banner17

Topçu, eğitim davamızda aslolanı söylüyor

Nurettin Topçu’nun ‘Türkiye’nin Maarif Davası’ kitabı, son zamanlarda çeşitli tartışmalar ve uygulamalar üzerinden bir istikamet arayan eğitim davamızda neyi kaybettiğimiz hakkında fikir verebilir..

Topçu, eğitim davamızda aslolanı söylüyor

 

Savcısı vicdan ve yitmiş nesiller, hâkimi şuurlu gençlik ve yönetimler olan bir dava, bugün hâlâ kanayan yaramız. Üstad Nurettin Topçu’nun 1940–1970 yılları arasında kaleme aldığı eğitime ve öğretime dair bazı yazıları bir araya getiren kitabı Türkiye’nin Maarif Davası, o gün için şikâyetçi olunan bazı durumların ve yanlış yolda olunduğuna dair itirazların bugün hâlâ sürmekte olduğunu gösteriyor.

Problem okuyanda mı okutanda mı?

Nurettin Topçu’nun, bu kitapta toplanan yazıları; mektep, muallim, eğitim sistemi, müfredat, metod, zihniyet ve prensipler arasında ince uyarılar ve taktiklerle dolu. Yazarın kendine mahsus üslubuyla zarif bir tarzda kaleme alınmış bu yazıları okurken hem kendi bakış açısından hoş bir yolculuğa çıkıyor hem de eğitim denen çetrefilli işin, herkesin altından kalkamayacağı bir iş olduğunun farkına varıyoruz.

Hep söylenegelir ve duya duya artık bıkmayanımız yoktur: “Biz okumayan bir milletiz.” En cahilinden en entelektüel toplantılarına kadar her mecliste dillere pelesenk olmuş bu cümle acaba ne kadar doğru? Üstada göre bu cümle yanlış ve mantıksız. Hadiselerin bunun aksini ortaya koyduğunu belirten Topçu, bu nesle “okumayı sevmiyor” denemeyeceğini; mesela yedisinden yetmişine kadar gazete tiryakisi olduğunu da ekler. Öyle ki bu gazete okuma ihtiyacı, dağ başlarındaki köylere kadar yurdun her tarafını sarmıştır. Aynı zamanda her bulduğu köşebaşında bir hocanın vaazını dinlemekten keyif alan bu milletin dinlemeye karşı da bir zaafı olmadığını söylüyor üstad. Dinleyen ve okuyan bir milletiz. Öyleyse bize köstek olan nedir? Bu soruyu sayfalar boyu sorup yine sayfalar boyu cevabını veriyor kitap.Nurettin Topçu, Türkiye'nin Maarif Davası

Ruhumuzu kaybettik

Kaybettiğimiz şeyin bir “ruh” olduğunu her satır başında söyleyen üstad, “hakikat ihtirasına sahip, fazilet mücahidi, cemaatin beynine ve kalbine girmiş idealist bir münevver zümre gelmedikçe” o ruhu bulamayacağımızı ifade ediyor.

Artık herkesin şikâyetçi olduğu ve o günlerde gençlik devresini yaşayan bugünkü maarif sistemimize dair harika metod ve yordam eleştirileri var üstadın. Ona göre mesela edebiyat, yazar ve şairlerin hayatlarını, doğum tarihlerini ve sergüzeştlerini ezberleme işi değildir. Bir zevki, bir ruhu aşılayabilme işine “edebiyat” diyor o ve öğrencinin ilgisini çekip onu âşık edecek olanın bu olduğunu söylüyor. Matematiğin öğretiliş şekline de itirazı var: “Durmadan matematik formülleri ezberletmek zekânın mücerret dönüşünden ibaret olan matematik kabiliyetini körleştiricidir. İlkokul çocuğuna, kendileriyle henüz hissî temasa geçmediği eşyanın bilgisini vermek isteyiş, ondaki hissî yapıyı bozar, kendini arama işinden onu alıkoyar.”

Bozulmuş ve ölü doğmuş mektepleri de hedef tahtasından eksik etmeyerek bol bol köhneliğinden dem vuruyor ve, “Mektebe gelince; o artık ne mabet, ne yuva, ne de ocaktır. Sadece ders odalarının bütününden ibaret bir devlet dairesidir. Biraz da kulüp, sahne, yardım müessesesi, kahve ocağı ve alışveriş yeridir.” diye bahsediyor onlardan.

Din mitoloji değildir

Mekteplerde din eğitimine dair geniş tavsiye ve tespitlerin olduğu kitap, yanlış telakkiler ve doğru üsluplar üzerine ihtarlarla okuyucuya mevcut sistemde din dersinin mevkisinin ne kadar yanlış olduğunu göstermeye çalışıyor. İçine mitolojiden parçalar serpiştirilmiş bir din dersini istemeyen Topçu, onun, ders müfredatında çelimsiz müzik veya beden eğitimi dersinin altında ezilmesine endişeyle bakıyor.

Nurettin Topçu’nun, betonarme ormanlarda yaşayıp kendi dilini bilmeyen ve on senede bir hafıza kaybına uğrayan nesiller için yazdığı uzun bir manifesto mahiyetindeki kitabı Türkiye’nin Maarif Davası, özellikle son zamanlarda “dindar nesil”, “Fatih projesi” vs. tartışmaları ve uygulamaları üzerinden bir istikamet arayan eğitim davamızda aslında neyi kaybettiğimiz ve bu kaybedileni nasıl aramamız gerektiği hakkında fikir verebilir, hepimizi tefekküre sevk edebilir.

 

Sadullah Yıldız şevkle okudu

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 16:08
YORUM EKLE
YORUMLAR
....
.... - 6 yıl Önce

http://www.youtube.com/watch?v=-Kn4xFldL7I

banner8

banner19

banner20