Tasavvuf Nedir? Mistisizm Ne?

Prof. Dr. Din Muhammed'in 'Tasavvuf ve Mistisizm' isimli kitabı, umumî kanaatin aksine tasavvuf ile mistisizm mefhumları arasında ciddi farkların olduğunu tespit etmekte... Yunus Sürücü yazdı.

Tasavvuf Nedir? Mistisizm Ne?

Mütevazı kitaplarıyla yayın hayatına devam eden Endülüs Kitap, neşrettiği son kitabı Tasavvuf ve Mistisizm ile yine büyük bir boşluğu doldurmuş görünmektedir. Türkiye’de şu ana kadar hem Arapça’da hem de Türkçe’de tasavvuf ve mistisizm üzerine mukayeseli bir çalışmanın yapılmamış, yapılamamış olması (en azından ben böyle biliyorum) çalışmanın kıymetini daha da artırmaktadır. Karşılaştırmalı dinler ve karşılaştırmalı tasavvuf uzmanı olan Prof. Dr. Din Muhammed tarafından kaleme alınan Tasavvuf ve Mistisizm, Din Hoca’nın entelektüel müktesebatını da okuyucuya aksettirmektedir. Din Hoca ayrıca kelâm ilmi üzerinde de çalışmalar yapmaktadır.

Şu ana kadar temas edilmemiş bir mukayeseyi ihtiva etmektedir Tasavvuf ve Mistisizm. Hemen herkes Tasavvuf ile ‘mistisizm’i birbirine karıştırmakta ve iki mefhumu birbirinin yerine rahatlıkla kullanabilmektedir. Okumalarımızda çokça bir kelimeye rastlamaktayız: mistik. Bu mefhumun da mistisizmden hareketle olur olmaz yerde kullanılıyor olması mefhumların dünyasına girmemizi zorlaştırdığı gibi, mefhumun zihnî dünyamızda nereye oturacağını da engellemektedir. Mefhumlar içinden çıkılamaz haritalardır. Franco Moretti, modernizm üzerine o kadar çalışma yaptığı hâlde en nihayetinde “Ben bu kavramı artık kullanmayacağım.” demiştir. Şunu ifade etmek istiyorum: Biz bir şeyleri rayına oturtmaya talip birer okuyucu isek mefhumları tesadüfî kullanmayacağız, kullanmamamız gerekmektedir. Bu mevzuda daha dikkatli birer okuyucu olmamız elzemdir. Şunu da ifade etmek gerekir ki Tasavvuf ve Mistisizm kitabı, meseleyi çok derinlikli bir şekilde incelemekten ziyade iki mefhum arasındaki farkları ve iki mefhumun neye taalluk ettiğini ortaya koymaktadır. Fakat bu hâli ile bile zihnî iğtişâşı bertaraf ve izale etmektedir.

Tasavvuf nedir? Mistisizm nedir?

Tasavvuf, ismen Resul-i Ekrem’in zamanında bulunmasa da anlayış ve idrak olarak onun izleri ve etkisi şüphesiz bulunmaktadır. Zaten tasavvufun şeriat ve sünnetten çıkan batınî bir mektep olması sünnet ile de hiçbir şekilde çelişmemektedir. Yükselen fıkıh anlayışıyla beraber tasavvuf çeşitli zamanlarda bir nefrete ve şiddete maruz kalmıştır. Aslında tasavvuf bilindiği gibi sadece batına kıymet vermez, zahiri de önemser. Tasavvufî anlayış hem bedenen hem de ruhen her dem Allah ile olmayı murat etmekten başka bir gaye ve hedef gütmemektedir. Yani tasavvuf hem fıkhı hem de ahlakı bir arada tutmaya çalışır. İmam Mâlik’in “Fıkıh öğrenmeyip sufî olan zındık olur, fakih olup sufî olmayan fâsık olur. Bu ikisini bir arada toplayan ise tahakkuka ulaşmıştır.” sözü bunun en büyük delillerindendir.

Tasavvuf kelimesinin çeşitli taraflarından bahseden Din Hoca suffâ, saff, sûf, suffe, sofya gibi kelimelerle tasavvuf kelimesini şerhe çalışırken bunların içinden en makul olanın sûf olduğunu belirtir. Çünkü en eski tasavvuf tarihçilerinden olan Tûsî’nin, tasavvuf ehli için bu isimlendirmeyi neden yaptın diye sorulduğunda “Onları giydikleri şeye göre tesmiye ettim. Zira onları başka bir şekilde tesmiye etmek ve onların zengin idrakleriyle tanımlanması her defasında farklı bir tanım gerektirecekti, ben de onların giydikleri yünden hareketle onlara öyle dedim.” cevabını vermesi tasavvuf ehlinin tek bir tanımla tarif ve tavsif edilemeyecek zengin dünyalarını da yansıtmaktadır. Bütün bunlara baktığımızda gördüğümüz şey tasavvufun ve onun ehlinin İslam ile yakından bağının olduğudur.

