Tarihi mezarların yağması biyografik bilgi kaybıdır

İlber Ortaylı, Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek adlı kitabında, tarih şuuruyla ilgili tenkitlerde de bulunuyor. Metin Uygun yazdı.

Tarihi mezarların yağması biyografik bilgi kaybıdır

https://www.ktpkitabevi.com/urun/osmanliyi-yeniden-kesfetmekBiz Türkler, dünyanın medeniyet inşa edici milletlerinin başında gelmekteyiz. Ecdadımız, fethettikleri ülkelerde, insanların inanç ve hayat tarzlarına saygıyı esas almışlar ve bunu taviz vermeden uyguladıkları bir prensip haline getirmişlerdir. Bu prensip sayesinde, bugün birçok millet yok olmaktan kurtulmuş, tarih sahnesinde hayatiyetini devam ettirebilmişlerdir. Dillerini, dinlerini, kültürlerini muhafaza ederek bugünlere gelmişlerdir. Eğer varlıklarını geleceğe de taşıyabilirlerse, bunda Selçuklu ve Osmanlı ecdadımızın, o milletlere gösterdiği hoşgörünün rolü büyük olacaktır. Ayrıca tarihimiz, yetiştirdiğimiz büyük ilim adamları, din ve devlet adamları, sanatkarları ve büyük askerler bakımından da çok zengindir. Ecdadımız bıraktığı eserlerle, camiler, hanlar, hamamlar, medreseler, köprüler, yollar, şifahaneler, imarethaneler ve daha niceleriyle dünya mirasına büyük katkıda bulunmuşlardır.

Osmanlı Devletinin kurumları, Osmanlı’da sosyal hayat, ordu, ilmiye sınıfı, saraylar, Topkapı Sarayı, Osmanlı mutfağı, Osmanlı paşaları, semtleri, eyaletleri ve daha birçok konuyu açıklamaya çalışıyor İlber Ortaylı, Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek adlı kitabında. Osmanlı tarihine dair birçok bilgi veriyor bizlere. Kitabın ilk baskısı Timaş Yayınları tarafından 2006’da yapılmış.

Avrupa’nın seçkinleri için İstanbul’u ziyaret edebilmek, görebilmek bir imtiyaz vesilesi idi

Ecdadımızın bize bıraktığı mirasın en değerlisi, hiç şüphesiz İstanbul’dur. Kurulduğu günden itibaren büyük şehir payesini alır. İstanbul’la rekabet edebilecek şehir yoktur dünyada bin yıl boyunca. Fatih’in fethinden sonra İstanbul, maddi ve manevi olarak daha bir gelişir ve zenginleşir. Fatih’in diğer dinlere ve etnik unsurlara hoşgörü ile yaklaşması, toleranslı bir siyaset gütmesi, Osmanlı Devleti döneminde de İstanbul’un maddi ve manevi zenginliğinin zirveye ulaşmasının en önemli sebeplerinden biri olmuştur. Kanuni döneminde şehir, görkeminin zirvesine ulaşır. Avrupa’nın seçkinleri arasında İstanbul’u ziyaret edebilmek, görebilmek bir imtiyaz vesilesidir. Develerle kitap taşınır İstanbul’a diğer ülkelerden.

Tarih şuuruyla ilgili tenkitlerde de bulunduğu kitabında Ortaylı, “19. yüzyıla kadar kimseye burnundan kıl aldırmayan İstanbul, aklımızı başımıza toplarsak gene aldırmaz. Potansiyeli bu kadar yüksek, gelişmeye bu kadar müsait, bu kadar güzel ve bu kadar zengin mirasa sahip başka şehir nerede?” sorusunu sorar haklı olarak. “Hangi şehrin böyle bir silueti var? İstanbul’un dışı cihanı yakar, içindeki keşmekeş de bizi. Elli senedir onu çirkinleştirmek için her şeyi yapıyoruz ama gene de güzel” değerlendirmesiyle İstanbul’un bize direndiğini anlatır adeta.

