Tarihten Bugüne Azerbaycan'da Dini Yaşayış

Behram Hasanov, ''Azerbaycan’da Din'' isimli kitabında Azerbaycan’da dini kimliği anlamak için ülke insanlarının din algısını Sovyet dönemi kuşağı ve Sovyet sonrası bağımsızlık dönemi kuşağı olarak iki yönden inceliyor. Şerife Yılmaz yazdı.

Tarihten Bugüne Azerbaycan'da Dini Yaşayış

İSAM, Azerbaycan’da dini kimliği anlamak için ülke insanlarının Sovyet dönemi kuşağı ve Sovyet sonrası bağımsızlık dönemi kuşağı olarak iki yönden incelemesinin yapıldığı Behram Hasanov’un “Azerbaycan’da Din” isimli kitabı ile bölgeyi anlamak için detaylı ve güzel bir çalışmaya imza atmış.

Sovyet rejiminin çözülmesinin ardından bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan'da kısa sürede dini değerlere gösterilen ilgi çok hızlı artmaya başlamıştı. Azerbaycan'da nüfusun yüzde 94'ünü oluşturan dini kimliğin anlaşılması için Sovyetler döneminin iyi bir analizini yapılmalı. Zira bu olmadan günümüz Azerbaycan'ındaki İslam'ı anlamak ise epeyce zor.

Ülkenin İslam ile tanışmasının Hz. Ömer döneminde olduğunu belirten araştırmacı Hasanov, Safevi devletinde Azerbaycan bölgesinde resmi dinin Şiîlik olarak kabul edilmesinde özellikle 1’nci Şah İsmail'in önemi büyüklüğüne dikkat çekiyor. Eserde 1’nci Şah İsmail döneminde Şiîlere tanınan imtiyazlar ve halka zorla Şiîliği kabul ettirme çabaları sonucu bir kısım halkın Şiîliği seçerken bir kısmının ise çözümü Sünni ülkelere kaçmakta bulduğu belirtiliyor.

Tarihi süreçte Azerbaycan’da Müslümanlar

19’ncu yüzyılda Rusya’nın Azerbaycan'ı işgali sonrası İran ile yaptığı Türkmençay Antlaşması’nın bugün bile hâlâ birçok Azeri Türkü’nün İran'a karşı tavır almasına sebep olduğunu belirten Hasanov, eserin sonunda detaylı olarak verdiği anket raporlarında bunu belirginleştirmiş.

1837'de baskıcı Rus rejimine karşı başlayan ayaklanmalarda ise Şeyh Şamil’in ismini anan yazar, Türkmençay Anlaşması ile İran'da yaşayan Ermenilerin Azerbaycan’ın Erivan, Nahçıvan ve Karabağ bölgelerine göç ettirilmesinin bugün hâlâ devam eden sorunların kaynağı olduğuna işaret ediyor.

Rusya’daki Türk topluluklarının yakınlaşması yolunda en çok çaba harcayanlar Rusya’nın Hristiyanlaştırma ve Ruslaştırma bombardımanına en fazla muhatap olan Tatarlardı” diyen Hasanov, özellikle İsmail Gaspıralı’nın 1883’ten itibaren yayımcısı olduğu Tercüman gazetesi aracılığıyla Rusya’daki Türklerin yakınlık ve birlik duygularını ileri düzeye taşıdığını belirtiyor.

Nazi Almanyası’nın 1941’de Sovyetlere saldırması sonrası baskı ve zulüm uygulanan Müslüman halkın gönlünü almak için yeni bir yol haritası izlendi. Rusya Nazilerin işgal ettiği yerlerde Müslümanlara dini özgürlük sağlama ve milli özgürlük karşılığında onları kendi askeri gücüne ekleme politikası uygulamaya başladı.

Sovyet dönemindeki 1917-1926 yılları arası Orta Asya’yı Sovyet yönetimine karşı örgütleyip halkı ayaklandıran “Basmacı Hareketi”ne değinen Hasanov, Pantürkist ve Panislamist eğilime karşı Sovyetlerin mücadelesine de ayrı bir yer veriyor. Bastırılan “Basmacılar Hareketi” sonrası Rusya daha politik bir yol izleyip önce Kiril alfabesini şart koşarak dil devrimi ile halk arasındaki dil birliğini yok etmişti. Yazar bu noktada, “Ulus toplum fikri enjekte edilerek Kırgız, Özbek, Tacik, Türkmen, Azeri olarak birbirlerine karşı kışkırtılan halk parçalara ayrılarak daha kolay yönetilecekti.” yorumu yapıyor.

Azerbaycan’da milliyetçilik bir ideoloji değil halkın gelenek ve yaşam tarzına bağlılığı anlamına geliyor. Çarlık Rusyası tarafından işgal edilince kendini yoğun bir Hristiyan toplumu ve dini ayrımcılığa dayanan baskıcı rejim karşısında bulan Azerbaycan, dini kimliği olan Müslümanlığa sarılıyor.

