Timur'un şehri Taşkent'in nabzını tuttu

Maveraünnehir Defterleri, Muharrem Sevil’e ait bir eser. Günlük tarzında yazılmış, gezi/anlatı türü bir kitap çalışması; ama cümlelerde ömürlük muhtevalar hâkim. Fatih Pala yazdı.

Timur'un şehri Taşkent'in nabzını tuttu

Maveraünnehir Defterleri, Muharrem Sevil’e ait bir eser. Eylül 2013 tarihinde Hece Yayınları arasında yayınlandı. Günlük tarzında yazılmış, gezi/anlatı türü bir kitap çalışması; ama cümlelerde ömürlük muhtevalar hâkim. Bu sözümüzden olarak, yazarın kalemine şimdiden, hem de bir çırpıda bir buse kondurmak gerek.

İki yıl boyunca yaşadığı Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te gündem edilmesi, güncel tutulması gereken meselelerle donattığı, zihninden sızanların yekûnu oluyor bu eser. Özbekistan, tarihin unutturamadığı önemli şahsiyetlerden birisi olan Timur’un, başka deyişlerle Emir Timur’un, Timurlenk’in, Aksak Timur’un toprağıdır. Şehir ondan o kadar çok izler taşır ki, anlatmaya yazarımızın gücü kifayet etmez imiş. Biz bu anlatışını sevdiğimiz halde, acaba güç yetirebilselerdi nasıl anlatırlardı, onu Allah bilir.

Timur, Müslümanlar için bir uyarıcı oldu

İnsanlarımızın çoğunun, belki de yalnızca Nasreddin Hoca fıkrasında geçen, “Bir fil az geldi; mümkünse ikinci fili istiyoruz.” şeklinde istekte bulunulan Timur’un, öyle bilindiği ve yansıtıldığı gibi kötü ve zalim birisi olmadığını okuyoruz bu eserde. Timur’un Ankara Savaşı’nda Osmanlı’yı yenilgiye uğratması; rivayetlere göre, Osmanlı’ların batıya doğru ilerlemesini durdurmak için Batılı’ların isteğiymiş. Hatta bunu sağladıkları ve böylece Osmanlı’nın İstanbul’u fethinin bir elli yıl gecikmesine sebep olduğu bile söylenir.

Başka bir söylentiye göre, Timur’un Osmanlı’lara inanılmaz faydaları da olmuş; onun sayesinde, Osmanlı’nın arkasında korkulacak hiçbir güç kalmamıştır. Timur Anadolu’ya gelirken, sorun çıkarabilecek ne kadar irili-ufaklı güç varsa hepsini ezip geçmiş. İzmir’e kadar giden Timur, buradaki Haçlı şövalyelerinin artıklarını dahi halletmiş. Hatta İslam Tarihi açısından bakanlara göre ise, Timur bu sefer sırasında, Anadolu’da ne kadar sapkın inanç kolu varsa hepsini yok etmiş. Ve sonuçta şöyle bir yoruma gidilmiş: “Aslında Timur, Müslümanlara verilmeye çalışılan Allah’ın bir uyarısıydı.”

İşte, tarihçilerin “yeri göğü titreten adam” namını verdikleri Emir Timur’un, şimdilerde gürültüsüz kalan toprağında misafir olan yazarımız Muharrem Sevil, onun vakt-i zamanında söylediği şu sözlerine hayran kalmıştır: “Halkın ve ordunun dürüstlüğü ve sadakati, devleti güçlü kılar. Onun içindir ki, asker ve halka siyaset ve şefkat gösterip, onları korku ile ümit arasında tuttum. Emrettim; fethedilen her memlekette halkı da ümit ile korku arasında tutun!”