Din Hoca, tasavvufu hem hakikat hem amel hem de uygulama olarak İslam ile irtibatlandırır ve onun İslam’dan başka bir şey olmadığını ifade eder. Pekiyi mistisizm nedir? Din Hoca’nın kitaptaki ifadeleri dikkate alındığında tasavvuftan çok ayrı bir tablo karşımıza çıkmaktadır. Din Hoca, ‘mistisizm’in kavram olarak pagan kültüründen çıktığını ifade etmektedir. Mistisizm üzerine daha tafsilatlı açıklamalarda bulunan Din Hoca, kavramın tamamen ruhî tecrübeyi ifade ettiğini söylemekle beraber onun neredeyse bir Gnostisizm olduğunu ifade etmektedir. Hatta Mistisizm’e Gnostisizm demenin yanlış olmayacağını söylemektedir.

Tasavvuf ve mistisizm birbirinden ayrı şeylerdir

Müslümanların zihin hayatlarında meydana gelen çalkantılar, sallanmalar, eksiklikler, çatlaklar ve bunun nihaî neticesi olan şuur, dil, mefhum, fikrî bir dünya tesis edememe onları Batılılar gibi konuşmaya itmiştir. Bugün bile öyle değil midir? Müslüman mütefekkirler, düşünürler Batının argümanlarıyla kendi dinlerini, dillerini, şahsiyetlerini tesmiyeye ve tespite çalışmaktadırlar. Tasavvuf ve Mistisizm mefhumları da tam bu noktada bir kavşakta buluşmaktadırlar. Bugün tasavvufun Batılı idrakle tanımlaması yapılıyorsa bizim çoktan zihnî bir sömürge altında olduğumuz ayan beyan ortadadır demektir. Tasavvufun klasik idrakten ayrı olarak Batılı idrakle tanımlanıyor olması kendi dilimizin bile kendimiz tarafından üretilmediğini göstermektedir.

Kitabın başlarında tasavvuf hakkında dile getirilen yorumları tasnif edip bir girizgâh yapan Din Hoca, tasavvufu Batılı bir telakki ve anlayışla ele almanın Batılıları taklit etmekten öteye gitmediğini ve bu yorumların sahih bir zemininin olmadığını açık bir şekilde ifade etmektedir. Tasavvuf mevcudiyetini tamamen İslam’a merbût sayarken mistisizm sadece kendi başına ruhî bir tecrübenin meydana gelmesidir. Şeriatsız bir tasavvufun olması düşünülemez, oysa mistisizmin sırtını dayadığı ilahî bir kaynak, bir yapı yoktur. Yani mistisizmin dayandığı şey, ilahî bir dünyadan uzaktadır. Tasavvufun İslamsız olamayışı ve mistisizmin ilahî bir kimliğe raptının olmaması bu iki mefhumu birbirinden ayırmaktadır. Tasavvufun gayesi ve hedefi Allah’a teslim olmak iken mistisizm ise küllî ruh ve nefis ile ittihat etmeye çalışır. Tasavvufta zikrettiğimiz gibi beden-ruh ikilisi muvazeneli işlerken, mistisizm sureti ve zahiri ihmal eder, hatta onunla savaşır. Din Hoca, tam bu noktada çok önemli bir tanımlama getirir mistisizme: Batınîlik. Tasavvuf hem teorik manada hem de pratik manada iman üzerine bina edilmişken mistisizm gelişmiş manasıyla vakıada ahlakî bağlılığı benimsese de teorik olarak ahlak ile ilgilenmez.

Tasavvuf ve mistisizmin hem Arapçada hem de Türkçede bakir bir mukayese ihtiva ettiği aşikârdır. Bu yüzden kitabın okunması, sahih bir düşünme biçimi ve sarih bir tanımlama biçimi için gereklidir kanaatindeyim. Yazının daha fazla uzamaması ve kitabın tadının kaybolmaması için bu kadarla iktifa etmek zannederim ki yerinde olacaktır. Bundan sonra Sezai Karakoç, Necip Fazıl gibi Müslüman şairlerin ya da muhtelif mütefekkirlerin kitaplarındaki fikri “mistik” diye tanımlamakta zannederim biraz daha düşüneceğiz. Yahut emperyalizmin neden sürekli Mevlana ve Yunus Emre’yi gündeme getirdiğini daha iyi kavrayabileceğiz. Yahut bugünkü “Tasavvuf”un(!) neden el üstünde tutulduğunu bir nebze anlayabileceğiz. Ve yahut…

Din Muhammed, Tasavvuf ve Mistisizm, Endülüs Kitap.

Yunus Sürücü

Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2018, 15:37
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13