banner17

Tezi Sanat Tarihinde bir ilk!

Türkiye'de Sanat Tarihi sahasında doktora yapan tek mimar olan Cansever'in bu çalışması, Türkiye'ye has bir garabet örneğiyle görünmezlikten/bilinmezlikten geliniyor.

Tezi Sanat Tarihinde bir ilk!

1946’da İstanbul Edebiyat Fakültesi Dekanlığına verilen bir dilekçe ile Türkiye’de Sanat Tarihi sahasında ilk doktora tezi için  adım atılmış olur. Adımı atan Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık şubesinden mezun Turgut Cansever’dir. Türkiye’de Sanat Tarihi sahasında doktora yapan tek mimar olan Cansever’in bu çalışması, Türkiye’ye has bir garabet örneğiyle görünmezlikten / bilinmezlikten  geliniyor. Eserin kültür dünyasına kazandırılmasında emeği olan Faruk Deniz’in hacimli girişinden öğrendiğimize göre, bu çalışmadan küçük bir kitapçık dışında bahseden herhangi bir kaynak ne yazık ki yok. Gariplik Türkiye’de olunca şaşırmıyoruz bile.

Turgut Cansever
(+)

1946 Güz döneminde derslere başlayan Cansever, “İslam sanatı” ve “Avrupa sanatı” sertifika derslerini alır. Hocası, Profesor Diez’dir.

Alman Hoca Profesör Diez

Avusturyalı Sanat Tarihçisi Josef Stryzgowski’nin öğrencisi olan Ernest Diez, İstanbul Üniversitesi’nin daveti üzerine 1943 yılında Sanat Tarihi kürsüsünde ders vermeye başlayan Alman hocalardan biri. Alman hocanın Türkiye’de başına gelmedik kalmamış. Bunda Almanya ile bozulan ilişkilerin etkisi olduğu gibi Hoca’nın eğilmez kişiliğinin etkisi de çok. Kırşehir ve Yozgat toplama kampları -bu kamplar üzerine yazı yazıldı mı ben bilmiyorum. Ama üzerinde durulması gereken bir konu-, tartışmalı “Türk Sanat Tarihi” kitabı hakkında yürütülen kampanyalar, Hoca’nın eğilmez kişiliğini daha da güçlendirdi. Hakkındaki kampanyalar, üniversite yönetimi üzerinde o kadar baskın gelmiş ki hoca “Üniversiteye ve Türk ilim hayatına istenilen faydayı temin edemediği” için üniversite ile ilişiği kesilir. 

Turgut CanseverTez Konusu: Türk Sütun Başlıkları

Cansever’i Sanat Tarihinde doktora yapmaya akademiden hocası Prof. İpşiroğlu sevk eder. İpşiroğlu Hocanın tasavvutuyla Prof. Diez’in yanında doktora  tezine başlayan Cansever, Diez’in “genetik estetik” kavramından etkilenir. Hatta Cansever, “Diez’in 'genetik estetik' meselesi bizim hayatımıza tatbik edilebilseydi Amerikan kültürü üzerimizde bu kadar etkili olamazdı." diye söyler.

Diez’le tez konusunu konuşmaya giden Cansever, tezinin kendi lisans alanıyla irtibatlı olmasını söyleyen Hocasına önce katılmaz ama sonrasında İpşiroğlu’nun “Diez’i küçümseme” ihtarına uyarak konuyu kabul eder.

Seyahat Gerektiren Bir Tez 

Cansever, Anadolu’da 14 şehir, 111 farklı yapıyı ziyaret eder. 252 tane fotoğraf tab eder. Batı’da Edirne, Doğu’da Kayseri sınırlarında sütun başlıklarını fotoğraflar. Gezdiği mekanlar hakkında bilgi alır. Gezilen yerler en çok 18. asırda yapılmış binalardır. Daha sonra 16 ve 15. asırlar takip eder. Mekanların 83’ü Osmanlı, 13’ü Selçuklu dönemine ait. Geri kalanları diğer dönemlere ait.

(+)

Hilmi Ziya Ülken tez hakkında şunları söyler: “Tez bütün eksikliklerine rağmen kendi nevinde orijinal, ciddi ve mühim boşluğu doldurmağa namzet bir çalışma mahsulüdür.”           

Mazhar Şevket İpşiroğlu da şöyle der: “Turgut Cansever’in doktora tezi, müellifinin yalnız kendi başına ilmi araştırma yapabilecek bir bilgi ve vukufa sahip olduğunu göstermekle kalmayıp aynı zamanda kendisinin araştırma mevzuuna büyük bir sevgi ile kendisini hasretmiş olduğunu da belirtiyor. Bu tezin pekiyi derece ile kabul edilmesini ve yabancı bir dildeki tercemesi ile birlikte Fakülte neşriyatı   arasında ilim alemine arz edilmesini uygun bulduğumu bildiririm.”

1949’da İpşiroğlu’nun isteği  2010 yılı Ekim ayına nasip olur. Ama bu eseri basan Fakülte Yayınları olmaz. “Acaba bu eser o dönemde Fakülte Yayınları arasında basılsaydı bu sahada daha bereketli çalışmalara kapı aralanabilir miydi?” sorusu, cevabını erbabından beklemekte olan bir soru.

Türkiye’de bir tezin oluşum ve yayınlanış hikayesinden haberdar olduk. 1949’da doktora tezinin kabul edilme hikayesi bu... Ya  bugün tez hazırlayanlar ya da tez hazırlatanlar nasıl hazırlıyorlar ya da hazırlatıyorlar tezlerini? 

Bir tez nasıl kitaplaşır?

