Tasavvufi kurumlar Osmanlı'da nasıl işlev gördü?

'Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri' kitabında İrfan Gündüz, Osmanlı Devleti’nin teessüsünde tasavvufi müesseselerin faaliyetlerinin önemli rol oynadığını belirtiyor. Metin Uygun yazdı.

Tasavvufi kurumlar Osmanlı'da nasıl işlev gördü?

Tekkeler, zaviyeler, medreseler… Bu müesseseler, Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devletinde toplum hayatının her safhasının düzenlenmesinde, sosyal ahengin oluşmasında, ilmi, askeri ve iktisadi hayatın belli bir düzen içinde işlemesinde önemli roller oynamıştır. Hem devlet ricali arasında ağırlığı olan ve hem de halk nezdinde sözleri dinlenen, büyük saygı gören tasavvuf erbabı, kamil insan mertebesindeki şeyhler, pirler, Selçukluda ve Osmanlıda huzur esasına ve temeline dayanan cemiyet hayatının inşa edicileri olarak görev görmüşlerdir.

Moğol istilası esnasında ve bu istiladan sonra Anadolu’da meydana gelen kargaşanın, keşmekeşin, tahribatın izleri tekke ve zaviyelerin samimi gayretleriyle gideriliyordu. Yaptırdığı zaviyede misafirlere hizmeti şiar edinen, misafirhanesi ziyaretçilerle dolup taşan, çevresindekilere “toprağa bağlanın, israf etmeyin, ilim sahiplerini gözetin, ağaç dikin” şeklinde nasihatlerde bulunan Şeyh Edebali, toplumun her yönden toparlanıp hayata bağlanmasına, yeniden ayağa kalkmasına öncülük eder. Anadolu’da yalnız da değildir Şeyh Edebali. Benzerleri de bu türlü faaliyetlerle kurucu rol oynarlar.

Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri isimli çalışmasında İrfan Gündüz Hoca, Osmanlı Devleti’nin teessüsü, kuruluşu döneminde, idare için lüzumlu muvazeneli halk unsurunun teşekkül ettirilmesinde, cemiyet hayatının hem kurucusu, hem de koruyucusu olan tasavvufi müesseselerin faaliyetlerinin önemli rol oynadığını belirtir. Bu dönemde tasavvuf ve tarikatın tesirleri cemiyeti tepeden tırnağa kuşatmış, buralar tecanüsten, birlikten uzak halkın vahdet kazanmasında muazzam yapıcı tesirleri olmuştur. İşte bu çalışmanın amaçlarından birisi bu tesirlerin incelenmesidir. Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş devrelerinde tekke ve zaviyelerin içinde bulunduğu durumun daha iyi anlaşılabilmesi ve yorumlanabilmesinin, bu müesseselerin kuruluş devrindeki rollerinin, tesirlerinin iyi bilinmesiyle mümkün olacağı belirtilir eserde. Osmanlı’nın yıkılışına sahne olan 19. asırda bu tekkelerin durumu, böyle buhranlı bir dönemde bu müesseselerin çözülmesinin nasıl olduğu, bunların ıslahı için aranan çarelerin neler olduğu gibi sorular da, bu araştırmanın ortaya çıkış sebeplerinden bazılarıdır. “Esasen bir medeniyet, millet ve devletin, yükseliş ve çöküş sebeplerini bulabilmek için, ilk önce içtimai hayatın beden yapısını sevk ve idare eden kuvvetlerin mesnedini araştırmak icabedeceği aşikardır” ifadesiyle İrfan Gündüz, çalışmasının temel gayesini ortaya koymuş olur. Kitap, Seha Neşriyat tarafından yayınlanmış. Baskı tarihi yok, ama Hoca’nın yazdığı önsözün tarihi 1983.

Tekkeler, medrese, kolej ve teknik üniversite gibi faaliyet göstermiş

Kitap iki bölümden ve bu bölümlere bağlı alt bölümlerden oluşur. Birinci bölümde Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda tekkelerin yeri, idari hayat ve tarikatlar, askeri hayat ve tarikatlar, ilmi hayat ve tarikatlar, iktisadi hayat ve tarikatlar başlıklarıyla incelenmiş. İkinci bölümde ıslahat hareketleri ile başlayan, Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılmasıyla devam eden Batılılaşma gayretlerinin tekkelerle olan münasebetleri araştırılmış. Yine bu bölümde 19. asırda Osmanlı tarihinde Halidiye tarikatının doğuşu ve gelişmesi ile Mevlana Halidi Bağdadi’nin hayatı, şahsiyeti hakkında bilgiler verilir. Araştırma yapmak isteyenler için önemli bir kaynaktır. Bu gerekçeyle konuya ait kaynaklar geniş biçimde bibliyografyada gösterilmiş.

