Türk romanı nasıl okunur?

Mehmet Narlı’nın editörlüğünde ve akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanan "40 Soruda Türk Romanı", kronolojik okumalara ek olarak Türk romanının problemlerini bağlama oturtarak Türk edebiyatı tarihi yazımında bir senteze işaret ediyor hem de yeni bir okuma sunuyor. Burcu Bayer yazdı.

Türk romanı nasıl okunur?

Ketebe Yayınları’nın başlattığı “40 Soruda” serisi genişlemeye devam ediyor. Cemal Şakar’ın editörlüğünde çıkan 40 Soruda Türk Öyküsü, Türk öyküsünü ana hatlarıyla okurun dikkatine sunan, metinlerin kısalığıyla rahat okunan, başvuru kitabı olarak kullanılabilecek, edebiyat fakültelerinde yardımcı ders kitabı olarak dahi okutulabilecek bir çalışmaydı. Ertan Özgen’in editörlüğünde çıkan 40 Soruda Postmodern Edebiyat, çerçevesi iyi çizilmiş soruları ve detaylı yanıtlarıyla üzerine pek az konuşulmuş ve hakkındaki soru işaretleri henüz giderilmemiş bir meseleye dair vazıh bir giriş sunuyordu. Serinin yeni eseri ise Mehmet Narlı’nın editörlüğünde hazırlanan 40 Soruda Türk Romanı adlı çalışma.

Türkiye’de edebiyat tarihçiliğinde artık klişeleşmiş tavırlar ve yaklaşımlar mevcuttur. Söz konusu Türk romanı olduğunda ise, sözü bunun Avrupa menşeili bir tür olduğundan tutup Tanzimat, Servet-i Fünun ve uzun bir Cumhuriyet dönemine kadar getirmek bir âdet olmuştur. Bu tarihsel yaklaşıma ek olarak tek tek romanlar üzerinden ilerleyen, bu romanları belli bağlamlara oturtan okumalar yapan edebiyat eleştirmenlerimiz de yok değildi şüphesiz. Mehmet Narlı ise hem genel okuyucu kitlesini tatmin edecek, Türk romanının ana hatlarını görece kısa bir kitapla anlatacak bir yaklaşımı hem de analitik bir okuma yaparak Türk romanını bir bağlama ve problematiğe oturtarak okumayı denemiş.

Her biri temel meselelere cevap arayan 7 başlık

Açıklayacak olursak, yedi ana bölüme ayrılan çalışmanın birinci kısmında Fazıl Gökçek ve Sabahattin Çağın, Türk romanının kuruluş ve gelişimini tarihsel bir tonla ele alıyorlar. İkinci bölümde Ertan Örgen ve Şaban Sağlık, Türk romanı etrafında gelişen kuramsal tartışmaları ve eleştirileri, Türk edebiyat tarihçiliğini okura sunuyorlar. Ardından Alaaddin Karaca ve Ebru Burcu Yılmaz, romanla ilgili terimleri ve roman yazma tekniklerini muhtasar bir şekilde açıklıyorlar. Türk romanında türlerin anlatıldığı dördüncü bölümde Mehmet Samsakcı ve Leyla Burcu Dündar, tür tanımlarını ve bu türlere örnek olan romanları inceliyor. Buraya kadar tarihsel yaklaşımı devam ettiren çalışma,  “Türk romanı ne anlatır?” adlı beşinci bölümle birlikte Türk romanının doğuşunu modernleşme, Doğu-Batı çatışması bağlamında açıklayıp, Milliyetçilik, Marksizm gibi akımların edebiyattaki izdüşümlerini Türkiye’nin siyasi tarihiyle paralel bir şekilde okumayı deniyor. Akabinde Hayrettin Orhanoğlu’nun cevaplarıyla romandaki tip ve karakter çatışmasına değinilerek, Türk romanının ürettiği tip ve karakterler tartışılıyor. Son olaraksa günceli yakalayarak tecrübe etmekte olduğumuz dijital çağın roman üzerindeki etkileri kritik ediliyor.

Bu haliyle elimizdeki edisyon çalışma, 40 soru formatının kısıtlayıcılığı ve her biri hakkında birer kitap yazılacak sorulara verilen ekonomik yanıtlarla genel okuyucu kitlesine hitap eden, bir giriş metni olarak rahatça okunacak, fakültelerde ders kitaplarına yardımcı olacak, Türk romanı etrafındaki temel meseleler ve tartışmalar hakkında okuru bilgilendirmeyi başaran bir eser. Bu yanıyla çalışmada emeği geçen herkesi tebrik etmekte fayda var. Örneğin “Türk romanı ne anlatır?” başlıklı soruya Berna Uslu Kaya’nın verdiği yanıt salt tarihsel bir okumadan ziyade siyasi ve ideolojik tarihle birlikte toplumsal akımların ve değişmelerin romana yansımalarını da ele alan güzel bir özet niteliğinde.

Doyurucu ve net cevaplar

Türk romanına dair kuramsal okumalarda ise Şaban Sağlık tarafından verilen yanıtlar ifade ve analiz gücüyle ön plana çıkıyor. Nitekim modern ve modernist roman ayrımı, popülere karşı yüksek sanatın nasıl ayrıştığı, Türk edebiyatına yaklaşımların neler olduğu gibi çok temel sorulara verilen anlaşılır, doyurucu ve net yanıtlar okurun bu konudaki ihtiyacını rahatlıkla giderecektir.

Diğer yandan, Türk romanının artık herkesin ezbere bildiği kurucu babalarının isimleri ve eserlerinin kitapta verilen yanıtlarda çok sık tekrar etmesi, farklı kişiler tarafından verilen cevaplarda yinelemelere düşülmesi kitabın ekonomisi açısından anlamlı değil. Bahse değer bir başka husus ise, kitabı kronolojik edebiyat tarihlerinden ayıran esas bölüm olan “Türk romanı ne anlatır?”da Türk aydını, dine yaklaşım, göç sorunu, romanın muhalefet yanı, edebiyatın ideolojiyle ilişkisi gibi konularda yöneltilen iyi sorulara verilen yanıtların vasatı aşamaması, fazlasıyla betimsel olması ve hâlihazırdaki yanıtları tekrar etmesiyle, belki de Türk edebiyat yazımı tarihine girecek bir girişimin soluğunu kesiyor.

Yine de, 40 Soruda Türk Romanı adlı bu çalışma, romanımızı, kuruluş ve gelişim süreci, teorik tartışmaları, türleri, anlatma teknikleri, tipleri ve karakterleri, anlatılan problemleri ve yeni anlatma biçimleri açısından özetlemeyi başarmış; okura tutarlı ve bütünlüklü bir açıklama sunabilmiş gibi görünmektedir.

Burcu Bayer

Güncelleme Tarihi: 22 Aralık 2018, 23:16
YORUM EKLE

banner19

banner13