Tarihe bir belge olarak kalacak bu cevaplar

Nurettin Durman, yazar ve şairlere sorular sormuş, onların çocukluklarından başlayarak yazma serüvenlerine şahitlik etmiş. Mustafa Uçurum, Durman’ın 'Yazmak ve Yaşamak' adlı bu çalışması üzerine yazdı.

Tarihe bir belge olarak kalacak bu cevaplar

Söyleşiler tarihi bir belge niteliği taşır. Yaşanan zamanın ipuçları ve aynası söyleşilerin cümle aralarında gizlidir. Her cevap muhatabın çözüldüğü bir bilmece gibidir. Yapıp edilenler, geçmişte bir anı olarak kalmış olaylar söyleşilerde açıklığa kavuşur. Yazar ya da şair yazdıklarında her şeyi açıkça söyleyemese de konu söyleşi olunca cümleler daha bir kolay dökülür dillerden.

Nurettin Durman,şair ve yazarlara sorular yöneltip onların çocukluklarından başlayarak okumakla, yazmakla olan irtibatlarını geçen zamanı da şahit tutarak okuyucularına aktarmayı hedeflemiş. Çoğunluğunun Dünya Bizim’de yayınlandığı söyleşilerden oluşan ve AZ Yayınları arasından çıkan Yazmak ve Yaşamak adıyla vücuda getirdiği kitabında elli üç isim yer alıyor. Yaş sıralamasına göre Hekimoğlu İsmail’le (1932) başlayan kitap Jan Devrim’le (1974) son buluyor.

Sorular ortak olsa da bazı söyleşilerde konu konuyu açar babından bir açılımla bazı söyleşilerde derinlemesine mevzulara dalındığını da söylemek mümkün.

Çocukluk, ilk gençlik, yazmak ve yazar olmak üzerine

Kitap, özellikle okuyucuların merak ettikleri birçok konuya birinci ağızdan cevaplar bulduğu için önemli bir çalışma. Bizde görülenin yanında magazinsel haberlere de ilgi yoğun olduğundan Nurettin Durman’ın birçok sorusu okuyucunun dikkatini çekecek türden sorular. “İlk yazdığınız yazı-şiir-hikâye-roman yayınlandığında ne hissettiniz?” sorusuna verilen cevaplar özellikle yazmaya yeni başlayanlar için oldukça ilgi çekici sonuçlar içerebilir.

Hekimoğlu İsmail bu soruya: “Hayret ettim! Kendimi büyük bir yazar kabul ettim.” diyor. Atasoy Müftüoğlu’nun ilk yazılarının Büyük Doğu’da yayınlandığını öğreniyoruz. Ali Haydar Haksal’ın ilk öyküsü Milli Gazete’de yayınlanmış, Arif Ay yazarlığa yerel gazete muhabiri olarak başlamış. Hüseyin Akın’ın ilk şiiri ortaokuldayken mahalli bir gazetede yayınlanmış. Yolda yürürken sanki herkes kendisini tanıyor hissine kapılmış Hüseyin Akın. Bu duyguyu herhalde çocuk kalbiyle bir şeyler ortaya koyan herkes yaşamıştır. Sibel Eraslan’ın ilk yazısı yedinci sınıftayken bir çocuk dergisinde yayınlanmış. İlk tepkisi, dergiye hemen bir mektup yazıp “İsmimi neden büyük harflerle basmadınız.” olmuş.

Çocuklukla ilgili verilen cevaplardan anlıyoruz ki çocukken okumanın ipine sımsıkı sarılanlar yazmak denen o gizemli bahçenin kapısından er ya da geç süzülüyorlar. Atasoy Müftüoğlu’nun çocuk yaşlarda bulunduğu dost meclisleri onu olgunlaştıran en önemli etken olarak görülebilir.

Yazarlığa ya da şairliğe karar verenlerin ortak özellikleri okumaya olan tutkuları olarak görülse de hayata dair birçok etken kalemle olan irtibatını kuvvetlendirmiş birçoğunun. Baba teşviki, okuduklarından aldığı ilham, ilk aldığı kitap, yaşadığı şehrin hayal âlemi bir dünyayı çağrıştırması gibi sebepler de yazmaya olan bağlılığını arttırmış birçok ismin.

Yol gösterici bir çalışma

Nurettin Durman gibi bir usta soruları yöneltince bütün katılımcılar da samimiyetle anlatmışlar çocukluktan başlayarak yazmaya ve okumaya dair her şeylerini. Özellikle yazma yolunda ilerlemek isteyenler için birçok ustanın anlattıkları rehber olacak nitelikte yaşanmışlıklardan oluşuyor. Metin Önal Mengüşoğlu’nun çocukluk yıllarında yaşadığı sıkıntıların içinde açtığı derin yaralar, Cihan Aktaş’ın şiir kokan ev ortamı, Berat Demirci’nin babasına okuduğu köşe yazıları, Hakan Arslanbenzer’in günlükleri ve daha birçok ayrıntı Yazmak ve Yaşamak kitabında yer alıyor.

Söyleşi türünün önemli eserleri arasında görebileceğimiz bu çalışma, yaşayan edebiyatımızın da bir nevi şahidi olarak okuyucularını bekliyor.

Mustafa Uçurum, böyle bir çalışmanın içinde yer almanın mutluluğuyla yazdı

Yayın Tarihi: 24 Haziran 2014 Salı 13:18 Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2018, 12:19
banner25
YORUM EKLE

banner26