banner17

Türkologlar toplandı, Ruslar da her birini fişledi

'Kurşunlanan Türkoloji' kitabında Prof. Dr. Ahmet Buran, Türklerin, dünyanın dört bir tarafından Türkologların uğradıkları zulmün tarihini anlatır. Metin Uygun yazdı.

Türkologlar toplandı, Ruslar da her birini fişledi

https://www.ktpkitabevi.com/urun/kursunlanan-trkoloji-115567341Türk tarihinin 1550’li yıllardan itibaren ilerlemesi durmuş, duraklama döneminin içine girmiştir. 18. yüzyıl, özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın ilk yarısında dramatik, acıklı bir geri çekiliş başlar. Kaybedilen topraklarda Türkler baskılara, işkencelere, sürgünlere maruz kalırlar. Yunanistan’ın bağımsızlığına kavuşmasıyla Balkanlarda başlayan Türk kıtali, kıyımı soykırım şeklinde devam eder. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Balkanlarda meydana gelen katliamlar, savaştan sonra da devam eder. Bu durum Anadolu’nun işgalinde Türkiye’de de yaşanır. İşgalci Yunanlar, İngilizler, Fransızlar insanlık dışı her türlü muameleyi yapmışlardır Türklere. Keza içimizdeki azınlıklar, Rum ve Ermeniler de hainlikte insanın aklına gelmeyecek her türlü cinayeti işlemişlerdir. Yine bu dönemde Sovyet Rusya’da, Kafkaslarda, Kırım’da, İdil-Ural’da, Batı ve Doğu Türkistan’da, İran, Irak ve Suriye bölgelerinde Türkler ölüm-kalım mücadeleleri vermişlerdir. Ahıska Türklerinin durumu hâlâ çözüme kavuşmayı beklemektedir. Daha yakınlarda Kıbrıs’ta, 90’lı yıllarda Bosna’da, yine Azerbaycan’da Ermenilerin Hocalı katliamı, Türklerin maruz kaldığı insanlık dışı muamelelerin sadece birkaçıdır.

Kurşunlanan Türkoloji kitabında Prof. Dr. Ahmet Buran, Türklerin uğradıkları zulmün tarihini anlatır. Akçağ Yayınları tarafından 2011 yılında üçüncü baskısı yapılan kitap iki bölümden oluşur. İlk bölüm “Korku Tüneli” başlığını taşır. Bu bölüm bu mücadelenin özeti şeklindedir. “Kurşunlanan Türkoloji – Dilimizin ve Bilimimizin Soykırımı” adlı ikinci bölümde ise daha çok, Rusya’da, Çin’de ve Türkiye’de Türkologların, şair ve Türk aydınlarının uğradığı katliam, sürgün ve baskılar anlatılmaktadır.

Türkoloji nedir, Türkolog nelerle uğraşır?

Kitabın ikinci bölümü ‘Kurşunlanan Türkoloji’ başlığını taşır. Bu bölüm, Doğu Bilimi (Oryantalizm) ve Türkolojinin doğuşu hakkında verilen bilgilerle başlar. “Doğu Bilimi (Şarkiyatçılık, Oryantalizm), Kuzey Afrika’yı da içine alacak şekilde, Yakındoğu'dan başlayıp Uzakdoğu'ya kadar uzanan ülkeleri ve bu ülkelerde yaşayan milletlerin dillerini, tarih ve kültürlerini araştırmak, tanımak ve tanıtmak amacıyla kurulmuş bir araştırma kolu” olarak tarif edilir. Türkoloji ile ilgili Türkiye’deki tartışmalara da yer verilir kitapta. Türkolojinin doğuşu, tarihi hakkında bilgiler yer alır. Türklük bilimi/Türkoloji dar anlamda Türk dili ve lehçelerini, geniş anlamda Türkleri ve Türklükle ilgili konuları araştıran bilim dalıdır. Türk dili, Türk tarihi, Türk folkloru ve Türk sanatı vb. konular, Türklük biliminin ilgi alanına girerler.

