Ulu vezir Nizamülmülk'ün hayatını romanlaştırdı

Mürsel Gündoğdu, tarihimizin ulu şahsiyetlerinden Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün hayatını 'Vezir Nizamülmülk' adıyla romanlaştırdı. Metin Uygun bu kitaba dair yazdı.

Ulu vezir Nizamülmülk'ün hayatını romanlaştırdı

Ebu Ali el-Hasan el-Tusi. Nam-ı diğer Nizamülmülk. Türk tarihinin, hassaten Büyük Selçuklu Devleti'nin büyük veziri. Ona bu haklı şöhreti kazandıran ve ismini tarihin unutulmaz şahsiyetleri arasına kaydettiren ise hace, bilge, âlim, adil, büyük idare ve siyaset adamı olma vasıflarıdır. Onun vezirliği Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulma sıralarında gerçekleşmiştir. Selçukluların devletten imparatorluğa geçiş safhası sayılan, Sultan Alpaslan ve oğlu Sultan Melikşah’ın fetihleri esnasında devleti, idari, mali, adli, askeri, ilmi yönden teşkilatlandırmış, fetihlerle genişleyen imparatorluğun toprak sistemini belli bir düzene sokmuştur. Göçebe vasıflarını haiz olan Türk toplumunun göçebelikten yerleşik hayat düzenine geçmesi gerektiğine inanmış, bunu görmüş ve sağlam temeller üzerine bina edilecek bir sistem kurmaya çalışmıştır. Devlet idaresinde geliştirdiği yöntemler, getirdiği yenilikler daha sonraki Türk-İslam devletleri tarafından uygulanmıştır. Bir de Siyasetname'si vardır.

Mürsel Gündoğdu, bu sıra dışı devlet adamının hayatını, mücadelelerini, büyüklüğünü roman tarzında kitaplaştırmış. Roman, Nesil Yayınları tarafından 2014 yılında Vezir Nizamülmülk adıyla okura kazandırılmış.

Nizamülmülk, Batıni hareketine karşı da büyük mücadele veriyordu

Nizamülmülk’ün vezirliği döneminde Selçuklu Devleti fetihler kazanıyor, toprakları genişliyor. Ama her şey güllük gülistanlık değil. Sultan Alpaslan ve oğlu Sultan Melikşah, cihan hakimiyeti mefkuresiyle uğraşırlarken, sık sık taht mücadelesi yüzünden isyanlar çıkar. Bu mücadele devletin birliğini ve bütünlüğünü tehdit ettiği gibi, diğer fetihlerin önünü ve hızını da keser. Devleti oyalar. Nizamülmülk’ün aldığı tedbirlerle, devletin selametini tehdit eden bu taht mücadeleleri son bulur.

Diğer taraftan bozuk fırkalar almış başını yürümüştür. Mısır’daki Fatımi Devleti, Selçuklu Devleti sınırları içinde Şiilik faaliyetlerini hızlandırmış, Müslümanların itikatlarını bozmak için terör dahil her türlü ilmî, fikrî faaliyeti yürüterek, insanları itikat yönünden zehirlemekteydiler. Onların kolu olan Batıniler ve meşhur Hasan Sabbah, bu faaliyetlerini çok ileri safhalara vardırmış, adeta Selçuklu Devleti içinde küçük bir devlet oluşturacak şekle getirmişti. Adamlarını, sultanların, emirlerin saraylarına yerleştirecek kadar nüfuz etmişti. Şiiliği ve zındıklığı yaymak hususunda cinayetler irtikap ediyor, halkı korkutuyor, tehdit ediyordu. Nizamülmülk bu Batıni hareketine karşı da büyük mücadele veriyordu. İslam âlimlerini bu uğurda seferber ediyor, sohbetler verdiriyor, kafası karışan halkın gönlünü aydınlatıyor, ferahlatıyordu.

Mülk, zulüm ile payidar olmaz

Nizamülmülk din âlimlerine büyük önem verir, sık sık din âlimleriyle bir araya gelir, ilmi meseleler üzerine sohbet tertip ederdi meclisinde. Kendisi de büyük bir din âlimidir. Başta hadis ilmi olmak üzere diğer dini konularda da yetkin bir şahsiyetti. İlimle uğraşan talebelerin her türlü ihtiyacını karşılar, bu hususta acele eder ve cömert davranırdı. Müşfikti. Mazlumun hakkını zâlimden alıp, mazluma iade etme hususunda katı ve kararlı bir tavır sergilerdi. Bu da adalete verdiği büyük önemden geliyordu. Adalet konusunda padişahların ve idarecilerin yapmaları gerekenleri de şu şekilde izah eder: “Padişahların ve amirlerin haftada iki gün; zulüm görmüş olanların şikayetlerini dinlemesi ve zâlimden onun hakkını alıp zulme uğrayana vermesi ve halkının şikayetlerini kendi kulağıyla duyması zaruridir. Kim böyle yaparsa, idaresi altındaki yerlerde bütün zâlimler korkar ve zulüm yapamazlar.” Ve şöyle devam eder koca vezir bu husustaki düşüncelerini açıklamaya: “Amirlerin ve padişahların, Allah Teala’nın rızasının nerede olduğunu çok iyi bilmeleri gerekir. Allah Teala, padişahın halka yaptığı ihsandan razı olur. İhsan olarak da insanlar arasında adalet yapması kafidir. Halk, padişah için hayır dua ederse, o memleket payidar olur ve her kudret ve kuvveti artar. Mülk zulüm ile payidar olmaz.”

Fitne. Devletlerin, imparatorlukların içini kurt gibi kemiren bir hastalık. Fitne Selçuklu Devletinde de boş durmaz. Sultanla vezirin arasını açmak için her şey denenir. Bunların çoğunu bertaraf etse de Nizamülmülk, fitne galip gelir ve sultanla arası açılır. Sultan Melikşah’ın hanımı Terken Hatun’la veliahtlık hususunda görüş ayrılıkları olur. Terken Hatun bu konuda istediğini elde edebilmek, vezire galip gelmek için her yolu dener. Hatta, Mürsel Gündoğdu, romanda Terken Hatun’un veziri alt edebilmek için Hasan Sabbah’ın adamlarıyla bile anlaştığını iddia eder. Nihayetinde Sultan Melikşah’ın baba diye hitap ettiği, hace diye iltifat ettiği veziriyle arası açılır. Tabi bundan devlet zarar görür. Vezir yorgun düşer. Yapılanlar unutulur. Devlet hizmeti böyle bir şeydir. Ve koca vezir bu durumu şu ibretlik sözlerle dile getirir: “Bir zamanlar kendime has bir köyüm ve bir mescidim olsa da içinde tek başına Rabbime ibadet etsem derdim. Daha sonra, mahsulüyle rızkımı temin edecek bir tarlam ve Allah’a ibadet edecek bir mescidim olsa, dedim. Şimdi ise sadece, günlük kuru bir ekmek parçasıyla Allah’a ibadet edebileceğim bir mescidim olsun istiyorum.”

Bütün bunlar ve daha fazlası Vezir Nizamülmülk’te.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 12:23
YORUM EKLE

banner19

banner13