınma Bankası ile ilişkilerinde aracı olur. Ancak yine sonuç alınamaz. (Uzun yıllar süren oyalamalar netice vermez. En sonunda kendisi görevi bıraktıktan uzun zaman sonra eski bir bina satın alınır, ancak onun da inşaat işleri bitmediği için tam randımanlı kullanılamaz.) Bu süreçte görüşmek için Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a mektup yazar. Daha önce Süleyman Demirel’e bir mektup yazmıştır ama cevap alamamıştır. Beklediği yanıt gelir ve Özal’dan Haziran 1993 için bir randevu alınır. Ne yazık ki Özal Nisan 1993’de kalp krizi neticesinde vefat eder. Bu hadise Cambazov için tam bir şok olur. Cambazov öğretmenlerin maaşını ödeyememektedir.

Bu esnada Türkiye Diyanet Vakfı Bulgaristan’daki imam-hatiplere yardım etmeye başlamıştır. Cambazov bu yardımları biraz da imrenerek takip eder. TDV yetkilileri Kemal Güran, Kemal Malkoç ve Niyazi Baloğlu ile iyi ilişkiler kuran Cambazov, TDV’den gelen yardımlardan istediği gibi faydalanmamaktadır. Aslında dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz da kendilerini çok iyi karşılamıştır. Ancak bir türlü somut yardım sağlanamaz. 1993 sonrasında Diyanet İşleri Başkanlığı, Enstitü’ye akademisyen göndermeye başlar ve 2000’li yıllara doğru TDV, Enstitü’nün masraflarını üstlenir. Türkiye’den hocalar gelmeye başlayınca öğretmenler arasında da dersler başlar. Cambazov özellikle Yakup Çiçek ve Emin Aşıkkutlu’nun derslerinden çok istifade ettiklerini anlatır. Enstitü artık mezun vermektedir. Cambazov kitabın bu bölümünde başarılı mezunları hakkında bilgi verir. Gerçekten de Enstitü çok sayıda din adamı yetiştirmiştir ve bu isimler Bulgaristan’da görev yapmaya başlamışlardır. Cambazov, 1997 sonrası Mustafa Hacı Efendi’nin müftülüğü esnasında Enstitü’nün seviyesinin iyice yükseldiğinden bahseder.

“Ben buraya dinimi öğrenmeye geliyorum”

Cambazov, kitabını Enstitü’de görev yaptığı zaman süresince karşılaştığı duygusal hatıralar ile bitirir. İlk dönemlerde yetersizliklerden dolayı kız öğrenci almamaya karar vermişlerdir. Bu esnada giriş sınavlarına gelen bir hanım öğrenci olumsuz cevap alınca ağlamaya başlar. Kızı ikna etmek için bir hanım olarak müftü olamayacağı ancak doktor-mühendis olabileceğini anlatır. Kız ise cevaben “hoca efendi, beni büyük hayal kırıklığına uğrattınız; ben buraya dinimi öğrenmeye geliyorum, siz ise beni hayatımı kolaylaştıracak herhangi bir yere gönderiyorsunuz. Bana geçim vasıtası değil, dinim ve Peygamberim lazım” der. Tabii ki bu öğrenciyi hemen kabul ederler.

Bir başka başarılı hanım öğrencinin ise ateist birisi ile evlendiğini duyarlar. Bunun üzerine durumu görüşüp öğrenciliğini sonlandırma kararı alınır ve Cambazov tasdikname kağıdını imzalar. Ancak kararı ilan etmeden önce bir ilçe ziyaretinde bir köylü hanım Cambazov’a kızının okulda okuduğunu söyler ve durumunu sorar. Bu kız öğrenci okuldan atacakları öğrencidir. Cambazov “iyi öğrencidir” diye durumu geçiştirmek ister ancak kısa süre sonra kadının 5-6 arkadaşı ile beraber yanına gelip Cambazov’u kızının hocası olarak tanıştırır ve başarısını tekrar sorar. Cevabı mutluluk gözyaşlarıyla dinleyen anneyi gören Cambazov tasdiknameyi yırtar ve kız öğrenci okulunu bitirir.

Bir başka seferinde ise okuldan uzaklaştırma cezası verdikleri bir erkek öğrenci Cambazov’a gelir ve Kuran-ı Kerim’i öper. “Hocam ben bu Kitab’ın varlığını 35 yaşında öğrendim, namaza başladım. Bir suç işlediysem bu eski alışkanlıklarım yüzünden. Şimdi beni uzaklaştırırsanız İslam’dan uzaklaşırım, eski hayatıma dönebilirim” der ve ağlamaya başlar. Cambazov, bu durum üzerine bir kez daha ceza kağıdını yırtar ve öğrenci okula devam eder. Çok da başarılı bir öğretmen ve imam olur.

Bir diğer hatırasında ise Cambazov kendi dayısı olan bölgenin büyük âlimlerinden Hacı Hafız’dan bahseder. Hacı Hafız İstanbul’da okumuştur ve meşhur bir âlimdir. Ancak ne zaman kürsüye çıksa sadece abdestten bahseder. Bu durumdan şüphelenmeye başlayan Cambazov, “galiba bizim dayı İstanbul’da sadece abdest almayı öğrenmiş” diye düşünmeye başlar. Ancak zamanla abdestin önemini kavrar. Bundan sonra her fırsatta abdestten bahsetmeye başlayan Cambazov, İslam Enstitüsü kabul sınavlarında bile öğrencilere “abdest nasıl alınır” diye sormaya başlar, tabi bu durum biraz şaşkınlıkla karşılanmaktadır. Bir defasında bir hanım öğrenciye de “haydi bir abdest al görelim” der. Ancak öğrenci kıpırdamaz ve abdest almaz. Cambazov ısrar edince kız, “siz bir erkeksiniz, sizin karşınızda ben abdest alamam” der. O zaman durumun farkına varan Cambazov öğrenciden özür diler. Kendi köylerinde orta yerde abdest alan kadınları gördükçe bu örnek aklına gelir.

İsmail Cambazov, Beşiğim ve Eşiğim.

Abdullah Osmanoğlu

Yayın Tarihi: 23 Ocak 2017 Pazartesi 16:39 Güncelleme Tarihi: 03 Mart 2020, 17:12
banner25
YORUM EKLE

banner26