banner17

Türkçe nasıl 'sarhoş' edilir?

Bazı isimler insanın yaşamında büyüleyici bir etkiye sahip olurlar. Onlardan bir mısra, bir menkıbe, bir hikaye duyduğunuzda tarifsiz bir heyecana kapılırsınız. İbnü'l-Farız da o ululardan biri.

Türkçe nasıl 'sarhoş' edilir?

Bazı isimler insanın yaşamında büyüleyici bir etkiye sahip olurlar. Onlardan bir mısra, bir menkıbe, bir hikaye duyduğunuzda tarifsiz bir heyecana kapılırsınız. Bu yüzden onların kitaplarına ulaştığınızda veya onlarla yakınlaştığınızda bu sevinçli heyecan daha da artar. Benim için Hasan Basri, Hallac, İbn Sebin, İbnü’l-Farız, İbn Arabi, Iraki, Mevlana gibi tasavvuf vadisinin uluları işte böyle isimlerdir. Son İstanbul ziyaretimde, bu aşıklardan birinin yeni yayımlanmış bir eseriyle karşılaştım: Aşk Şarabı ve Hayat. Onu aldım ve zevkle okumaya başladım.

Aşk Şarabı ve HayatMekke-Mısır-Kayseri ve ebedi sarhoşluk

Sultanu’l-Aşıkîn İbnü’l-Farız’ın Hamriyye’si, artık şerhiyle birlikte Türkçe’de. Bu ‘sarhoşluğu’ bize yaşatanlar ise Turan Koç ve Mehmet Çetinkaya. İnsan Yayınları, pek çok kişi tarafından şerhi yapılan bu şiiri bize kazandırdığı için teşekkürü hak ediyor.

Mısır’da doğan ve Mekke’de fetihlere nail olan büyük sufi şairin, Ömer İbnü’l-Farız’ın, 33 beyitten oluşan bu muhteşem aşk şiirini, Osmanlı’nın ilk müderrisi Davud el-Kayseri’nin şerhiyle okuma imkanına sahibiz.

Çok meşhur olan Hamriyye’nin ilk beytini Türkçe’ye şöyle çevirmiş mütercimlerimiz:

Sevgiliyi anarak yaşarken biz ezelde sürekli bir sarhoşluğu

Henüz yaratılmamıştı, ne şarap hatta ne de asma çubuğu.

Yokluktan varlığa çıkaran Sevgili!

Yetkin alim ve sufi, Kayserili Davud, önce sevgiyle ilgili uzun sayılabilecek bir mukaddimeyle açılış yapar. Daha sonra beyit beyit şiiri açıklamaya başlar. Mesela ilk beyitteki Sevgili’ye, sevgiyle ilgili her şeyi kendisinde toplamış olan Hakiki Sevgili der. Ve bu Sevgili, var bulunan her şeyi vücuda getiren ve onları yokluk perdesi ve gölgesinden Rahmani rahmetiyle varlık aydınlığına çıkaran Hakk’dır.

Elest bezminin sarhoşluğu!

Evliyanın içtiği Zencefil ve Selsebil şarapları onları coşturup mest eden, akıllarını gideren ve idraklerini dehşete düşüren ayetlerdeki o şaraptır. ‘Sevgili’yi anmak’ şerh edilirken de bunun vecdi tahrik ettiği, arzuyu uyardığı, sevgiyi mükemmelleştirdiği, aşka anlam kattığı, onu yücelttiği, dehşet ve benzeri duyguların ortaya çıkmasına sebep olduğu belirtilir. Elest bezmini anlatan ayet de zikredildikten sonra, tüm kamil ve kutub insanların ayni varlıkları ve ruhlarıyla, şu beşeri suret içinde zuhur etmeden önce, ezelde Allah’ın Celal ve Cemali'nde mest oldukları anlatılır.

Sevgili'yle hemhal olmaktır amaç

İkinci beyitteki güneş, Zat-ı Ehadiyyet’e; dolunay, Resulullah’a; hilal, Havz u Kevser’in sâkîsi Hz. Ali’ye işarettir. Sonraki beyitten yayılan güzel koku ne ola? Ya meyhane? Mutlak Cemal’in alamet ve işaretleridir bu güzel koku ve Güzelliğin kaynağıdır o meyhane.

Muhabbet şarabı ve etkilerinden çok az şey kaldığından şikayetlenen şairin dördüncü beytini, Zahir ve Batın isimlerinin saltanatlarını merkeze alarak açıklayan Şarih, burada sözü Efendimiz’in şu hadisiyle tamamlar: ''Kıyamet ancak ve ancak şerli insanların üzerine kopacaktır.’’

Erenler meclisinde ‘muhabetin ‘mim’i anıldığında’ bile, utanma ve günahın sözkonusu olmadığı bir vecd ve sarhoşluk durumu hakim olur onlara. Böylece zikir devam ettikçe gönle eşlik eden ruh ve sır da Sevgili’yle hemhal olur ki, vecd daha yoğun hale gelir. Sarhoşluk da İlahi tecelliler ve Rahmani füyuzatla daha baskın olur.

24421

Konuşan yoksa Mevlana mı?

Şiir ve şerhi ayetlerle, hadislerle, hikmetlerle, derin manalarla devam edip gidiyor. Hastaya şifa veren, ölüyü dirilten bu şaraptan tatmamak bir mahrumiyettir, bir talihsizliktir. İbnü’l-Farız son beyitte son uyarısını yapmaktadır:

Ömrünü boşa geçirmiştir bir kimse, yansın, dövünsün dursun

Yoksa bu muhabbet şarabından hiçbir nasibi, hiçbir kokusu.

Sondan bir önceki beyitte de sanki Mesnevi’nin Celaleddin’i şiir söylemektedir:

Muhabbet şarabını tatmamış olan yaşamamıştır bu dünyada

Kim onunla sarhoş ölmemişse, akıl ve ölçü mahveder onu.

Duru sulardan daha duru

Çünkü o hakikat ve manalardan perdelenmiştir. Dünyaya kapılmıştır. İradi bir ölümle ölmemiş, bu yüzden akıl ve tedbir onları mahvetmiştir. Öyleyse ancak kalp ve ruh ile içilebilen bu manevi içkiden için. Çünkü nurdur o, nar değil. Ruhtur o, cisim değil. İnce havalardan daha ince, duru sulardan daha duru bir şaraptır o.

Efendim, ‘ruh güneşi’nin doğduğu Doğu’dan seslenen bir Sultan’ın kelimelerini bize şerheden Davud’un sesine kulak kesilelim. Ruh güneşinin battığı Batı’ya, yani bedene saplanıp kalanlardan olmayalım.

 

Mustafa Nezihi Mısır'ın ve Anadolu'nun bilgelerine hürmetle yazdı.

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2016, 11:09
YORUM EKLE
banner8

banner20