banner16

Türk Edebiyatından En Etkileyici Roman ve Hikaye Giriş Cümleleri

Bazı eserler daha ilk cümlelerinden sizi yakalar, kendi içine çeker. Etkileyiciliğiyle birkaç kez dönüp dönüp okutur. İşte o cümleleri, Türk edebiyatından en etkileyici buldukları 5 roman/hikaye girişini Dünyabizim yazarlarına sorduk. Kendilerine katkıları için teşekkür ediyoruz.

Türk Edebiyatından En Etkileyici Roman ve Hikaye Giriş Cümleleri

Bazı eserler daha ilk cümlelerinden sizi yakalar, kendi içine çeker. Çarpıcılıklarıyla birkaç kez dönüp dönüp okutur.

İşte o cümleleri, Türk edebiyatından en etkileyici buldukları 5 roman/hikaye girişini Dünyabizim yazarlarına sorduk. Kendileri de şu ana kadar okudukları arasından akıllarına gelen ilk 5 cümleyi paylaştılar. Yazarlarımıza katkıları için teşekkür ediyoruz.

Okurlarımız da haberimize yorum yazarak katkıda bulunabilir, Türk edebiyatından en çarpıcı buldukları roman/hikaye giriş cümlelerini paylaşabilirler.

Abdüssamed Bilgili’nin seçtikleri:

1. Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti. (Yeni Hayat, Orhan Pamuk)

 

2. Ne çok acı var. (Yaşamak, Cahit Zarifoğlu)

 

3. Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi. (Aylak Adam, Yusuf Atılgan)

 

4. Ben yıllardır yalnız, yapayalnız ama mutlu, gösterişli bir antikacının alt katında, penceresi kaldırımla sırdaş, nemli, küflü, ışığa küs, hayata küs, meraka küs, yalnız, yapayalnız, bir küçük odada tahtalarla cilalarla baş başa yaşamaya alışmışken; o, az önce, elince çok eski bir fincan, içinde simsiyah bir çay, ayağında topukları kısa ama iğne kadar ince, sedef beyazı saten terliklerle ve sanki tuhaf bir müjde vermek istermişçesine geldi... çıkageldi... nemli, küflü, ışığa küs, hayata küs, meraka küs, yalnız, yapayalnız küçük odama, hayatıma, yanıma sanki ezelden varmış gibi çöreklendi... hem de o tuhaf, çok tuhaf haliyle. (Kendi Hayatlarımızı Yaşamak Varken, Mine Söğüt)

 

Minik bir not: Kütüphanem İstanbul’da, ben ise Saraybosna’dayım. O nedenle yanımdaki kitaplardan seçebildim ancak…

 

Emrullah Çakır’ın seçtikleri:

1. Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi. (Aylak Adam, Yusuf Atılgan)

2. Şehir yıkıntıları. Ve insan yıkıntıları. Kadavralar. (Gül Yetiştiren Adam, Rasim Özdenören)

 

3. Ayakkabıları boyasızdı. Kot pantolonu kirlenmişti, kahve rengi paltosunu hiç çıkartmazdı zaten üstünden; yorganıydı, silahıydı, avukatıydı, yumruğuydu, savunurdu onu insanlara ve romanlara karşı. Güzel. Aptal sevgilisi onu tuhaf bularak terk etmişti.  (Hep Aynı Hikaye, Ömer Faruk Dönmez)

 

4. Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan  hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla başlayan adamlarız Anna. (Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Tarık Tufan)

 

Fatih Pala’nın seçtikleri:

1. Yeşilse yeşil, çimense çimen, maviyse mavi, denizse deniz... Ne ararsan var! Öylesine doyumlu, güzel mi güzel, harika bir tabiat… Ve inadına çirkinlikler… Muştu, olabildiğine… Bir cümbüş, bir âlem, âlemlerden birisi… (Tunus Kıyamında Bir Şehit Ömer, Hüseyin Kartal)

 

 

