Tüm bedenimi kaybedince anladığım Sensin…

"Kitapta müzakere ortamlarında ciddi okuma parçası olacak kısımlar var. Üzerinde derin derin düşünülecek, ibret alınacak yerler. Muhasebeye ve tefekküre yol açacak, her yaştan, her insana hediye edilecek türden bir eser." Mustafa Körkün Tarhanacı yazdı.

Tüm bedenimi kaybedince anladığım Sensin…

Özlem Özalkan: “Bu hayatta sıkıntı ve musibetlerle yoğurulup hayatın gayesini anlayarak kemâlata doğru ilerlemek zorundaydım.”   

Dinin esası; yasakları ve kuralları değil. Aslolan kalple, ruhla ilgili tarafı, hayata verdiği mana. İnsan kendi kendini değiştirip düzelttikçe bu esası keşfedip hakikate daha fazla yaklaşıyor. Başkalarının hatalarına odaklanmak ise bu yolu zorlaştırıyor. Başkalarıyla ilgili sınırsız şikâyet ve eleştiri, kendisi ile ilgili bitmek bilmeyen bir arzu ve hırs, günümüz insanını Hak’tan, hakikatten uzaklaştıran kardeş dürtüler. Özlem Özalkan’ın Bedensiz Hayat adlı kitabında şu noktalar öne çıkıyor: Kur’an-ı Kerim, dua, şükür ve insanlığa faydalı olmak için sürekli üretmek.

ALS nedeni tam anlaşılmayan, tedavisi de olmayan bir hastalık. Sinir sistemini felç ediyor, kaslarda güç bırakmıyor ama beynin zihinsel aktivitesine dokunmuyor. İnsanı hiç tanımadığı, alışık olmadığı, birçok nimetten uzak bambaşka bir hayata sürükleyen ilahi bir görevli. Çoğu kez 5-10 yılda öldürüyor, bazen de yıllarca bu durumda yaşatıyor. Dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking 21 yaşında yakalandığı bu hastalıkla 55 yıl yaşamış ve hayata veda etmişti.  

Özlem Hanım da ALS olduktan sonra kasları erimeye ve yavaş yavaş güçten düşmeye başlıyor. Yürümesi zorlaşıyor, yatağa bağlı kalıyor. Yeme içmesi zorlaşıyor, mideyi deldirip besini hortumla almaya başlıyor. Daha sonra konuşamaz hale geliyor. Nefes almak iyice zorlaşınca boğazı deldiriyor, makineye bağlanıyor. İnsan okurken ürküyor, Özlem Hanım şükrediyor. “Kulluk eşittir şükür” diyebiliriz.

Kitapta müzakere ortamlarında ciddi okuma parçası olacak kısımlar var. Üzerinde derin derin düşünülecek, ibret alınacak yerler. Muhasebeye ve tefekküre yol açacak, her yaştan, her insana hediye edilecek türden bir eser. Özlem Hanım’ın Kur’an-ı Kerim’le sıkı bir irtibat içinde olduğu satır aralarından (içten ve doğal) anlaşılıyor. Güzel kalbinin Kur’an-ı Kerim’den ne güzel etkilendiğine şahitlik ediyoruz, herkese nasip olsun.

Dua dolu bir hayat onunki. Duaya daha fazla ve daha samimi sarılmak için hasta olmayı beklememek lazım. İlla gücümüzü aşan işler için değil gücümüzün yeteceğini sandığımız şeyler için de dua lazım. Tüm işlerin son mührü Cenab-ı Hakk’ın elinde, âlemi bir kaderden bir kadere evirip çeviriyor ve kadere son noktayı yine O koyuyor. Ufacık mevzularda dahi izni, lütfu, yardımı, rahmeti olmadan ne yapabiliyoruz? Daha ötesi de var. Özlem Hanım’ın Rabbi’ne yönelişinde lezzetli bir etken: “Allah kullarını sevdiği için sürekli duayla Allah’a yönelmek lazım, çünkü gönülden yapılan dua mutlaka o kutsal sevgi ile karşılık bulacaktır. Rahman, Rahim, Vedud…” 

Özlem Özalkan hastalığın süreçlerine dair kısa hikayeler anlatıyor. Aldığı dersleri sıralıyor. İçinde bulunduğu atmosferi ayetlerle de izah etmeye çalışıyor. Hayatında dua kadar yer kaplayan bir şey daha var: Şükür. ALS hastalığını ilk öğrendiğinde hatrına gelen “Allah beni seviyor.” cümlesi. Kullarını en fazla seven, onlara karşı en şefkatli olan, Vedud ve Şekûr olan Yüce Allah’ı hatırlıyor hemen. Vardır bir hikmeti o halde. Söylediği son söz: “Rabbim olmadan asla!..” Peki biz, sevgili okur! En fazla kimi seviyoruz? Şu fani dünyada “kim olmadan asla” diyoruz? Gerçekten biz! Şükrediyor muyuz? Şöyle vefalı, minnet dolu, nimetin kıymetini anlamış hakkaniyetli bir şükür nasıl olmalı?  Her anımızı nimetle donatmış Vehhab ve Kerim olan Allah’a her an şükürle yönelen yürekler nasip olsun. Nefesin bile kıymetini nefessiz kalmadan idrak edemiyorsak diğer nimetlerin kıymetini ne kadar anladık acaba!

