Ünlü dahi Einstein’in bilinmeyenleri

Cyhthia Phillips’in “Einstein Hakkında Bilmediğiniz 101 Şey” kitabı Orenda Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı. Kitap Einstein’ın özel hayatına ait hiç bilmediğimiz bilgiler içeriyor.  

Ünlü dahi Einstein’in bilinmeyenleri

Albert Einstein, 14 Mart 1879’da orta sınıf bir Alman Yahudi çifti olan Hermann ve Pauline Einstein’in ilk çocukları olarak Ulm kentinde dünyaya geldi. Albert Einstein’ın ailesinde bilim için gereken hem zekâ hem de yetenek mevcuttu. Albert Einstein’ın annesi ev hanımı ve müzisyendi. Babası Hermann elektrik teknisyeni olduğu kadar amatör bir elektrik mucidiydi. Her iki ebeveyni de eğitimliydi.

Çocuklarının eğitimine önem veriyorlardı. Albert Einstein meraklı bir çocuktu, sorular sorup cevaplar arıyordu. Sabırlıydı, merakını giderene kadar sorusunun peşini bırakmıyordu. Anne-babası mutlu bir evlilik sürdürmüştü, bu sayede dikkatini dağıtacak aile içi uyuşmazlıklar yaşamadı. Geçim ya da ailevi sorununun olmaması ona farklı koşullarda sahip olabileceğinden çok daha fazla entelektüel özgürlük verdi. Babası Hermann 1902 yılında öldü. Einstein daha sonra babasının ölümünün, hayatındaki en büyük şoklardan biri olduğunu anlatacaktı. Annesi Pauline ise kanserle boğuşarak geçen bir dönemin ardından 1920’de öldü. Onun ölümü, Einstein’ın gelecekte büyük başarılarının önünü açacak çalışmalarına daha fazla odaklanmasına yol açtı.

Müzik, Einstein’ın hayatı boyunca büyük rol oynamıştı. Başarılı bir piyanist olan ve müzik sevgisini çocuklarına da aktaran annesi sayesinde altı yaşında keman derslerine başladı. Einstein, çocukluğu boyunca piyano derslerine de devam etti. İlk başta kemandan çok hoşlanmıyordu. Ancak ilerleyen yıllarda Princeton’da kasaba civarında sık sık elinde keman çantasıyla görüldü. Müzik ve matematiğin paylaştığı pek çok ortak unsur vardı ve Einstein her ikisini de çok severdi. Söylendiğine göre genellikle kafasından karmaşık matematik problemleri çözerken Lina adını verdiği kemanıyla doğaçlama çalıyor ve müziğe sığınmak birçok bilimsel ve kişisel ikilemi çözmesine yardımcı oluyordu.

Disleksi kelimesi Yunanca’dan türemiştir ve kelime sorunu anlamına gelir. Okuma, yazma, hecelemeyi engelleyen bir dil engelidir. Einstein, iyiden iyiye yürümeye başlayana kadar konuşmayı öğrenememiştir. Eğitiminin başında yaşadığı hafif sorunlar kimi zaman disleksi ile ilişkilendirilmiştir. Bununla birlikte bazıları da Einstein’ın hiçbir şekilde engeli olmadığı konusunda ısrarcıdır. Einstein gerçekten de disleksiyse, disleksiyle mücadele etmek zorunda kalan tek bilim insanı değildir. Biliyor musunuz Thomas Edison, Alexander Graham Bell ve Louis Pasteur da disleksi sorunu ile boğuşmuştur.

Einstein’in aşkla imtihanı

1898 yılı, Einstein’ın ilk defa bilimden başka bir şeye yenik düştüğüne şahitlik etti: Aşka… Einstein’ın ilk eşi Mileva Maric’i tanımlamak için genellikle “kitap kurdu” terimi kullanılır. Maric, Einstein’dan dört yaş daha büyüktü, yürürken aksıyordu ve güzelliği ile tanınan biri değildi. Einstein ve Mileva’nın tanışmasını sağlayan bir nebzede olsa şanstı. O dönemde kadınlar EHT’ye kabul ediliyor olmalarına rağmen pek çok açıdan hâlâ ikinci sınıf vatandaş olarak görülüyorlardı. O zamanlar İsviçre’de kadınların oy kullanmalarına bile izin verilmiyordu. Mileva, sınıftaki tek kadındı. Mileva, EHT’deki en parlak öğrencilerden biriydi ve birçok kişi tarafından mükemmel bir fizikçi olarak kabul ediliyordu. Einstein’la okul yıllarında genellikle aynı dersleri alarak ona ayak uydurdu. Einstein’ın özellikle annesi bu birlikteliğe başından beri karşıydı.