Kanuni devri, Osmanlı tarihinin, hatta Türk tarihinin görkeminin zirvesi olarak kabul edilir. Kanuni’den sonra bir yüz yıl daha devam etmiştir bu dönem. Büyük devlet ve din adamları, ordu komutanları, büyük denizciler bu dönemde bir araya gelmişlerdir. Edebiyat en olgun seviyesine ulaşmıştır. Şiir ve büyük şairler, ‘muhteşem yüzyıl’ı oluşturanların başında gelmektedir. Ve Mimar Sinan, Kanuni devrinin muhteşem simalarının en bilinenlerindendir. “Osmanlı mimarisi bu dönemde ‘yerellikten merkeziliğe’ geçmiştir” der İlber Ortaylı. Osmanlı, hatta Türk mimarisinin merkezileşmesinde, millileşmesinde Mimar Sinan’ın çok büyük bir rolü vardır.

Osmanlı paşaları da, padişahları gibi bilgili, becerikli, sanatkar idi

Osmanlı’nın şaşaası, debdebesi ve israfı üzerine çok şeyler söylendiğini, bütün bir neslin okul kitaplarında bu tür bilgilerle, hikayelerle büyüdüğünü anlatan Ortaylı, son on yıldır insanlarımızın Avrupa’nın ve Rusya’nın başkentlerini gezmeye başladıktan sonra, Osmanlı devlet tüketiminin diğer büyük devletlerinkiyle mukayese edilemeyecek derecede mütevazı olduğunu fark etttiklerini söyler. Osmanlı padişahları ve vezirleri, zengin saray ve konaklara sahip olmamışlardır. Süleymaniye gibi bir eseri yaptıran Kanuni, Topkapı Sarayı dışına çıkmayı düşünmemiştir.

Padişahlar zanaatı olan kimselerdir. Sultan Süleyman Han becerikli bir kuyumcudur. Sultan III. Murat Han en büyük ve en uzun divanın sahibi şairlerdendir. Tezhipte ileri derecede zevk sahibidir. IV. Murat büyük bir sporcudur. Ayrıca ince, sanat sahibi bir hattattır. Şiir ve musiki de bilir. III. Ahmet büyük bir hattattır. III. Selim büyük bir bestekardır. II. Mahmut hem hattat ve hem de iyi bir müzisyendir. II. Abdülhamit Han rakipsiz bir marangozdur. Abdülmecit Han, modern bir ressam ve bestekardır. Abdülaziz Han da keza hem iyi bir ressam ve hem de iyi bir bestekardır. Osmanlı üst üste mareşaller yetiştirmiş bir hanedandır. Takdire şayan çok sanatkarlar vardır hanedan içinde. Osmanlı paşaları da, padişahları gibi bilgilidir, beceriklidir, sanatkardır.

Mezarlıkların yağmalanması çok önemli bir biyografik bilgi kaybıdır

Türkiye, eski eser bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Milattan önce birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır bu topraklar. Milattan sonra da birçok medeniyet bu topraklarda hayat bulmuş, olgunlaşmış ve nihayete ermiştir. Bu yüzden eski eser zengini ülkelerden biriyiz. Eski eserlerimiz, kaçakçılığın ve kaçak kazıların tehdidi altındadır. “Eski eserlerin kaybolmasıyla veya dağılmasıyla o eserlerin ait olduğu medeniyet hakkındaki bilgilerimiz de dağılıyor. Çünkü kaçakçılar bu eserleri kaçırmakla veya dağıtmakla bilim dünyasının envanteri dışına çıkarıyorlar” diyor Ortaylı ve devamö ediyor: “Türkiye’deki Osmanlı dönemine ait mezarlıkların yağma hedefi haline gelmesiyle tarihimiz hakkında çok önemli biyografik bilgileri kaybettik.” Ayrıca tarihi eser kaçakçılığının önlenmesinde ‘kuvvetli bir vatan sevgisinin ve kültüre sahip çıkma bilincinin yeterli olmayacağı’ görüşündedir Ortaylı. Ve ona göre, bu cehaletle de ilgili değildir. Halk ve devlet yeterince işbirliği yapabilecek kadar örgütlenememiştir.

Bin yıllık bir hazineyi keşfetmek, öyle 50-60 yıla sığdırılabilecek bir uğraş değildir. Çok yönlü bir kültürle, bilgi birikimiyle, her şeyden önce bu mirası bize bırakanlarla barışarak bu keşfi gerçekleştirebiliriz. Vatan sevgisi ve tarih şuuru da bu keşfin en büyük itici güçleri olacaktır.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 15:14
YORUM EKLE

banner19