Türkçede öykü 100 yılda 12 kat artmış!

Ömer Lekesiz'in 'Kuramdan Yoruma Öykü Yazıları' kitabı, bazı handikaplar barındırsa da, araştırmacılar için iyi bir kaynak kitap niteliğinde..

Türkçede öykü 100 yılda 12 kat artmış!

Selis Yayınları tarafından 2006’da yayınlanan Kuramdan Yoruma Öykü Yazıları, Ömer Lekesiz’in öykü üzerine kaleme aldığı ve dergilerde ve gazetelerin kitap eklerinde yayınladığı yazılardan ve çeşitli platformlarda yaptığı konuşmalardan, sunduğu tebliğlerden oluşmuş bir kitap. Hayatını Türk öykücülüğüne vakfeden bir kalemden sadır olan metinlerden meydan gelmiş bir kitap Kuramdan Yoruma.

Ömer Lekesiz’in Mimlerin Abecesi (İnsan, 1995), Şirazeden Şirazeye (Timaş, 1997), Öykü İzleri’nden (Hece, 2000) sonra küçük çaplı dördüncü eleştiri-değini-deneme kitabı diyebiliriz, Öykü Yazıları için. Yayınevi her ne kadar edebiyat kültürü serisine dâhil etmişse de, biz eleştiri-deneme-değini sınıfına sokuyoruz kitabı. Bunlar dışında Lekesiz’in, Hasan Aycın’ın Çizgilerinden Örneklerle Çizgi Sanatında Dil ve Mesaj (Yedi Gece, 1995), “Ev-Kâbe Simgeciliği Üzerine Bir Çözümleme” alt başlığını taşıyan Sevgilinin Evi (Yedi Gece, 1997), Öyküce Konuşmalar (Meneviş, 2003), Hüseyin Su Kitabı (Kemal Aykut’la birlikte, Nehir, 2005) adlı kitapları da var. Lekesiz’in eserleri arasında belki de en önemlisi ve gelecek nesillere yön verecek olanı –eksikliklerine rağmen- öykücülüğümüz üzerine yazdığı 5 ciltlik ansiklopedik eseri Yeni Türk Edebiyatında Öykü’yü (Kaknüs, 1997–2001) de unutmayalım.

Türk öyküsünü tasnife tâbi tutuyor

Kuramdan yoruma doğru bir seyir takip ediyor kitap, adı üstünde. Öncelikle eleştirinin Türkçemizdeki tarihsel seyrine yer veriyor Lekesiz, yaptığı işin ne idüğünü ortaya koyuyor adeta. Sonraki yazı, hikâyeden öyküye geçişi aktarıyor bize bütün detaylarıyla. Bu anlamda da eleştirisini yaptığı alanın sınırlarını ve o alanın tarihte nasıl nitelendirildiğini ve kimlerle komşuluk yaptığını gösteriyor okuyucuya. Sonraki yazılarda ise artık yoruma geçiyor Lekesiz. Öncelikle konular üzerinden öykümüzü tasnife tâbi tutuyor, dönem okumaları yapıyor, kadınların öykümüzle olan ilişkisine değiniyor, en son olarak da kişilere ve kitaplara değiniyor.Ömer Lekesiz

Toplam 27 başlığın yer aldığı kitapta Lekesiz, öykü serüvenimizi tasnif zorunluluğu ve biraz da akademik gerekliliklerden dolayı şu şekilde bölümlüyor: Arayışlar-Olgunlaşma-Başat Tür-Yeni Arayışlar.

Kuramını oturttuktan sonra yorumlara geçiyor yazar. Öncelikle hikâyemizin öyküleşme serüvenine değiniyor. Öykümüzün yıllar içinde başına gelenleri anlatıyor bize açık ve oylumlu bir şekilde. Genel bir çerçeve çizdikten sonra kimisi ölmüş ve dünyadan ayrılmış, kimisi de yaşayan ve eserleriyle edebiyatımıza ve öykümüze hayat vermeye devam eden edebiyatçılarımıza, öykücülerimize değinmiş. Onların kitaplarına değinmiş. Nâbizade Nazım, Bahaeddin Özkişi, Samim Kocagöz, Vüs’at O. Bener, Salim Şengil, Muzaffer Buyrukçu, Mıgırdiç Margasyon, Orhan Duru, Ayfer Tunç, Fatma K. Barbarosoğlu, Nalan Barbarosoğlu, Özcan Karabulut, Yücel Balku gibi edebiyatçılar, Lekesiz’in, müstakil başlık atarak öyküleri üzerinde durup yayımladıkları kitaplarına eleştiri oklarıyla temas ettiği yazarlar olarak kitapta göze çarpan isimler. Bu isimler arasında İslamcı yazarların nedense yok denecek kadar az yer tuttuğunu görüyoruz. Belki de bu kitaba bu şekilde denk geldi.