2. Rüyasında Ebu Zerr’i görmüş her zaman olduğu gibi. Ebû Zerr, can çekişiyormuş. O esnada oradan bir kervan geçiyormuş. Karısı, kervanın önüne atılıp, “Ey Allah’ın kulları! Şurada yatan adam, Ebû Zerr’dir; ölmek üzeredir. O soylu, o yoksul adama bir kefen sunacak kimse yok mu içinizde?” diye haykırmış. Kervandakiler ürpermişler: “Ne? Ebû Zerr mi? Yitik vicdanımız!” demişler. (Ebuzer, Hakan Albayrak)

 

3. Önce karanlığın içinden, gündelik hayat-ımız-dan çeşitli sesler duyulmaya başlar. Sesler, birbirlerinin üzerine binerek peş peşe geçer. (Mızraksız İlmihal, Mehmet Efe)

 

 

4. Hicri 1399’un bitip 1400’e girildiği günlerde, bu ülkenin Müslümanları, yeni hicri yüzyıla büyük bir coşkuyla ve pek çok beklentilerinin gerçekleşeceği, hasretini çektiklerine kavuşacakları umuduyla giriyorlardı. Dergiler, gazeteler, köşe yazarları, bu konuyu yazıyor; cami imam-hatipleri hicri yeni yıl üzerine konuşuyorlardı. (Kar Çiçeği, Bahattin Yıldız)

 

5. Ben, ne güzel öyküler yazacaktım… Benim kalemime hüzün uğramayacaktı hiç. Satırlarıma acı hiç vurmayacaktı. Benim öykülerimde güneş, hep pırıl pırıl; yıldızlar, ışıl ışıl olacaktı. Mevsimlerden baharı, aylardan nisanı anlatacaktım. (Öyküye Ağıt -yeni adıyla Bir Yıldız Tut-, Nehir Aydın Gökduman)

 

 

Gülhan Tuba Çelik'in seçtikleri:

1. Hayal gücümün geniş olduğunu söylerler. "Saçmalıyorsun!" demenin şimdiye kadar icat edilmiş en ince yoludur bu. Haklı olabilirler. Endişelenmeye başladığımda, nerede ne zaman ne söylemem gerektiğini karıştırdığımda, insanların bakışlarından korktuğumda, insanların bakışlarından korktuğumu belli etmemeye çalıştığımda, tanımak istediğim birine kendimi tanıtmak istediğimde, aslında kendimi ne kadar az tanıdığımı bilmezden geldiğimde, geçmiş canımı yaktığında, geleceğin de daha âlâ olmayacağını kabullenemediğimde, ne bulunduğum yerde, ne de göründüğüm insan olmayı içime sindirebildiğimde... saçmalarım. Hakikatten ne kadar uzaksa, yalandan da o kadar uzaktır saçmalık. (Bit Palas, Elif Şafak)

 

2. Kamlançu ülkesine bahar gelip de kuşlar ötüşmeye başlayınca, ağaçlarda ve yerlerde çiçekler açınca Yüzbaşı Burkay yine o büyük çam ağacının yanına geldi. Parlak bakışlı, ay yüzlü kızı orada gördü. Yüreğine od düştü. Yeryüzü gözüne karanlık oldu. Ona yaklaşıp şöyle dedi: "Yüzün aya benziyor. Kaşın yaya benziyor. Gözlerin yeşil alası. Saçların aslan yelesi. Yürüyüşün turna gibi. Salınışın turna gibi. Hangi yerden, kaynaktansın? Hangi boydan, oymaktansın?" (Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız)

 

 

3. Kolera Sokağı'nın en kral kevaşesi Eda, yatıştan sonra apış arasını yıkadığı suyu, hurdaya çıkmış metal artıklarından yapılma kerhanenin pencere iskeletinden şık bir figürle boşluğa saldı. Sahte ipek gömleklerini rüzgârın asaletine satmış olan pezolar, yuttukları hapların patlamasını beklerken, Edâ'nın vizite suyuyla ıslanan Gıli Gıli Salih'e "Ulan artık hayatın boyunca kan derdin olmaz, bütün mitralar ayaklarına kapanıp tapacaklar sana," diyerek balinalar gibi gülüştüler. Bu esnada bir konsomatris yıldız güpegündüz mahalleyi yalayarak geçti. (Ağır Roman, Metin Kaçan)