Geç kalmış şükürler, pişmanlık doğuracak. Beden sağlığımızı kaybetmeye başlayacağız. Her hastalık ve kayıp geldiğinde gereğini yerine getiremediklerimiz için üzüleceğiz. Özlem Hanım’ın zenginlik tarifi şöyle: “Ağzından bir damla su içebiliyorsan eğer, inan ki dünyanın en zengini sensin.” Afrika’da giriştiği su kuyusu projelerini şu anlam üzerine inşa ediyor: “Beş yıldır su içemediğim için susuzluğun ne demek olduğunu iyi bilirim.” O şükrederken insan şaşırıp kalıyor, “Neye şükretsem acaba?” diye soruyor. Özlem Hanım hemen acı bir gerçeği daha deklare ediveriyor: “Bende kalan göz, akıl ve şuur. Kalanlarımın şükrünü eda etmeliydim. Siz de neyiniz varsa onun şükrünü fiili olarak yapmalısınız. Ben sadece bunu yaptım.”    

Bahşedilen nimetleri bir zorunluluk gibi algılıyor nefsimiz sanırım, illa verilecek. Elden gidince de şaşırıp kalıyor. Allah (cc) Vakıa Suresi 63.-70. ayetlerde şöyle buyuruyor: “Ektiğiniz tohumu düşündünüz mü? Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa biz miyiz bitiren? Dileseydik onu kuru bir çöpe çevirirdik de şaşırıp kalırdınız. Doğrusu çok zarara uğradık! Büsbütün mahrum kaldık (derdiniz). İçtiğiniz suyu düşündünüz mü? Onu buluttan siz mi indirdiniz yoksa biz miyiz indiren? Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretmeli değil misiniz?”

Vicdan sızlayarak Allah’a yönelmeli, gönül dolusu bir şükür ile. Hayat boyu minneti hiç bitmeyecek bir şükür. En büyük nimetlerden biri de hakiki mahiyette bir şükre ulaşmak olacak. Her nefes için şükretmek gerekmez mi mesela, görebildiğimiz her varlık için, duyabildiğimiz her ses ve hissedebildiklerimiz için… Uzayıp gidiyor! Bembeyaz yüreklerin içinden deli dolu bir gözyaşı seli ile, tövbelerle, namazlarla yapılacak bir şükür!.. Parmakların her birinin bükülme açısı için, daralıp sıkılmadığı her an göğüsler için, konuşan dudaklar ve tadan diller için... Hz. Nebi-yi Zişan (sa) geceleri saatlerce kıyamda, rükuda, secdede, duada, zikirde kalır ve bu anları görüp şaşıran muhterem eşine şöyle izah edermiş: “Şükredenlerden olmayayım mı?” Bu bilincinin binde birine erelim. Özlem Özalkan özel bir yürek. Nefes alamayan, yemek yiyemeyen, su içemeyen ve şükrün doruklarında gezen canlı bir ayet, heyecan dolu bir davet o.

ALS hastasının hayatının her ânı zorluklarla dolu ve hangisi daha büyük emin olamıyorum. Örneğin bakıcı bir gün fön makinesini Özlem Hanım’ın ayağının üzerine üfleyecek şekilde çalışır vaziyette unutuyor. İnsanlık hali deyip geçemiyoruz çünkü bakıcı bu hatasını fark edene kadar çok uzun bir süre Özlem Hanım’ın ayağı feci şekilde yanıyor. Yapabildiği tek şey dua ve sabır. İmtihanın zorluğu anlatılamaz sanırım. Yanık yıllarca iyileşmiyor, kabuk bağlayıp kanamaya devam ediyor. Özlem Hanım, musibetleri bir şükür vesilesi, bir günahına kefaret, işleyebileceği yeni günahlara engel olmak için bir şans, Allah’tan uyarı mahiyetinde bir hediye olarak yorumluyor. Sabra, tevekküle, şükre ve duaya dair capcanlı ayetler bunlar.  

Son bir alıntı ile bitirelim, yüreklerde izi kalsın: “ALS, dünyanın en zor hastalıklarından birisi. Bunca acıyı boşu boşuna çekiyor olamam. Sahibim, Rahman ve Rahim olandır, Semi ve Basir’dir. Ben kendimi görevli hissediyorum. İnsanlara bir örneğim. İnsanlar bana bakıp hayatın ne kadar boş, ufak tefek aksilikleri kafaya takacak kadar uzun olmadığını anlayabilirler. İbret almak isteyenin bana ve benim gibilere bakması yeterli olacak.”   

Mustafa Körkün Tarhanacı 

 

Yayın Tarihi: 20 Eylül 2021 Pazartesi 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner26