banner17

Tarihin en büyük acılarından biri yaşandı Endülüs'te

Endülüs’ü yeniden hatırlamak adına Matthew Carr'ın 'Kan ve İman' kitabını okuyabiliriz. Bu hatırlayış eminim ki hüznün ve kederin eşliğinde bir hatırlama olacak. Muaz Ergü yazdı.

Tarihin en büyük acılarından biri yaşandı Endülüs'te

https://www.ktpkitabevi.com/urun/kan-ve-iman-islami-ispanyanin-tasfiyesi-1492-1614-9786051710334Kan ve İman”, yürekleri dağlayan, her hatırlandığında insanın sinesinden derin bir ah yükselten acının, baskının, zulmün, zorunlu göçün, ölümün, katliamın kitabı. Müslümanların İspanya’dan tasfiyesinin veya İslami İspanya’nın tasfiyesinin…

Evet, Müslümanların İspanya serüveni 711 yılında Tarık Bin Ziyad’ın yanındaki yedi bin civarında savaşçıyla Cebel-i Tarık’a ayak basmasıyla başladı. Büyük kumandan bu seferden geri dönülmesin diye bütün gemileri yaktırmıştı. Cebel-i Tarık, Akdeniz ile Atlas Okyanusunu birleştiren 60 kilometre uzunluğunda, 44 kilometre genişliğinde bir boğaz. Boğazın iki yakası sarp kayalıklardan ibaret. Tarık Bin Ziyad askerleriyle buraya çıktığında karargâh kuruyor ve boğazın güvenliğini sağlamak için kale inşa ettiriyor. Büyük komutan bölgede hükümran olan Vizigotları yenerek bütün İber Yarımadası’nın Müslümanların eline geçmesini sağlıyor. Vizigotların İberya Hıristiyan Krallığını çok küçük bir orduyla Tarık Bin Ziyad’ın devireceğine ve bölgeyi Müslümanlaştıracağına kimsenin inancı yoktu aslında. Ama bütün zorluklara rağmen Müslümanlar Vizigotları bozguna uğrattılar ve yarımada üzerindeki kontrollerini hızla arttırdılar. Buradaki Hıristiyan varlığı üç yıl içerisinde Asturias dağlarında kuşatma altındaki küçük bir bölgeye sıkıştırıldı ve Vizigot İspanyasının varlığı fiilen sona erdi.

İspanya tarihinde Müslümanların egemen olduğu dönemler

Müslümanlar fethettikleri topraklara El-Endülüs adını vermişlerdi. Bu topraklarda 711 yılında başlayan Müslüman egemenliği 1614 yılına kadar devam etti. Bu süre çeşitli dönemlerle adlandırıldı. Bunlar Valiler Dönemi (714-756), Endülüs Emevileri Dönemi (756-1031), Mülûkü't-Tavâif (Beylikler) Dönemi (1031-1090), Murabıtlar Dönemi (1090-1147), Muvahhidler Dönemi (1147-1238), Gırnata (Granada) Sultanlığı (1232-1492), Müdeccenler ve Moriskolar (1492 - 1610). Bu dönemler boyunca İspanya bütün alanlarda en güzel zamanlarını yaşadı. Bölgenin doğası, mimarisi, edebiyatı, sanatı gelişti. Bölgeye şeker, pirinç, portakal, limon ve kahve gibi yeni ekinler getirildi. Yeni sulama teknikleri… Hem İslam dünyasıyla hem de Hıristiyan Avrupa ile sürdürülen zirai ve ticari bağlantılar ülkenin her yerinde entelektüel, sanatsal, kültürel bir havanın hızla yayılmasını sağladı. Tam anlamıyla üst bir şehir kültürü oluştu. Kurtuba taşlı yolları, sokak lambaları, okulları, hamamları, hastaneleri, kütüphaneleri ile Hıristiyan dünyada eşi benzeri olmayan bir şehir haline geldi. Avrupa’daki en geniş Hıristiyan kütüphanelerinde kitap sayısı birkaç yüzü geçmezken Kurtuba'daki bir hattat yılda altı yüz el yazması cilt yapıyordu. Müslümanların kütüphanelerinde şiir ve teolojiden felsefeye, tıptan tarıma birçok konuyla ilgili dört yüz bin el yazması olduğu belirtiliyor.