Einstein’ın ailesi Mileva’dan belki de Sırp kökenli olduğu için hoşlanmıyordu. Albert ve Mileva yaşadıkları tüm zorluklara rağmen 1903’te evlendiler. Einstein’ın annesi bu evliliğe şiddetle karşı çıkmaya devam etti. Ancak çifti vazgeçiremedi. Ne var ki temelleri sağlam olmayan bu evlilik 1919’da sonlandı. Einstein ve Mileva’nın ilk çocukları Lieserl adını verdikleri kızları 1902 yılında dünyaya geldi. Yirminci yüzyılın başlarında toplum, evlilik dışı çocuk sahibi olmaya kesinlikle karşı çok katıydı. Einstein çocuğunun olduğu haberini etrafa duyurarak kariyerini tehlikeye atmak istemedi. Lieserl’e ne olduğunu kimse tam olarak bilmiyor. Bazı araştırmacılar onun doğumda ya da doğumdan birkaç yıl sonra öldüğü, bazıları Sırbistan’da evlatlık verildiği, bazıları ise uzun yıllar yaşadığı fikrindedir. Yazar Micheke Zackheim, Lieserl’in başına gelenleri araştırmak için yıllarını harcamış ve bulguları 1999’da Einstein’ın Kızı: Lieserl’in İzinde adlı kitabında ortaya koymuştur.

Albert ve Mileva’nın ilk oğlu 1904’te doğdu. Hans Albert kısmen babasının ayak izlerini takip eden ilginç bir hayat yaşadı. Zürih’te yüksek lisans öğrencisiyken tortuların akan suyla taşınması sorunundan çok etkilenip doktora tezini bu konuda yazdı. Hatta dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları ve mühendisler hâlâ bu tezi kullanmaktadır. Albert ve Mileva’nın küçük oğlu 1910’da doğdu. Abisinin aksine, Eduard bilimde başarılı olamadı. Babasının özelliklerini müzik alanında paylaşıyordu. Ailenin en hassas üyesiydi. 1948’de annesi ölene kadar onunla birlikte yaşadı. 1965’te ölene dek kalan yıllarını bakım evi ve kliniklerde geçirdi.

Einstein’in bilinmeyenleri

Einstein Hakkında Bilmediğiniz 101 Şey adlı bu kitapta Einstein’ın özel hayatına ait hiç bilmediğinizi düşündüğüm anılar var. Einstein’ın ikinci eşi Elsa’nın aslında Einstein’ın uzaktan kuzeni olduğunu biliyor muydunuz? Einstein’ın kendi kızı hakkında bilgi sahibi olmasak da doğum ve ölümlerini net bildiğimiz iki üvey kızı olduğunu biliyor musunuz? Einstein’ın EHT’ye kabul edilmeyişi patent ofisinde çalışmaya başladığını biliyor musunuz? Peki ya Einstein’ın üç torunu olduğunu biliyor muydunuz?

Alanında yaptığı onca çalışmaya rağmen, kalabalığa konuşmak hiçbir zaman Einstein’ın can attığı bir şey olmamıştı. Einstein’ın konuşma yapmak için bulduğu çözümler konusundaki şu anektodu duymuş muydunuz? Einstein, kariyeri boyunca seyahat etmiş, konuşmalar yapmıştı. Bu konuşmaların hepsinde şoförü salonun en arkasına geçip onu dinliyordu. Bir defasında şoförü, Einstein’ın konuşmasını onun kadar iyi yapabileceğini belirtmişti. Böylelikle bir sonraki konuşma da Einstein salonun en arkasına geçip oturdu ve konuşmayı şoförü yaptı ve mükemmel bir performans sergiledi. Soru cevap oturumu sırasında birisi ayrıntılı bilimsel bir soru sordu. Şoför soruyu dikkatlice dinledikten sonra, “Aslında, bu çok basit bir soru, bahse varım, salonun en arkasında oturan şoförüm bile bu soruya cevap verebilir” dedi.

