banner17

Tekkede, medreselerde okutulurdu bu öğüt kitabı

İbni Hacer el Askalani'nin 'Münebbihat' kitabı tekkelerde, medreselerde okutulan öğüt kitabıydı. Geçmişte nasıl okutulduysa bugün de baş ucu kitabımız olmalı. Muhammed Faysal Kalkan yazdı.

Tekkede, medreselerde okutulurdu bu öğüt kitabı

Hatırlatıcı, uyarıcı gibi anlamlara gelen münebbihat kelimesini küçüklüğümde evin dışında ilk terbiyeyi aldığım, dünyayı yeni yeni tanımaya başladığım dönemde duymuştum.

Babamın çok yakın bir abisi, büyüğü olan demirci ustası olan Hacı Melek Amca’nın dilinden düşmezdi bu kelime… Bir konu anlattığında “Bakın Münebbihat’ta şöyle geçer” derdi.

Hacı Melek, Siirt’in büyük âlimlerinden Şeyh Muhammed Kazım’ın (k.s.) müridi, seveniydi. Babam Hacı Amca’ya çok saygı duyardı. Çok muttaki, öğrendiği bilgiyle hemen amel eden biriydi. İlkokul çağına geldik mi babam Hacı Amca’nın yanında çalıştırırdı bizi. Hacı Amca’nın dükkanı boş kalmazdı. İleri yaşına rağmen sabahları gelen işleri yapardı, demir döverdi; ikindiden sonra ise iş almaz, bir sonraki güne bırakırdı. Akşama kadar dükkana onun mürid arkadaşları, esnaflar ve genç ağabeyler gelir, sohbetlerde öğrendiği tüm bilgileri onlara aktarır, bilmediği bir konu olursa sorar soruşturur, cevabını soran kişiye iletirdi bir şekilde...

Öğrendikleri bilgiyle amel ederlerdi

Geçenlerde caddede gezinirken bir kitapçının stand kurduğunu gördüm. Merak ettim neler var diye ve İbn-i Hacer’in Münebbihat kitabının eski bir basımını gördüm ve aldım. Aklım geçmişe takıldı.

Babama “Rahmetli Hacı Melek Amcanın okuma yazması var mıydı” diye sordum. Babam “Yoktu” dedi.

- “Eee o zaman nasıl oluyor? Yanlış hatırlamıyorsam Hacı Amca Münebbihat’ın hem Arapçasını hem de Türkçesini bize okurdu…”

- “Oğlum onlar birkaç kişi, okuma yazma bilen biri vardı, onun dükkanına giderlerdi. O kitabı onlara okur, onlar da metni ezberlerdi. Bu şekilde birkaç ayda ezberlediler.” dedi.

Nasıl ifade etmek gerekir bilmiyorum, bilemiyorum ama onlara danışırken bir şeyleri, onların görüşlerinin isabet oranın çok yüksek olma nedeni buydu galiba… Öğrendikleri bilginin sağlam kaynak olması ve öğrendikleri bilgiyle amel etmeleri…

Madem su zayıf olmasına rağmen sürekliliğiyle taşı delmişse...

Münebbihat’a geri dönecek olursam İbn-i Hacer El Askalani, bu kitabı büyük bir titizlikle hazırlamış. Peygamberlerin ve önemli manevi büyüklerin sözlerini akılda kalabilecek şekilde bölümlere ayırmış. Bu büyük âlim ve veli, ilim öğrenmek için çok sayıda seyahat yapmış, bilgi almış, bilgi vermiş ve eserler yazmış. Belki de onu ilme sevk eden nedenlerden biri de küçük yaşta anne babasını kaybetmesi ve onu büyütmek için yanına alan kişinin Mısır’ın zengin tüccarlarından biri olmasıdır. Bu tüccar İbn-i Hacer’in eğitimine azami özen göstermiş, konusunda uzman olmuş hocalardan ders aldırmış.

İbn-i Hacer için anlatılan menkıbelerin biri şöyledir: İbn-i Hacer ilk başta medreseye gider, aylar geçer ama hiçbir şey öğrenemez. Hocası onu yanına çağırır ve 'Evladım, o kadar zamandır medresedesin ve bir şey öğrenemedin; sen en iyisi okumayı bırak ve ticaret yap' der.

İbn-i Hacer de medreseden çıkar ve memleketine doğru yol alır. Yolda hava kötüleşir, sığınacak bir yer arar. Civarda bir mağara görür ve oraya sığınır. İçeriye girer ve bekler. O ara bir şey dikkatini çeker. Mağaranın tavanından su damlamaktadır. Bakar ki su yerdeki taşı delmiş. Bir müddet bu manzarayı düşünür ve şu karara varır: 'Madem su zayıf olmasına rağmen sürekliliğiyle taşı delmişse, ben de sürekli ilim okurum ve ilmi beynime kazırım.' Tekrar medreseye döner. Durumu hocasına aktarır ve medreseye kabul edilir. Talebeler birkaç gün sonra ondaki bu değişimi başından geçen olaya bağladıkları için 'taşın oğlu' anlamına gelen İbn-i Hacer ismini verir.

Tekkelerde, medreselerde okutulan öğüt kitabıydı

Münebbihat kitabı tekkelerde, medreselerde okutulan öğüt kitabıydı. Geçmişte nasıl okutulduysa bugün de baş ucu kitabımız olmalı, ondan istifade edip başkalarına da fayda vermeliyiz.

Burada teberrüken Münebbihat’tan iki alıntı yapıyorum (Bunları tefaül yaparak seçen eşime de dua edip, dua isterim):

Hazreti Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur ki: Altı şey altı yerde gariptir, mahzundur: İçinde namaz kılınmayan mescid (cami); Kur'an okumayan insanların evindeki Mushaf (Kuran); fasık (günahkar) kişinin hafızasındaki (ezberindeki) Kur'an; zâlim, kötü ahlaklı bir adamla evli olan saliha Müslüman kadın; alçak, kötü ahlaklı bir kadınla evli olan salih adam; kendisini dinlemeyen bir toplum içinde bir âlim...”

***

Hz. Ömer (r.a.) bizzat kendi sözü olarak veya Hz. Peygamber’den (s.a.v.) rivayet ederek demiştir ki: Gaipten haber vermek iddiası olmasaydı, beş grubun cennetlik olduklarına şahitlik ederdim: Çoluk çocuk sahibi fakir; kocasının kendisinden razı olduğu kadın; mehrini kocasına bağışlayan kadın; ebeveyni (anne ve babası) kendisinden razı olan kişi; günahından tövbe eden kişi...”

Muhammed Faysal Kalkan yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Aralık 2018, 17:25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20