Teorik metinler de kitaplaşmalı!

Kitapta, eleştirilen isimlere baktığımızda, Lekesiz’in yıllardır sol cenahtan tüm yeryüzüne esen körlük ve şaşılık rüzgârından etkilenmediğini görüyoruz. Bu anlamda kendisi bütünü görme adına ayrıca bir takdiri hak ediyor. Kalemini öykünün emrine vererek Türk öykücülüğünün haritasını çizen yazar, en az öykü yazan ediplerimiz kadar katkı sağlamaktadır öykümüze. Onun çalışmaları derleyici, toparlayıcı, ayıklayıcı bir özelliğe de sahip. Bugüne kadar öykü adına ortaya konulmuş birçok şeyi kayıt altına almaya çalışan Lekesiz’in, kanaatimizce, elinde var olan malzemelerden öykü üzerine daha nice tadına doyum olmaz, yol gösterici, ufuk açıcı kitaplar çıkabilir.

Lekesiz, Kaknüs Yayınları’nca okurun ilgisine sunulan ve Türk Edebiyatında Öykü adını taşıyan beş ciltlik antolojiyi hazırlarken diğer işlere ara vermişti. Nihayetinde iki kapak arasında kendine yurt edinen bu çalışmadan sonra, açıkçası, Lekesiz’den yeni yorumsal, eleştirel yazılar okumayı arzuluyoruz. Ve tez zamanda yazarın öykü üzerinde kaleme aldığı teorik metinlerin de kitaplaşmasını temenni ediyoruz.

Yazara göre “öykü” nedir, “hikaye” ne?

Kitaba geçecek olursak öncelikle hikâye-öykü ayrımı üzerinde durmak gerekmektedir. Lekesiz öykünün hikâye içinde bir tür olduğunu ifade ederek, onun 1890 yılında Nabizade Nazım’ın yayınladığı Karabibik adlı kitapla dünyaya geldiğini ifade ediyor. Yine yazara göre her ne kadar adlandırma uzun dönem “hikâye” diye devam etmişse de ve her ne kadar öykü sözcüğü dilde yenileşme adına dilimize sokulmuşsa da, aslında “öykü”, geçmişte başlayıp günümüzde de devam eden bir türün adıdır. Yazar en kestirme yoldan klasik formlarla tahkiyenin adına hikâye, modern formlarla yapılan tahkiyeye ise öykü denildiğini ortaya koyuyor. Buna göre hikâyemizin bin yıllık, öykümüzün ise 120 yıllık bir geçmişi var.

Ömer LekesizBizce hikâye ya da öykü arasında bir fark yok. Sadece dilde sadeleşme adına yapılan bir planlama var ortada. Ki zaten günümüz insanının konuşmasına ve hayatı algılamasına baktığımızda hâlâ hikâye sözcüğünün öykü kelimesinden daha fazla kullanıldığını göreceğiz. Bizce hikâye de denilebilir, öykü de denilebilir. O yüzden yazımızda bazen hikâye kelimesini bazen de öykü sözcüğünü kullandığımızı görecektir okuyucular.

Hangi kitaplar kağıt hurdacısına gitmeliymiş?

Lekesiz’in kitapta şikâyet ederek yakındığı, hatta kızdığı en önemli nokta, öykümüze dadanmış olan uyanıklar. Ona göre şiirde kendine yer açamayanlar hikâyeye dadanarak, eş-dost-ahbap ilişkileri sayesinde kendilerine yer edinmişler ve bunun imkânlarından biraz daha yararlanarak kitap bastırmışlar. Ve bu kitaplar -onca- maalesef yukarda söylediklerimizden dolayı tek eleştiri yüzü görmemiştir.