Einstein 18 Nisan 1955’te New Jersey Princeton’da abdominal aort anevrizması nedeniyle uykusunda öldü. Cenaze ya da mezar taşı istememişti. Cesedi yakıldı ve külleri New Jersey’deki bir nehre saçıldı. Einstein, 1955’te New Jersey’de öldüğünde yakın arkadaşı ve danışmanı Otto Nathan yanındaydı. O, ölümünden sonra isteklerini yerine getirme görevini Nathan’a vermişti. Nathan, Einstein’ın mülklerinin de yöneticisiydi. Nathan, otopsi için herhangi bir izin vermemiş ama iddialara göre Einstein’ın oğlu Hans Princeton Üniversitesi’nin baş patolojisi Dr. Thomas Harvey’in Einstein’ın otopsisini yapmasına izin vermişti. Einstein dehasının anatomik temellerini öğrenme fırsatı kaçırılmayacak derecede muazzam bir fırsattı ve Einstein’ın beyninin otopsisinin yapılasına karar verildi.

Einstein’in beyni

Beyin alınıp Dr. Harvey tarafından Princeton Üniversitesi’nde muhafaza edildi. Peki, Einstein gerçekten de bu araştırmayı onaylar mıydı? İnsanların kemiklerine aşırı hürmet göstermesini istemediği için yakılmak istediğini söylediği biliniyordu. Beyin ile ilgili ilk çalışma beyni tartıp ölçtükten sonra 240 parçaya ayırmaktı. Harvey neredeyse otuz yıl boyunca beynin çoğunu kendisi için saklayıp diğer araştırmacılara periyodik olarak küçük parçalar dağıttı. Nihayetinde Einstein’ın beyni üzerine birkaç bilimsel çalışma yayınladı. Einstein’ın beyninin ortalamanın altında bir ağırlığa sahip olduğunu biliyor muydunuz? Bir erkek için ortalama beyin ağırlığı 1400 gram iken Einstein’ın beyni 1230 gram ağırlığındaydı. Ayrıca Einstein’ın beyin korteksinin daha ince olduğu biliniyordu. Fakat Einstein’ın beyni alışılmadık derecede nöron yoğunluğuna sahip ve potansiyel olarak matematiksel, mekânsal akıl yürütme kapasitesi çok daha yüksekti. Diğer beyinlere göre daha hafif olmasına rağmen diğer beyinlerden 15 kat daha genişti. Einstein’ın beyninden bazı parçalar hâlâ Princeton Hastanesi’ndeki patoloji bölümündedir.               

“Einstein’ın mirasını periyodik tabloda da görmekteyiz. “Einsteinium” Sembolü: Es, atom numarası: 99.”

Einstein’ın fikirleri o kadar devrim niteliğindeydi ki bilim dünyası büyük oranda bu fikirleri başlangıçta tuhaf bularak reddetti. Einstein fizikte Nobel Ödülü’nü kazandı ancak izafiyetle değil kariyerinin başlarında yaptığı daha az tartışmalı bir çalışma ile. Einstein’ın fikirlerinin bilimsel ana akımın parçası hâline gelmesi yıllar sürdü. Einstein, Pisagor teoremini ilk defa on bir yaşındayken okumuştu. Sisamlı Pisagor, MÖ 569 ve 475 yılları arasında yaşamış ilk matematikçi olarak adlandırılır. Einstein, Pisagor teoremini adeta takıntı yapıp birkaç hafta çalıştıktan sonra bir ispata ulaşmıştır.

Einstein’ın denklemleri

Solucan deliklerinde seyahat etmek ister miydiniz? Solucan deliği nedir? Solucan deliği uzayda bir tünel gibi düşünülebilir. Her tür madde bu tünelden geçebilir. Kelimenin tam anlamıyla tüm boyutlara ulaşabilir. Solucan deliklerinin, dördüncü boyut olarak zamanın da eklenmesiyle var olduğu düşünülmektedir. Bir yaprağa bakın ve onun uzayda bir uçak olduğunu düşünün. Bir böcek sapından yukarıya doğru ilerleyerek yaprağın kenarına ulaşmaya çalışıyor. Böcek için normal eylem kenardan düşene kadar yaprağın diğer ucuna doğru ilerlemek olacaktır. Şimdi yaprağın kıvrıldığını hayal edin böylece böcek dosdoğru biçimde yaprağın kenarına ilerleyebilir. Bu çok daha hızlı olmaz mı? Uzay kıvrık olduğunda A ve B noktaları arasında çok daha az zaman ve boşluk vardır.

