banner17

Tekdüze bir ritimde yürümeyen şiirler

Bahtiyar Aslan, 'Kalaycının Dediği'ndeki çoğu uzun sayılabilecek mısralardan oluşan şiirlerinde alışılagelenden farklı bir kurgu ve imgelem düzeni meydana getirmiş. Şadi Kocabaş yazdı.

Tekdüze bir ritimde yürümeyen şiirler

Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğretim üyesi ve Türk Edebiyatı dergisi genel yayın yönetmeni Bahtiyar Aslan, akademik çalışmalarını sürdürürken bir yandan da edebiyatın içinde, hatta ismine en çok rastladığımız imzalardan biri, şiirleri, denemeleri, hikayeleri ve inceleme yazılarıyla... Bu yazımızda, Bahtiyar Aslan'ın Kalaycının Dediği adlı, 2015 yılı ortalarında yayınlanan şiir kitabından bahsetmek istiyoruz. Şairin ilk şiir kitabı Su'daki şiirleri de eklediği Kalaycının Dediği, dört bölüm altında toplam 38 şiirden oluşuyor.

Bahtiyar Aslan, çoğu uzun sayılabilecek mısralardan oluşan şiirlerinde alışılagelenden farklı bir kurgu ve imgelem düzeni meydana getirmiş. Hemen her mısrada şaşırtıcı, beklenmedik benzetmeler ve metaforlar, okuru şiirin içinde tutmayı başarıyor. Şiirlerinde Anadolu'nun doğal ve zengin motifleri, modern kent yaşamının insanı yalnızlaştıran ve bireyselleştiren koşuşturmasının insâfına terkedilmemiş. Ne folklorik sınırlarda kalmanın tuzağına düşülmüş, ne de kendini besleyen yerel kültüre uzak durulmuş.

Şiirlerde teslimiyet, yakarış, başkaldırma ve barışa ve gereğinde kavgaya da hazır olma hâli var. Aydın, cengâver ve derviş kimliklerinin harmonisi. Küskünlük sabrın, meydan okuma da tevekkülün sınırlarını zorlamıyor.

Geleneksel şirimize lirik ve neo - epik tadlar da karılmış bir lezzet harmanı

Yaşamak bir uyku ritminde dağılıp kaybolmak ve şiir de sorularla dolu bir rüyâdan çıkıp gelmektir aslında: “köpükleri ters çevir bir sürü sandalımız olsun/ cehennemin içinden kürek çekerek/ göğsümüze oturup/ körük çeken kalaycı/ dönüp duruyor bir teknenin içinde/ tutunarak yıldızlara/ kum/ ve ses” (Kalaycı)

Bahtiyar Aslan'ın oğluna yazdığı şiir, sahiplenme duygusuyla şükür arasındaki hassas ayarın etkileyici bir örneği: “ağır ırmaklar geçiyor göğün üstünden oğlum/ yükümüz hayli ağır öykümüz ağır ağır şekilleniyor/ fakat çevik olmak lâzım kalbimizden adını geçirirken/ (...) seni bana bir kuş gibi gönderene/ seni bana bir armağan bir emanet” (Oğul Çiçeklemesi)

Galiba bütün çocukları aynı anne duygusu doğuruyor. Ya da, bütün çocukların annelerini kaybettiklerinde uykularında çizdikleri anne yüzü aynı: “birden çekip gittin merhamet çekildi yeryüzünden/ çeşmelerden sular çekildi içimden ninni sesleri/ bir bulut bir buluttan bir şiir bir şiirden çekildi/ (...) öyle gittin ki bir şeyler ekledin gitmeye çoğalttın/ büyüttün ve aynı sofada buluşturdun/ aynı sofada veda ile merhameti ayın sofrasında...

Kalaycının Dediği, geleneksel şirimize lirik ve neo - epik tadlar da karılmış bir lezzet harmanı. Tekdüze bir ritimde yürümeyen, aniden yatak değiştirerek akan bir şiir. Yalnızca sesi değil, içeriği de öyle. Gerek estetik gerekse destansı söylemlere aynı mısralarda nefes aldıran bir şiir. Çok şey söyleyen, ama sesinin tonunu her kelimede yeniden oluşturan bir şiir. Sözü olan, sözü önceleyen, kurmaca ve içinden çıkılmaz imgelere kurban edilmemiş kendine has dili olan bir şiir.

Geç kalınmadan bu şiirin tadına varılmasını öneriyorum.

Şadi Kocabaş yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Ocak 2019, 17:32
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20