Türkoloji ile ilgili çalışmalar iki bölüm olarak değerlendirilir. İlki Batılı veya Türklerin dışındaki diğer milletlere mensup olanların yaptığı çalışmalardır. Bunlar bu bilimin ilk kaynakları olarak kabul edilebilir. Eski Türk boyları üzerine bilgi veren Latin ve Bizans kaynakları Türklük biliminin öncüleri olarak kabul edilir. Bu husustaki bilgilerin diğer önemli kaynağı da Çince yazılmış belgelerdir. Bu çalışmaların sonuçlarının değerlendirildiği bir kongre tertip edilir Paris’te. 1873 yılında tertiplenen bu kongre Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Araştırmaları Kongresi’dir. Avrupalılar dışında İran ve Arap tarihçiler de bu bilime ilgi duymuşlar, Türklerle ilgili çalışmalar yapmışlardır. Daha sonra yerli kaynaklara dayanan çalışmalar zikredilir. Türkoloji sınırlarımız dışına taşmış olup, uluslararası bir mahiyet kazanmıştır. Birçok ülkede çok sayıda Türkolog, Türklük bilimiyle ilgili çalışmalar yapmaktadır.

1926'da Bakü'de Türkologlar alfabe meselesini tartıştı

Türkoloji ilminde Rusya hatırı sayılır bir konuma sahiptir. Bu alanda Rus kökenli bilim adamları, diğer milletlere mensup ilim adamları ve Türk kökenli bilim adamlarının mevcudiyetinin fazla olması, konularında âlim birer şahsiyet olmaları, Türkolojiyi Rusya’da seçkin bir bilim dalı konumuna getirmiştir. Dünyadaki Türkologlar arasında uzun süreden beri bir kongre fikri vardır. Kurultay için 25-26 Şubat 1926 tarihi kararlaştırılır. 26 Şubat – 6 Mart tarihleri arasında Bakü’de ‘Birinci Uluslararası Türkoloji Kongresi’ yapılır. Kurultay, Alman ve Türk heyetlerinin önerileriyle Wilhelm Radloff ile Gaspıralı İsmail Bey’e ithaf edilmiş. Tarih, etnoğrafya, dillerin akrabalığı, Türk dilleri, imla (orfografi), terminoloji, alfabe, edebiyat dili, derslerin metodu, memleket tanıtımı, edebiyat tarihi ve kültürel kazanım gibi 12 bölümde 17 oturum halinde yapılmış ve 38 bildiri sunulmuş. Toplam 138 delege katılır. Bunların 93’ü Türk, 38’i diğer halklardandır. Türkiye’yi Mehmet Fuat Köprülü, Hüseyinzade Ali Turan ile İsmail Hikmet Ertaylan temsil etmişlerdir.

Bakü Türkoloji Kongresi'nde tartışılan konuların başında alfabe konusu gelmektedir. Moskova’nın gönderdiği delegeler Türk topluluklarının Latin alfabesine geçmesini isterken, başta Tataristan delegeleri olmak üzere, diğer bazı delegeler Arap alfabesinin devamından yana görüş bildirirler. Bazı Rus delegeler de Kiril alfabesine geçilmesi fikrini tartışmaya açarlar. Sovyet yönetimi de esasen Türk topluluklarının Kiril alfabesine geçmesini istiyordu. Fakat bunu gelecek tepkilerden dolayı dayatamıyordu. Bu yüzden kademeli bir geçiş stratejisi takip edilir. Önce Latin alfabesine geçişi gündeme getirerek Batılı devletlerin tepkisini ortadan kaldırdıktan sonra Kiril alfabesine geçiş sağlanacaktı. Kiril alfabesine geçiş bu kurultayda gündeme getirilmekle beraber asıl tartışma Latin alfabesine geçişle, Arap alfabesinde devam edilmesi fikri üzerinde yaşanmıştır. Neticede Latin alfabesine geçilmesi fikri kabul edilmiştir.

Kongreden sonra meydana gelen olaylardan Rusya’nın bu kongreyle ilgili başka emellerinin, gizli niyetlerinin olduğu da ortaya çıkar. Sovyet vatandaşı olan ve olmayan Türkologların düşünce ve niyetlerini öğrenmek, onların Sovyet sistemine ve anlayışına aykırı, zararlı düşüncelerinin ortaya çıkmasını sağlamak ve o düşüncelerin sahiplerini ortadan kaldırmak gibi bir amacının olduğu anlaşılır.