 

 

4. Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. Derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti. (Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk)

 

 

5. Neriman ve Şinasi Darülelhan'dan beraber çıktılar, Vezneciler'e kadar beraber yürüdüler. Beyazıt'ta bir arkadaşın dâvetine geciken Neriman koşuyor, Şinasi'yi biraz geride bırakıyordu. Yolda çok konuşmadılar. Şinasi, Neriman'a söylediği sözlerin onda bu akşam daha az alâka uyandırdığını anladıkça yükselen ve yorulan sesiyle cevabını bile alamadığı şeyler soruyordu. (Fatih Harbiye, Peyami Safa)

 

 

Hatice Ebrar Akbulut’un seçtikleri:

1. O akşam işimden erken çıkabilmiştim. Şöyle Beyoğlun’na kadar bir uzanayım, dedim. Köprüden, saatlerdir pis havayla dolmuş ciğerlerimin teneffüs hakkını vererek, Haliç’i ve Boğaziçi’ni selamlayaraktan geçtim. (Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, Ziya Osman Saba)

 

2. Karın üstünde ay doğdu. Geniş bir ova gibi uzanan yayvan vadide, küçük tepelerin ince karını tozutan rüzgâr ve uzaklarda yalnızca hafif hışırtıları işitilen kuru ağaçlar dondu. (İshak, Onat Kutlar)

 

3. Olan o gün oldu, o gün ve o ân. Oldu ve bitti. İlk ânda yalnızca bana oldu sanmıştım. Ama değil, ona da oldu, nişanlıma yani. Parmağımızdaki yüzükler daha yerlerini ısıtmamıştı bile. (Gülşefdeli Yemeni, Hüseyin Su)

 

4. Kışı onsuz geçiriyorum. Geçirecek başka kışım kalmadı. Saatteki kum, okyanusun kıyısında yan yana otururken parmaklarımızın arasından akıttığımız kum gibi akıyor. (Aşıklar Delidir Ya da Yazı Tura, Ayfer Tunç)

 

5. Onu ilk, geçen ay gördüm. Sonra da işte o gün. İkisinde de üzerinde o perişan, her tarafı yırtılmış elbisesi vardı. Ayakkabıları çoktan parçalanmıştı. Ellerini göğsüne vurarak ağlıyordu. (Kırgınlık, Nihan Kaya)

Not: Nice beş'ler var ama… Şimdilik böyle…

 

M. Murtaza Özeren'in seçtikleri:

1. Bir gün gazetelerde, "Hazin bir vefat" başlığı altında kısa bir fıkra çıktı: "Bursa eşrafından, eski maslahatgüzarlarımızdan Tütün İnhisarı İdaresi mütercimi Ahmet Fahim Bey eceli mev'udiyle vefat etmiştir. Merhum her cihetle faziletli, hür fikirli, geniş bilgili, çok nezaketli, şahsına hürmet telkin ettirmiş ve dostlatı tarafından çok sevilmiş bir zattı. Vefatı zayiattandır. Mevla rahmet eyliye!"
İşte, ölünün cesedi üstüne atılan birkaç kürek toprak gibi, hâtırası üzerine kapanan birkaç satır. (Fahim Bey ve Biz, Abdülhak Şinasi Hisar)

 

2. Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta  onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi. (Aylak Adam, Yusuf Atılgan)

3. İçimdeki ses uzaklara çekilmişti. (Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş)

 