Tekke müessesesi, tarikat ve tasavvufun toplum hayatında daha iyi anlaşılıp yaşanması için nitelikli, vasıflı elemanlar yetiştiren medrese, kolej ve teknik üniversite gibi faaliyet göstermiş. Burada yetişen elemanlar belli bir kıvama gelip icazet alarak toplum içinde irşad ve tebliğ vazifesi görmüşler. Halkla iç içe yaşayarak toplumu yönlendirmeye çalışmışlar. İnsanların ruh dünyasına hitap ederek onların ruhi yönden, iç dünyalarındaki tezat ve tenakuzlardan kurtularak gönül ahengine kavuşmaları ve iç huzura ermeleri için gayret göstermişler.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında, yani 13. asır Anadolusunda, tasavvufi merkezler ve onlara bağlı manevi gruplar, önce insanların zihinlerindeki dağınıklığı giderip bir efkar-ı umumiye meydana getiriyor, manevi bir birlik oluşturmaya çalışıyorlardı. Sosyal hayatın belli bir kıvama gelmesini ve daha sonra da bunun sağlam bir zemine oturmasını ve devamlı olmasın sağlıyorlardı. Hakimiyet kurmaya çalışan siyasi irade ise kendilerini böyle teşkilatlanan zümrelere dayamaya mecbur hissediyorlardı. Manevi rehberler ve liderler bir yandan mazlum ve perişan halkı, diğer taraftan kendilerinden istifadeyi düşünen siyasileri düşünerek, iki taraflı bir hizmet ve kuşatma faaliyeti içinde hizmetlerine devam ediyorlardı. Tasavvuf müessesi, siyasi irade ile halk arasında çok sağlam bir köprü görevi görüyor, halkı irşad ve ıslah ederken, devlet ricalinin de adaletle hükmetmesi için yol gösterici rolünü yerine getiriyordu. Birçok büyük zatın, ehliyetli, dirayetli tasavvuf liderlerinin Osmanlı padişahlarını uyardığı, devlet işini layıkıyla yerine getirmeleri hususunda ikaz ettiği, manevi konularda onlara yol gösterip aydınlattığı bilinen bir gerçektir. Bu da, bu müesseselerin ve onların başında bulunan ehliyetli, kudreti şahsiyetlerin gücünü gösteren bir durumdur. Padişahların da onların sözünü dinlemeleri, ikazlarına kulak vermeleri, bu kurumlara ve değerli tasavvuf erbabına ne kadar ehemmiyet verdiklerini gösterir.

Tekke-medrese çekişmesi, kalite kaybı, siyasetin bulaşması gibi sebepler bu kurumları zayıflatmıştır

Batılılaşma hareketleri, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde tekke ve zaviyelerin durumu da kitapta incelenir. Bu dönemlerde de tekke ve zaviyelerin halk ve devlet nezdinde ağırlığının devam ettiği vurgulanır. Osmanlı sultanları böyle bir gücün bu dönemlerde de yanlarında olmalarını isterler. Bunun için gayret gösterirler. Devletin kuruluş ve yükseliş döneminde halkla iç içe olan, devletle halk arasında sağlam bir köprü görevi gören bu teşkilatlarda da, çöküş döneminde bozulmaya yüz tutan diğer müesseselerde olduğu gibi dahili ve harici birçok sebepten dolayı bozulma başlar.

Bu sebeplerden bazı önemlileri kısaca şu şekilde tespit edilir: Bu müesseselerin ilmi ve manevi değer kaybına uğraması, güçlü şeyh ve mürşitlerden mahrum kalmaları en başta gelen sebep olarak belirtilir. Bu da dönem olarak Sultan Mustafa’dan sonrası (1757-1774) olarak tarihlendirilir. İkinci olarak, birbirlerini tamamlayan unsurlar olan ilmiye sınıfı ile sufiye sınıfının çekişme, rekabet ve mücadele için girmeleri, medrese-tekke çekişmesi bir ihtilafa ve soğukluğa sebebiyet vermiş. Taraflar arasındaki mücadele, çekişme her iki tarafı da zayıflatmış, bu durum içtimai hayata da olumsuz olarak yansımıştır. Bu kurumlar içinde meydana gelen iç mücadeleler, nüfuz meseleleri, kendi aralarında meydana gelen anlaşmazlıklar da zayıflamalarına, bozulmalarına sebebiyet vermiş. Yine siyaset kurumunun bu müesseselerden istifade etmek için buralara siyaseti bulaştırmaları, bozulmanın müessir amillerinden bir olmuş. Seviye kaybı ve manevi kemal noksanlığı, ehliyetsiz kimselerin buralarda söz sahibi olmaları gibi sebepler de tekkelerin ve medreselerin bir hayli zayıflamasına, itibar kaybetmelerine zemin hazırlamış. Bu durumun önüne geçmek, buraları ıslah etmek için de yapılan ıslah çalışmaları ve düzenlemelerden de söz edilir eserde.

Konusunda önemli bir kaynak olan bu çalışmanın yeniden basılarak ilim dünyasına kazandırılması önemli bir eksikliği giderecektir.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Aralık 2018, 14:42
YORUM EKLE

banner19