İspanya tarihinde Müslümanların egemen olduğu dönemler refahın, zenginliğin, gücün, ilmi çalışmaların zirvede olduğu dönemler olarak zikredilir. Özellikle Endülüs Emevileri dönemindeki İspanya’yla boy ölçüşecek bir Avrupa devleti bulunmuyordu. Aynı zamanda Endülüs’teki ilmi ve felsefi gelişmeler Avrupa Rönesansının temeline karışmıştır. Burayı ziyarete gelen Avrupalı bilginler İslam ve Hıristiyan eserlerini Latinceye kazandırmışlardır. İslami İspanya’dan Avrupa’ya geniş çaplı bilim, kültür ve sanat transferi gerçekleşmiş.

Her güzel ve iyi şeyin bitebileceği gerçeğinden hareketle Müslüman İspanya’nın bitimi de gerçekleşiyor. Müslümanlar burada ne kadar parlak ve göz alıcı medeniyet kurmuşlarsa yıkılışları da o kadar trajik ve buruk bir şekilde gerçekleşiyor. Matthew Carr, “Kan ve İman & İslami İspanya’nın Tasfiyesi 1492-1614” adlı kitabında bu yıkımın, yok oluşun izini sürüyor. Kanın, intikamın, ırkçılığın inancı nasıl yok ettiğini en acı şekilde okuyucuya aktarıyor. Fethettikleri topraklarda dinlerini değiştirmeye zorlanan, bu da yetmezmiş gibi zorunlu göçe tabi tutulan Müslümanların hazin hikâyesi… Roman tadında bir üslupla anlatıyor yazar, sıkmayan bir tarz. Ama olayların vahameti karşısında sıkılmamak elde değil. Çok fazla yapılmayan şeyi de yapıyor yazar burada. Olayları objektif bir bakışla ele alıyor. Kitapta edebi metinler, şiirler, ağıtlar kullanılıyor.

Avrupa tarihinde o güne kadar görülmemiş en geniş çaplı sürgüne maruz kaldılar

Matthew Carr, İslam’ın İspanya’dan sürülmesini üç bölümde ele alıyor: “Fetihten Din Değiştirmeye”, “Bir Sürü, Bir Çoban” ve “Felaket”. Felaketin başlangıcının ise İspanya Kralı III. Felipe’nin 1609 ve 1614 yılları arasında Müslüman nüfusunun tamamının İspanya topraklarından sürülmesini emretmesi olduğunu söylüyor. 350 bin kadar erkek, kadın ve çocuk evlerinden zorla alınarak Avrupa tarihinde o güne kadar görülmemiş en geniş çaplı sürgünle sınır dışı ediliyor. Sürgünden daha acı olan bir durum daha var. O da Müslümanların zorla Hıristiyan yapılması.

16. yüzyılın başında Müslümanlar Hıristiyanlığa döndürülüyor. Bunlara Morisko adı veriliyor. Moriskolar yıllar boyu kendi dini geleneklerinden vazgeçmelerini isteyen ve kendilerine zulmeden Hıristiyan toplumun içinde varla yok arasında bir yerlerde yaşadılar. Hatta gizlice İslam'ı yaşadıkları iddiasıyla karşı karşıya kaldılar ve Morisko adı kötüleyici ve aşağılayıcı bir anlama büründürülerek söylendi. Bu da yetmezmiş gibi moriskolar sürgün edildi. Yine Carr’ın belirttiği gibi İspanya’nın Müslüman halklarına sapkın, hain, mürted yakıştırmaları yapıldı. 1609 yılında İspanya Kralı bir ferman yayınlayarak bütün Müslümanların İspanya’yı terk etmesi için üç gün süre verdi. Aksi halde ölüm cezasına çarpılacaklardı. Bu zalimane karar karşısında insanlar yaşadıkları evlerini, köylerini terk etmek zorunda kaldılar. Göç edenlere hükümet yetkilileri eşlik ediyordu. Irmaktan su içen ya da bir gölgeye sığınan mültecilerden ücret talep ediyorlardı. Beş yıl süren bu sürgün sonucunda 300.000 müslüman İspanya topraklarını terk etmek zorunda kaldı.