4. Behçet Beyefendi, merhum zevcesi Atiye Hanımefendi'nin bundan otuz beş sene evvel, sırf kadın inadını yerine getirmek için birdenbire küçük ve mânasız bir hastalık bahanesiyle genç ve güzel hayatına veda ederek tek başına kendisine bıraktığı geniş ve eski yatakta, bu gece belki bu otuz beş senenin en sıkıntılı uykularından birini uyumuştu. (Mahur Beste, Ahmet Hamdi Tanpınar)

 

5. O zamanlar kadınla erkek, karı-koca olsalar bile birlikte sokağa çıkmaktan çekindiklerinden mi, yoksa anne o kadar erken öldüğünden mi, çocukluğumun İstanbul'unun uzak, yakın, türlü semtlerine ilk gezintilerimi yanımda hep babamla hatırlıyor, hep öyle düşünüyor, öyle görüyorum. ("Yaz Gezintileri", Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, Ziya Osman Saba)

 

Sedat Palut’un seçtikleri:

1. Şimdi bir ölüyüm ben, bir ceset, bir kuyunun dibinde. (Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk)

 

2. Hayal gücümün geniş olduğunu söylerler. Saçmalıyorsun, demenin şimdiye kadar icat edilmiş en ince yoludur bu. (Bit Palas, Elif Şafak)

3. İnsan kendini bir başkasına anlatırsa arınabilir mi? (Kış İkindisinin Evinde, Kürşat Başar)

 

4. Siz hiç anne babasını sevmeyen bir çocuk gördünüz mü? (Maya, Leyla İpekçi)

 

5. Şehrin dışına çıkmak, kendi kendinden kurtulmak gibi bir şey. (Sur Dışında Hayat, Sait Faik)

 

Suavi Kemal Yazgıç’ın seçtikleri:

1. Doktora gittim. Bir köpek öldürebileceğimi söyledim. (Düş Kesiği, Güray Süngü)

 

2. Kaplumbağanın kabuğunu törpüledim. (Dördüncü Tekil Şahıs, Güray Süngü)

 

3. Adam ısırarak kendi dilini koparmıştır. (Kış Bahçesi, Güray Süngü)

 

Yağız Gönüler’in seçtikleri:

1. Yeniyetmeliğimde (bu yeniyetmelik de nasıl şeyse yeniliği gidiyor kendisi eskiden kalma bir yetememeliğe dönüşerek hep kalıyor) belki biraz daha da evveli, bıngıldağım yeni kapanmışken, nedenini şimdi bilemeyeceğim, daha doğrusu şimdi aslı ile alakasız atıp tutmayayım diye uzatmıyorum, bir saz çalmaya heveslenmiştim. (Zamanın Farkında, Şule Gürbüz)

 

 

 

2. Ev içleri zonklamalı damarıymış ömrün. (Karayel Üşümesi, Berna Durmaz)

 

 

3. İnsan, yaralı bir hayvandır. Ben Hilmi Aydın, pamuksu, beyaz bulutların salındığı gökyüzünün altında, dallarını beni korumak istercesine aşağı sarkıtmış olan şu devasa söğüt ağacının dibinde, alnımın ortasında bir kurşun deliği ile yatıyorum. Yaralıyım. Bu seferki sahici. (Dünyadan Aşağı, Gaye Boralıoğlu)

 

 

4. Bu cümle, yazmayı öğrendiğimin kanıtıdır. Bu cümleyse, okumaya devam ettiğinin kanıtı. Birlikte, iki kanıtı olan bir suç işleyeceğiz. Bir hayata son vereceğiz. Ancak korkma. Do­ğum yeri belli olmayan ölümün serpilişi o kadar yavaş olacak ki ölenin kim olduğunu anlamayacaksın, işlediğin bir suçtan ötürü, belki de ilk kez pişmanlık duymayacaksın. Belki de o gün geldiğinde, bir hayata son vermenin suç olmadığına inanacaksın. Ancak şimdi titrediğini biliyorum. Elindeki kâğıdı tutmayı sürdürmekle yırtıp atmak arasında hangi hızla gi­dip geldiğini rüzgârından hissedebiliyorum. (Azil, Hakan Günday)