Bağımsızlık döneminde din

Resmi olarak bağımsızlığını ilan ettiği 18 Ekim 1991 sonrası Azerbaycan’da dine gösterilen ilgi artmaya başlasa da 70 yıllık Sovyet etkisinin insanların üzerinden hemen kalkması kolay bir dönüşüm değildi. Ateist rejimin çöküşünün ardından daha bağımsız ortamda yetişen gençlerin dine olan ilgisini ne kemiyet ne de keyfiyet olarak  karşılayabilecek din adamı eksikliği vardı. Ortaya yeni bir sorun çıkmıştı: Din marketi, ithal hafızalar.

Bağımsızlık döneminde sadece ekonomi anlamında değil din alanında da “serbest piyasa" hakim olmaya başlamıştı. Bu yıllarda ülkedeki din alanındaki özel hafıza boşluğu üç farklı grup için cazibe ve rekabet merkezi haline geldi. İran kaynaklı güçler, Türkiye kaynaklı güçler ve Vehhabî- Selefî kaynaklı güçler.

Bağımsızlık sonrası toplumda artan milliyetçilik ve Pantürkizm duyguları bölgede Türkiye’nin etkisini arttırmış olmasına rağmen İran, çoğunluğu Şiî olan Azerbaycan toplumunda dini duyguları öne çekerek milliyetçilik duygularının önüne geçebileceğini düşündü. Azerbaycan’da Din kitabına kaynak olarak gerçekleştirilen anketler sonrası ortaya çıkan tabloda Türkmençay anlaşmasından ve Ermenistan ile iş tutmasından dolayı rahatsız olan birçok Azeri’nin ise İran’a küskünlüğü devam etmekte. Fakat Şiî kökenli halk için İran’ın Meşhed şehrinde bulunan İmam Ali er-Rıza'nın türbesini ziyaret etmek toplumda ”Meşhedî" unvanı kazanılarak prestij kaynağı olmaya devam ediyor. Azerbaycan’ın güney bölgesindeki Şiîler ise dini yaşamlarını düzenleme konusunda Iraklı Ayetullah Sistani’ye uymaktadır.

Azerbaycan’da nüfusun çoğunluğunun Şiî olması Türkiye açısından dezavantaj gibi görünmesine rağmen dini kimlikten daha fazla Türk olmalarının ön planda olduğu ülkede Türkiye’nin etkisi çok daha fazla hissedilir. 2011 yılında basılan kitapta yer verilen araştırmalara göre Türkiye’de 2015 yılında ABD işbirliği ile hükümeti devirmeye çalışan FETÖ (Fetullah Gülen Terör Örgütü) liderliğindeki grup da bölgede rahatlıkla faaliyet göstermiş.

Bağımsızlıktan bugüne resmi olarak Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı bölgede faaliyet gösterirken Osman Nuri Topbaş önderliğindeki dini gruplar da bölgede etkin. Zaten Azerbaycan’daki Sünni kesimin Vehhabiliğe kaymasına engel olan en büyük güç olarak Türkiye’nin yürüttüğü bu dini faaliyetler görünmekte.

Azerbaycan’da selefi grupların ilk görülmesi ise 1990’lı yıllarda ülkenin kuzeyindedir. Rusya’nın Dağıstan ve Çeçenistan bölgelerinden gelen bu grupların en etkin ismi ise Lezgitler olarak belirginleşiyor. 1996’da Lezgi İslam Devleti kurmaya kalkışmaları sonrası Azerbaycan’ın güvenlik güçleri ilk kez bir selefi akıma karşı sert müdahalede bulundu. Kuveyt ve Suudi Arabistan’ın bu gruba yaptığı finans desteği arttı ve 1994 yılında yaşanan Rus -Çeçen savaşında Vehhabîlere mali destekte bulundular. Rus- Çeçen savaşı sonrası beş bin Çeçen mültecinin Azerbaycan’a yerleşmesi ülkede Vehhabîliğin etkisini arttırmıştı.

Rusya baskısı ve isimlerinin birçok olaya karışması sebebiyle devlet tarafından "istenmeyen misafir" olarak görülen Çeçenler’in 2001 yılından sonra yarısından fazlası Azerbaycan’ı terketti.

Ezcümle, komşu Türk cumhuriyeti Azerbaycan’da din algılamasının Anadolu ya da İran’da tanımlanan din ile birebir örtüşmesi pek mümkün değildir. Coğrafi konumları, Sovyet işgali altında geçen dönemleri göz önüne alındığında aidiyet duygularının önde olduğu Türklük aynı zamanda halkın Müslümanlığı ile ayrılmaz bir özellik oluşturuyor.

Behram Hasanov, Azerbaycan’da Din, İSAM Yayınları

Şerife Yılmaz

Yayın Tarihi: 13 Aralık 2017 Çarşamba 16:30 Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2022, 13:58
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa
Mustafa - 5 yıl Önce

Şiiliği öne çıkarmak İranlılaşmak oluyor,buna Türk damarı müsaade etmiyor.En gözeli Türkler kimin layık az da sunnice islam tamam diyorlar gibime geliyor.

banner19

banner36