Müslümanların İspanya’dan sürülmelerinde onların topraklarına, mallarına, paralarına el koyma düşüncesi de etkin olmuştu. Sürgünle birlikte kilise yetkilileri ve hükümet adamları Müslümanların topraklarına ve kazançlarına el koydular. Müslümanların varlıkları resmen yağmalandı. Göç edeceklerin yanlarına altın ya da gümüş alması yasaktı. Karadan Aragon üzerinden geçmek, oraya yerleşmeleri ihtimaline karşı yasaklanmış, gemiye binecekleri limanlar Atlantik’teki Vizcaya Körfezi ile sınırlı tutulmuştu. Aynı zamanda aşağı yukarı bütün Müslüman dünyasına gidişleri de engellendi. Bunun yanında giderken yanlarına on dört yaşından küçük erkek, on iki yaşından küçük kız çocuğu almak yasaktı. Bu çocuklar Hıristiyan olarak yetiştirilmeleri için Hıristiyan ailelere verilecekti. Camilere el konuldu ya da yıkılmak için işaretlendi.

Hüznün ve kederin eşliğinde bir hatırlama

Matthew Carr, Moriskoların isyan etmeleri ve İspanyol ordusunun müdahalesini insanlık ve ahlak gibi en temel insani kavramlardan yoksun, dini ve etnik temizliğin en kanlısının gerçekleştiği bir ayaklanma olarak tasvir ediyor.

İspanya’ya sonradan giden ve orada çok parlak bir medeniyet inşa eden Müslümanlardan Hıristiyan elitler ve bürokrasi hiçbir zaman memnun olmadı. Ortaçağ Hıristiyanları için İslamiyet bir din olarak görülmüyordu. Pagan, kâfir, putperest, uyduruk bir hizip ve veba virüsü gibiydi. Müslümanlar ise hiçbir şeyden anlamayan ve tenhalarda yaşayan hayvani adamlardı onlara göre. Bu düşünce yüzyıllar geçse de Hıristiyan öğretide yerini koruyordu. Müslümanların İspanya’dan tasfiyesinde de bu öğreti önemli bir görev üstlendi. Sürgünün, soykırımın mazereti olarak görüldü. Aslında Avrupa’nın bugün gerçekleştirmek için yırtındığı ya da en azından öyle göründüğü çok uluslu birliktelikler, çok kültürlülük Müslüman İspanya’da ya da Endülüs’te gerçekleşmişti. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler bir arada yaşıyordu. İç içe geçmişlik söz konusuydu. Moriskoların sürgün edilmesiyle dini ve kültürel çeşitlilik Hıristiyanlık empozesiyle dağıldı. İspanya tarihi ozmanı Henry C. Lea, bu durumla ilgili şunları söylüyor: “Yahudileri ve Moriskoları sürgün eden fanatizm, ülkeyi kaplayan kuvvetli bir sis gibiydi; yaşam enerjisini donuklaştırıyordu ve nekaheti imkânsızlaştırıyordu. Bu durum İspanya’yı entelektüel her türlü dürtünün baskılandığı, dış dünyaya açılan bütün kanal ve çabanın önünün kesildiği ve her türlü maddi gelişimin engellendiği bir rahip, papaz ve engizisyon yardakçıları cennetine çevirmişti.”

Kan ve İman, Avrupa’daki ilk dini ve etnik temizliğin tarihi hakkında bizleri bilgilendiriyor. Irkçılığın tetikleyicisi kanın inançları nasıl boğduğunu izah ediyor. Irkî ve dinî baskının derin travmalarını yansıtıyor. Gerçi Müslümanlar olarak bu travma ve faciaları her dem tecrübe ediyoruz ama Endülüs’ü yeniden hatırlamak adına Kan ve İman kitabını okuyabiliriz. Bu hatırlayış eminim ki hüznün ve kederin eşliğinde bir hatırlama olacak. Endülüs bizim en parlak ve en hüzünlü hatıramız… Granada, Kurtuba, Sevilla, İbn-i Arabî…

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2018, 15:50
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hasan Boynukara
Hasan Boynukara - 2 yıl Önce

Tarih magluplari hain, galipleri kahraman ilan eder. Fatihler övülür Heykelleri dikilir. magluplarin sürgün hikayeleri anlatılır. Bu her yerde böyledir.

banner19

banner13

banner20