Lekesiz, genç öykücülerin önünü açmak ve onlara yol göstermek adına kendilerine zamanın sözünü dinlemelerini tavsiye ediyor. “Çünkü zaman en büyük eleştirmendir” diyor ve kâğıt hurdacısına giderek bir işe yaraması gereken kitapları sıralıyor isim isim. Biz bir tartışmaya mahal vermemek için ne kitaplardan ne de yazarlarından bahsedelim. Bu, asla gerçekleri görmekten kaçınmak, susarak yüke omuz vermemek değil; bilakis, piyasanın dedikoduya ve polemiğe aç olduğu şu zaman diliminde buna mahal vermemektir. Merak ve arzu edenler kitaba bakabilirler. Sadece şunu söylemek isteriz ki, o listede yer alan iki kitabı okuduğumuzda, bir okur olarak büyük lezzetler ve farklı tatlar aldık.

Türk edebiyatında “ada öykücüler” kimler?

“Kadın öykücüler” başlığı altında öykücülüğümüzde sayıları artık neredeyse erkek öykücülerle eşitlenen kadın öykücülere değiniyor Ömer Lekesiz kitabında. 1910–1990 yılları arasında öykü kitapları bastırmış kadın öykücülerin öyküdeki kadın duyarlıklarını, bakış açılarını ortaya koymuş yazar.

“Türk öykücülüğünde adalar” başlığı altında Türk öykücülüğünde, bir siyasî kurgunun ya da o siyasî kurgunun dayattığı edebî akımın içinde yer almayan, siyasal kamplaşmaların dışında duran, öncelikle kendi sanatsal çabalarıyla var olan ve tam da bu nedenlerle iki köklü yazınsal (Sol ve Müslüman) iktidarın “önemli öykücüler listesinde” yer almayanları “ada öykücüler” tanımlaması içine sokuyor Lekesiz. Bu sınıftaki öykücülerin ortak bir yanlarının bulunmadığını da belirten Lekesiz, kendi listesindeki isimleri şu şekilde sıralıyor: Abdülhak Şinasi Hisar, Nahit Sırrı Örik, Fahri Celal Göktulga, Peyami Safa, Bekir Sıtkı Kunt, Kenan Hulusi Koray, İlhan Tarsus, Samet Ağaoğlu, Ziya Osman Saba, Kemal Tahir, Fikret Ürgüp, Haldun Taner, Umran Nazif Yiğiter, Tarık Buğra, Sabahattin Kudret Aksal, Kamuran Şipal, Bahattin Özkişi.

Öykücülüğümüzün rakamsal analizi de var

Ömer Lekesiz, kitabında ilginç ve öykücülüğümüzün seyri açısında önemli bir tabloyu da paylaşıyor okurlarıyla. Buna göre; 1890-1930 yılları arasında 38 öykücüden 112 öykü kitabı yayınlanmış. 1930-1950 arasında bu rakamlar 64 öykücüye ve 140 kitaba çıkmış. 1950-1970 arasında 135 öykücü 376 kitap, 1970-1980 arasında 112 öykücü 328 kitap, 1980-2000 yılları arasında ise 462 öykücü 1267 öykü kitabı yayınlamış…

“Keşke bir de indeks konulsaydı kitaba” diyor insan, o kadar yazar ve kitap ismiyle karşılaşınca kitapta. Bu tarz kitapların muhteva açısından en önemli özelliklerinin de indeks olduğunu tekrar vurgulamak gerek ki, yayıncılar indeksi es geçmesinler. Araştırma yaparken okuduğumuz bir yere dönmek istediğimizde başvuru yerimiz indeks olacaktır. Bunu yayıncılara tekrar hatırlatmakta fayda var.

Öykümüzün bir fotoğrafını görebileceğimiz bir kitap Kuramdan Yoruma Öykü Yazıları. Genç öykücüye yol gösterecek, en azından ufuktaki sisi dağıtacak bir kitap; fakat öznel yargıların varlığının kitabın duruşunu zedelediğini de unutmayarak…

İsmail Demirel yazdı

Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2019, 14:21
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
berad
berad - 7 yıl Önce

bizim yapıcı olduğumuz gibi bir de yıkıcı tarafımız da var. Mesela hangi kitaplar hurdacıya verilmeliymiş gibi. bir taraftan zaman yeniyi oluştururken sen bazı şeyleri yıkmanın gerekliliğini anlamlı bir şekilde süslüyorsun. Batı dada çok var yıkım ama bizim kadar anlam katmazlar olaya, birşey işe yaramıyorsa yıkılır. Ve yeni gelen hep moderndir.

banner19

banner13