Kongre, dünyadaki önemli Türkoloji merkezlerinde geniş yankılar uyandırır. Kongreyle ilgili gazetelerde ve dergilerde çok sayıda yazı yayınlanır. Türkolojiye ve Türklükle ilgili meselelere ilgi artar. Bu kongrenin önemli neticeleri de olmuştur. Sovyetlerdeki Türk toplulukları bu kongreden sonra Latin alfabesine geçmiştir. Rusça bilim dili olmaya başlamıştır. Türkiye’de Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi Türkolojinin bilimsel kurumları ile 1932 yılından itibaren yapılmaya başlanan tarih ve dil kurultayları ile çıkan süreli yayınlar, Türkiye’yi Türkolojinin merkezi haline getirmenin köklü bir düşüncesi olarak değerlendirilir. Bu kongrenin Türkiye’deki en önemli neticelerinden biri de, Sovyetlerde Latin alfabesine geçen Türk topluluklarından sonra Türkiye’de de Latin alfabesine geçme düşüncesinin işlerlik kazanması ve 1928 yılında Latin alfabesine geçilmesidir.

Kongreden sonra her milletten Türkolog katledilmiştir

Bu kurultayın en istenmeyen sonucu ise, Sovyet Rusya’da Türkologların tutuklanmaları, Pantürkistlikle suçlanıp hainlik iftirasıyla yargılanmaları, insanlık dışı işkencelere maruz kalmaları, sürgüne gönderilmeleri, kurşuna dizilerek idam edilmeleri olmuştur. İdam edilen Türkologlardan Türk asıllı olmayanlar da nasibini almıştır. Bunlardan en tanınmış olanları, Aleksandr Nikolayeviç Samoyloviç, Yevgeniy Dmitriyeviç Poliyanov, Artur Rudolfoviç Zilfeld-Simumyagi’dir.

Kurşuna dizilerek veya çeşitli işkencelere maruz kalarak öldürülen Özbak şair, yazar ve Türkologlardan bazıları Halid Said Hocayev, Kayum Ramazanov, Abdurraif Fıtrat; Türkmen olanlar Kümüşali Börüyev, Orazmammet Yepayev, Allahkulu Karahanov, Azerbaycan’dan, Huluflu Veli Memmed Hüseyinoğlu, Henefi Baba Oğlu Zeynallı, Abdulla Memed Oğlu Zeynallı; Kazak şair, yazar ve Türkologlardan bazıları Ahmet Baytursunov, Teljan Şonanov, Hudaybergen Jubanov; Kırgızlardan İşenalı Arabayev, Kasım Tınıstanov, Acıman Şabdanov; Tatar-Başkurt şair, yazar ve Türkologlardan öne çıkan isimlerden bazıları da Gaziz Salihoviç Gobeydullın, Galimcan Şeref, Yakup Azızov ve Sultan Galıyev. Stalin, Sultan Galiyev’e daha ağır işkenceler etmiş, çocuklarını da aynı işkencelere maruz bırakmış, adeta kökünü kurutmak istemiştir.

Kırım’dan Ömer İpçi, Gaspırali İsmail Bey, Bekir Sıtkı Çobanzade de aynı kaderi paylaşan değerli şahsiyetlerdir. Rusya dışında da çeşitli baskılara maruz kalan, hapis yatan, işkence görenler olmuştur. Çin’de İsa Yusuf Alptekin. Türkiye’de, Hüseyin Nihal Atsız, Hüseyin Namık Orkun ve Orhan Şaik Gökyay’dır.

Rusya’da daha çok 1920-1950 yılları arasında gerçekleştirilen katliam ve soykırımlar, 1950’den sonra tekrar mahkeme edilmiş ve haksız yere yargılanıp infaz edilenlerin itibarları iade edilmiştir.

Kurşulanan Türkoloji kitabı, dünyadaki Türk coğrafyalarında Türklerin maruz kaldıkları, özellikle Türklerin yetiştirdiği değerli şahsiyetlerin, ilim adamlarının, şair, yazar, edebiyatçı, tarihçi ve Türkolgların uğradıkları suikastler, işkenceler, idamların anlatıldığı, kısaca Türklerin makus talihinin tarihini anlatan değerli bir çalışmadır. Ahmet Buran Hocanın emeklerine sağlık.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 12:21
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sefer
Sefer - 1 yıl Önce

1926'da Bakü'de Türkologlar alfabe meselesini tartıştı..... halen her türk için tek bir yazi şeklini kabul edemedık. Neden? Katlıamlar türkologlarimizi yok ederek korku yaymakda. Bu korku genetiklerimize kadar işlemişdir. Halen korkudan ayni yazi şeklini her türk için yapamadik!

banner19

banner13

banner20