Bir ilim ve irfan yuvasıdır Taşkent

Yazar kitabında, belli bir zaman sonra Taşkent’e alıştığını ve bu şehre âşık olduğunu ifade eder. Tabi bu aşık oluşunda, kendini haklı çıkaracak pek çok sebebi vardır: Bahaeddin Nakşibend buradadır. Muhaddisler efendisi olmayı hak eden İmam Buharî buradadır. Abdulkadir Geylanî’nin şeyhi Şeyh Yusuf Hemedanî, Ahmed Yesevî buradadır. Maveraünnehir’i felsefe derslerinin mekânı kılmak için, çölden geçen kitap yüklü deve kervanlarının yolunu gözleyen Fârâbî; bugün bile tabiplerin hükümdarı olarak anılmaya devam eden İbn Sina; söze “inci” deyip, bir inci gibi işlediği dilin kalıcılığını sağlayarak, bugün Türkçe konuşan milletlerin ve dolaysıyla Özbeklerin hala bir millet olarak yaşıyor olmasını sağlayan Ali Şir Nevaî buradadır. Hem bir âlim, hem bir hükümdar olan Uluğ Bey, İmam Maturidî, İmam Tirmizî, Şah-ı Zinde, Bursalı Kadızade-i Rumî, Harezmî ve Birunî buradadır. Yazarımız için bütün bunlar, çok ama çok önem taşır.

İşte bu kadar renklilik içerisinde kalan yazarımızın gözleri kamaşır, gönlü ise aşık olur nihayetinde. Hayat sürdükleri toprakların benliğinde, nelerin ve kimlerin mukim olduğunun farkındalar mıdır, değiller midir bilinmez Özbeklerin; ama yazarın bilinmesini istediği şudur ki, tüm bunların kıymeti bilinmeli, şahsiyetlerin özündeki mahiyeti çağlara taşımanın bilincinde ve gayretinde olmalıdır ehl-i Özbek. Başka milletlere az nasip olacak bir nimetin bağrında olduklarına şükretmeliler. Yazılanlardan anlıyoruz ki, yazarımız Muharrem Sevil, bu şükrün gereğini yerine getirmenin kaygısını yaşıyor. Kaygısından olsa gerek ki, özümsediği gerçeklikleri paylaşamadan edememiş. Bütün bu şahit olduğu yaşanmışlıkların, tarih sayfalarında tozlanıp ufalanmasına gönlünün el vermemesinin yanında, kitap sahifelerine de hapsolmasına razı gelmez.

Yazarımızın zaman zaman dünya siyasetine ilişkin yorumlar yaptığını, “Arap Baharı” diye adlandırılan gelişmelerde, bölgelerdeki mevcut sistemlerin ve muhalif hareketlerin kendilerine göre, ne kadar doğru-haklı hareket edip etmediklerinin de tahlilini yapmaktan geri durmadığını görüyoruz. Özbekistan’da yaşamasına rağmen, ülkesi ve dindaşı olan diğer ülke insanları arasında köprü kurmaya çalışır. Burada günler geçirmesi, onun memleketine ve dünyaya kayıtsız kalmasına yol açmamış. Bu tavrıyla, esasen çok önemli bir örneklik teşkil ediyor yazar. Müslüman, yalnızca kendinden ve kendi çevresinden değil, bütün bir ümmet coğrafyasından sorumludur, onların dertleriyle dertlenmekten mes’uldür.

Kendimizi sayfaların ve mevzuların gidişine bırakmış, cümleler arasında adım adım hareketlenirken, sanki Türkiye’yi ve Türkiye’dekileri okuyormuşuz düşüncesine kapılıyoruz bazen. Aradaki köprüler, o kadar sağlam kurulmuş yani.

Maveraünnehir’i satır satır defterine işleyen Muharrem Sevil, bu defterini kitaplaştırarak kalıcı hale getirmesiyle maruf bir iş yapmıştır. Resimler paylaşmaktan da geri durmayarak, oraları bilmeyenlerin zihin dünyasına güzel görsellikler kazımış oluyor. Yirmiden fazla bölümlere ayırdığı yazılarının başlıklarına Yunus Emre’den dizeler koyması, eserine apayrı bir lezzet katmış. Eserinin sonunda sevgili eşi ve aynı zamanda yazar Halime Toros Hanım’a, büyük katkılarından dolayı kocaman teşekkür etmeyi de unutmamış yazar.

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 17:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13