Ludwig Flamm, Karl Scwarzschild ve Einstein’ın denklemlerinin çözümlerini inceledi ve kara deliğin uzayda tek bir nokta değil de aslında iki ucu olabileceğini, aynı evrenin iki parçasını veya hatta farklı iki evreni birbirine bağladığını fark etti. Şayet madde kara delikten girerse beyaz delik adı verilen olası diğer uçtan dışarı atılabilmesi mümkün. İşte evrenin tamamen farklı iki ucunu birbirine bağlayan bu tünele “Solucan deliği” deniyor. Fizik yasalarını ihlal etmeden uzayda muazzam mesafelerde seyahat etmek mümkün müydü? Solucan delikleri ile sadece mekânsal değil aynı zamanda zamansal seyahatler de mümkün müdür? Evrende başka bir mekâna ve zamana nasıl açılabiliriz?

Einstein, özellikle görelilik konusundaki keşiflerini dikkatle inceleyerek, ışık hızına yakın bir hızda hareket eden bir parçacık kütlesindeki artışı, kinetik enerjideki artışla karşılaştıracaktı. Böylece en ünlü bilimsel formül doğdu: “E=mc2” Her ne kadar E=mc2 ışığın hızına yakın hızlarda hareket eden parçacıkların kütlelerinin, durağan kütlelerine kıyasla nasıl arttırdığını açıklasa da peki ya gündelik, daha olağan hızlarda hareket eden parçacıklar? Sonradan çok daha düşük hızlarda hareket eden parçacıklarda da kütle artışlarının gerçekleştiği ortaya çıktı. Aslında parçacıklar, çok yavaştan ışığın hızına yakın tüm hızlara kadar, E=mc2 denklemindeki kinetik enerjideki artışlarıyla ilişkili bir kütle artışı yaşarlar. Örneğin; saatte 3500 km. hızla uçan bir uçağın kütle artışı, yerde sabit hâldeki kütlesine kıyasla sadece yarım miligram olacaktır ki bu ihmal edilebilir bir değerdir.

Einstein, bir dizi yanlış başlangıç ve başka hataların ardından 25 Aralık 1915 tarihinde, genel görelilik teorisinin doğru alan denklemlerini kapsayan, “Kütle Çekimsel Alan Denklemleri” isimli makalesini sundu. O dönemdeki meslektaşlarının çoğu Einstein’ın 1912 ve 1915 yılları arasında her biri düzeltilmiş, değiştirilmiş ve öncekilerin genişletilmiş hâli olan ardı ardına yayınladığı makaleleri karşısında şaşkına döndüler. Mart 1916 yılında Einstein, genel göreliliğin temellerini daha anlaşılır biçimde özetleyip açıklayan bir makale yayınladı. “Einstein Hakkında Bilmediğiniz 101 Şey” adlı bu kitap ile ilgili özetimi genel göreliliğin 3 temel kuralını yazarak bitirmenin güzel ve yakışır olacağını düşünüyorum.

  1. Uzay ve zaman sert değildir. Şekilleri ve yapıları madde ve enerjiden etkilenir.
  2. Madde ve enerji, uzayın ve uzay-zamanın eğrileceğini belirler.
  3. Uzay ve uzayın eğriliği maddenin nasıl hareket edeceğini belirler.

Özel göreliliğin başlıca sonuçlarından biri de zamanın genişlemesi kavramıydı. Teori kısaca şöyledir. Işık hızı sabit olduğunda birinin bir yere gitmesi için geçen süre (ışık hızına yakın bir hızda gittiğini varsayarsak) kişinin seyahat eden mi yoksa gözlem yapan mı olduğuna göre değişir. Bu durumda özel görelilik yapısı itibariyle tüm insanlığın en derin fikirlerinden biri ortaya çıkarır: zaman içinde seyahat etmek imkânsız değildir. Zaman yolculuğu aslında mümkündür.

İkbal Çobanoğlu, “101 Bilinmeyen”, Kitabın Ortası dergisi, Aralık 2019, sayı 33.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2020, 12:04
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26