İpşiroğlu Hoca’nın isteği görmezlikten gelinmiş olmalı ki Turgut Cansever’in sahasındaki ilk doktora tezi, 1949’da yayım yüzü göremedi. Bu olayda sufilerin “nasip” ve “takdir”  ifadelerini de yadsıyor değilim. Ama bu “nasip”e karışan, nasipmiş gibi görünen şahsi kıskançlıkları nasıl okumak gerekir ya da nasip dairesinin neresine koymak gerekir?

Turgut Cansever, Sonsuz Mekanın Peşinde
Turgut Cansever, Sonsuz Mekanın Peşinde

1949-1999… Arada koca bir yarım asır, iki nesil… Cansever’in neslinden sonra iki nesil …  İki değişik bakış açısı… Bir seminer dersi... Derste bütün haliyle Anadolu insanını yansıtan bir genç... Rikkati dikkati ile hemdem… Sürekli gelişen irtibat… İrtibat; önce kitapla tanışma, sonra derinlemesine tanıma... Şu cümleyi dikkatlice okumak lazım: “Cansever’in bütün kitaplarını okuduktan sonra, her okur gibi (böyle bir okur zümresi azın azı olsa gerek) doktora ve doçentlik tezlerini de merak ettim.” İşte dikkat ile rikkatin bir arada olduğu bir cümle. Bugün bir ilim insanı sevip de onunla ilgili her şeyi merak edip yola revan olarak onunla ilgili her şeyi anlamaya çalışan kaç isim var? İnsafsızlık zırhını giyeyim o zaman: İki elin parmakları sayısı kadar yoktur. 

Eğer bir şey olacaksa, olacak olan sebepler dairesinde kendine mekânlar açar ve olacak olanı biz de görürüz. 2006-2007 yılları arasında gerçekleştirilen bir dizi söyleşi elimizde imkâna ya da kitaba ulaşmamıza önemli bir kapı aralamış. Faruk Deniz bu söyleşilerin de kitaplaşma aşamasında olduğundan bahsediyor ki bu Cansever’le bizlerin ve sonraki nesillerin buluşması anlamında önemli bir adım. Cansever’in şu ifadesi tezinin yayımlanması konusunda bir kapı aralıyor: “Ben doğrusu birçok şeyden emindim. Hatırlıyorum; çocuklarım, kardeşlerim ‘Sen bunları yazıyorsun ama kim okuyacak ya da yazacak?’ diyorlardı. ‘Birileri okuyacak biliyorum’ diyordum. Çok bahtiyarlık oldu benim için.”

2007 yılında bir sergi sonrası tezler ilgili bütün malzemeler Faruk Deniz’e ulaştırılır. Cansever ber-hayat olduğu günler. Tez çalışması, tezin kitaplaştırılması aşamasından daha önemli işler de gerektirir. Çünkü tezin ana gövdesini oluşturan yapılardan biri de fotoğraflardır. Fotoğrafların bir kısmı elde vardır, diğer bir kısmını da çekmek gerekmektedir. Anlatılan mekânları ziyaret etmek ve oradaki sütunları fotoğraflamak Faruk Deniz’in kaderi olur. Mimar H.İbrahim Düzenli gibi dostları Amasya, Tokat, Sivas, Kayseri ve Konya’daki eserlerin fotoğraflanmasında yardımcı olur.

Günlerce süren bir emek mahsulü, kalem işi tez çalışması böylelikle basım aşamasına gelir. 

Tezin anlamı                        

Tez, sanat tarihi açısından ilk olmasının yanında bir medeniyet bakışının esere nasıl aksettirildiğini göstermesi bakımından önem arz ediyor. Cumhuriyet sonra mimari gelenek olmadığı için -Cumhuriyetçiler ellerindeki İstanbul AKM'den tek Cumhuriyet yapısı olduğu için vazgeçmiyorlar herhalde- bugün ortada başta ibadet edilen mekânlar olarak camiler ya da yaşanılan mekân olarak evlerde kirişlerin birbirine geçiş noktaları ya da kolonların yerleştirilmesi ya da taşıyacağı yükle irtibat noktaları o kadar biçimsiz ki eski yapı anlayışını anlamak bizler için zor oluyor. Eski evler, yerini çok katlı yapılara terk etti bile.  Yine de özellikle ibadethanelerde karşımıza çıkan sütunlar, yerleştirilen başlıkları ve bunların tarihi süreç içindeki yerini, değişimini takip etmek geçmişe kurulacak sağlam köprülerin geleceğe uzanmasına vesile olacaktır. Bu yapılan çalışma sonrasında insanın kadim yapılar olan ibadethaneleri maddi unsurlarıyla anlamak noktasından yardımcı olabileceğine inanıyorum. Farkındalık, yapılan bir işten zevk almayı gerekli kılar.

Mekânı fark etmek insanın kendisini fark etmesi demektir. O zaman yolculuk kendinden kendinedir. Faruk Deniz de kendinden kendine bir yolculuk gerçekleştirmiştir. Faruk Deniz, yolculuk notlarını da yayımlasaydı eserin lezzeti daha da artardı.                                                                                                                                                                                                                 

 

 Zeki Dursun, bereketli bir çalışma için teşekkür eder

Güncelleme Tarihi: 27 Mayıs 2017, 11:43
YORUM EKLE
YORUMLAR
yavuz saygili
yavuz saygili - 1 yıl Önce

Sayin Turgut Cansever Beyi, emeginden ve sabrindan ötürü tebrik etmek isterim.Emege saygi ve takdir konusunda gerilerde kaldigimizin itirafi olan bu paylasim icin ayrica tesekkür ederim!! saygilar

banner8

banner19

banner20