 

 

5. İçimdeki ses uzaklara çekilmişti. (Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş)

 

 

Yusuf Temizcan’ın seçtikleri:

1. Beni en çok suçtan arınmışlığım tedirgin ediyor. Uzunca bir süredir, ruhumun derinliklerinde bütün şiddetiyle hissediyorum bunu. (Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş)

 

2. Felâtun Beyi tanır mısınız? Şu Mustafa Merakı Efendizâ-de Felâtun Bey! Galiba tanımadınız. Kendisi tanınmayacak bir adam değildir. (Felatun Bey ile Rakım Efendi, Ahmet Mithat Efendi)

 

3. Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih'ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı. (Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar)

 

4. Beni tanıyanlar, öyle okuma yazma işleriyle büyük bir ilgim olmadığını bilirler. (Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar)

 

Yasemin Dutoğlu’nun seçtikleri:

1. İğde kokusuna tutunmuş gidiyordum. (Rüzgârlı Pazar, Mustafa Kutlu)

 

2-. Beni tanıyanlar öyle okuna yazma işleriyle büyük bir ilgim olmadığını bilir. (Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar)

3. Yıllardır beni dinleyecek birini aradım. (Hiçbiryer, Fatma Barbarosoğlu)

 

4. Bir gün Saba melikesi Belkıs’tan Adem'le Havva'nın hikayesini anlamanın bütün insanlığın da hikayesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. (La, Nazan Bekiroğlu)

 

5. Hayatımın en mutlu anıymış, bilemedim. (Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk)

 

Yavuz Ertürk'ün seçtikleri:

1. Sarıkamış 1979. Ne çok acı var. (Yaşamak, A. Cahit Zarifoğlu)

2. -Bu rüzgâr neyin nesi?
-Samyeli, Sam!
-Kim lan bu Sam? (Rüzgarlı Pazar, Mustafa Kutlu)

3. Yalnızlık kati. Başka bir şekli yok hayatın, bu işte. Ummak gereksiz bir iyimserlik. Belki de son hayal kırıklığımızı sakladık cebimizde bir yerlere. Yine de o kadar çok hayal kırıklığı var ki bizi bekleyen. Olsun... (pencere’DEN, Güray Süngü)

 

4. Selam can dostum. Bir yıl var görüşmüyoruz. Özlemin öyle yavaşlatıyor ki zamanımı, normal bir insan yaşamının üç döneminden birini kesintisiz ayrı yaşamış gibiyim senden. Sesin yine hep cömert, hep danışmandır değil mi? Yüreklendiricidir hep, akmaktadır coşkulu marşlar gibi köpüre köpüre. Anımsarsın: ben o görüntüyü karıncalı bakışlarla işlemişimdir kaç kez kol saatimin camına (çünkü sık sık saatime bakarım), kahvelerin, çay bahçelerinin, pasta evlerinin yabancılığında otururken. (Afife Ablanın İncileri, Ramazan Dikmen)

 

5. Gözlerini açar gibi olunca rüyasından artakalan bir boşluğu yokladı parmaklarıyla. Uzayıp giden, uzayıp gittikçe parmaklarını da uzatıp götüren, zaptedilmez bir yumuşaklıkla içini bir sonsuzluğa sürdüren bir çizginin üzerinde, güneşin tereddütler içinde bir türlü aydınlatamadığı eşyayı yalayıp geçirten, derin, idraki güç bir mistiklik merdivenini kayarcasına aşırtan gizli bir kuvvetle itildiğini duymuştu. (Hastalar ve Işıklar, Rasim Özdenören)

 

 

 

Soruşturma: Mehmet Emre Ayhan

Güncelleme Tarihi: 26 Haziran 2018, 11:22
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nuh TUFAN@nuheltufans
Nuh TUFAN@nuheltufans - 3 ay Önce

Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu.Ve inanın, hayat, içi boşaldıkça ağırlaşır. Taşınması zor bir yük olur.

banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6