Tarih felsefesi ve sosyal bilimlerin öncüsü bir düşünür: İbn-i Haldun

İbn-i Haldun ve Jean Jacque Rousseau’nun ilkel ve medeni toplum alanında yaptıkları incelemelerin neredeyse aynı sonuçlara vardığı görülmektedir. Metin Uygun yazdı.

Tarih felsefesi ve sosyal bilimlerin öncüsü bir düşünür: İbn-i Haldun

İbn-i Haldun, Ortaçağ İslam düşünce tarihinin önemli simâlarındandır.  Sosyal ilimler alanında geliştirdiği teorilerinden dolayı özellikle tarih felsefesi ve sosyoloji ilminin öncülerinden olduğu ve bu ilimlerin temelini attığı kabul edilmektedir. On dördüncü yüzyılda sosyal ilimlere dair ortaya koyduğu düşünce ve fikirlerin, kendisinden dört – beş asır sonra ve hem de tamamen farklı mekân ve kültürde yaşamış bulunan Batılı düşünce, fikir ve ilim adamlarının düşünceleriyle büyük benzerlik taşıması, onun sosyal bilimler alanındaki değerini göstermektedir. Kadim Yayınları tarafından hazırlanan ve ikinci baskısı 2010 yılında gerçekleştirilen İbn-i Haldun Hayatı ve Eserleri Üzerine Düşünceler isimli kitapta; İbn-i Haldun’un hayatı, devlet ve siyasi iktidar konusunda ortaya koyduğu fikirler incelenmekte, barbar ve medeni toplulukların ahlaki özellikleriyle ilgili düşünceleri ele alınmaktadır. Ayrıca İbn-i Haldun ve Jean Jacque Rousseau’nun ilkel ve medeni toplum alanında yaptıkları incelemelerin neredeyse aynı sonuçlara vardığı üzerinde durulmaktadır. İbn-i Haldun’un iktisat, maliye ve kamu maliyesine dair görüşlerinin de ele alındığı kitapta, maliye sosyolojisine dair görüşleri incelenmekte, ünlü iktisatçı ve maliye sosyoloğu Schumpeter’in bu alandaki çalışmaları, görüşleri ve düşünceleriyle karşılaştırılarak benzerlikler ortaya konmaktadır.

Prof. Dr. Fuat Andıç, Prof. Dr. Süphan Andıç ve Prof. Dr. Mustafa Koçak’ın konuyla alakalı çeşitli dergi ve yayın organlarında yayımlanan; Türkçe ve İngilizce makaleleri yine yazarlar tarafından Türkçeye çevrilerek ve Türkçe makaleler de tekrar kendileri tarafından gözden geçirilerek hazırlanmış kitap.

İbn-i Haldun’da sosyal hayat, bir tercih sonucu değil mecburiyetten doğmuştur 

İbn-i Haldun’un ilgilendiği konulardan birisi; toplum, devlet ve siyasi iktidar konusudur. Bu konu kitapta, Prof. Dr. Mustafa Koçak tarafından işlenmektedir. Koçak’ın belirttiğine göre İbni Haldun’da sosyal hayat, insanın kendi tercihi sonucunda değil mecburiyetten doğmuştur. İnsan kendi ihtiyaçlarını tek başına gidermekten acizdir. Buna örnek olarak ekmeğin üretimi verilir. Ekmeğin üretilme sürecinde sosyal dayanışmaya ihtiyaç vardır. İnsanın tek başına bu ihtiyacı gidermesi mümkün değildir. Bu süreçte yardımlaşma ve işbölümü zorunluluk olarak kendini gösterir. Neticede sosyal hayatın temelini yardımlaşma oluşturmaktadır. Koçak, İbn-i Haldun’a göre insanı sosyal hayata zorlayan ikinci sebebin güvenlik olduğunu belirtmektedir. Burada güvenlik ve korunma ihtiyacı hususunda insanların birbirinden değil de dış dünyadan ve hayvanlardan özellikle yırtıcı hayvanlardan korunma anlamında bir ihtiyaç söz konusudur. İbn-i Haldun işi yine iş bölümü noktasına götürmekte, Allah’ın hayvanları insanlardan daha güçlü ve kuvvetli yarattığını ifade ederek buna karşın insanların da düşünebilme ve alet yapabilme kabiliyetiyle yaratılmış olduğuna dikkat çekmektedir. Bu özellikleriyle insanlar kendilerini korumak için silah ve alet yaparlar. Bu da yardımlaşma ve iş bölümüyle gerçekleşir. Ona göre insanın sosyal hayat içinde yaşamasının sebepleri olan beslenme ve güvenlik ihtiyacı onları işbirliğine ve toplum içinde yaşamaya mecbur eder.

Sosyal hayatı düzenleyici ve güvenliği sağlayıcı güç, iktidar ve devlettir

Düzen, kargaşadan ve anarşiden uzak olunması ve güvenliğin sağlanması gibi ihtiyaçlar, bunları temin edecek bir kuvveti gerektirir. Bu kuvvet ise iktidardır, devlettir. İbni Haldun’a göre düzenleyici bir otorite olmadan insanlar bu güvenliği sağlayamaz, diğer insanların saldırılarından korunamazlar. Toplum hayatını düzenleyen “bir hakim, bir otorite ve yasakçı” lazımdır. Güvenlik ihtiyacı ve asayişin sağlanması gibi sebepler devlete ve iktidara olan ihtiyacı ortaya koymaktadır.

Kitapta İbn-i Haldun’un devletin oluşumu ve devlet hakkındaki düşünce ve görüşlerine de yer verilmektedir.  İbn-i Haldun’a göre devlet çekişme halindeki değişik kabilelerin mücadelesinden ortaya çıkar. Bu mücadelede galip gelen kabilenin diğerini egemenliği altına almasıyla iktidar ele geçirilir. Devlet kuvvetlinin zayıfa üstünlüğünü kabul ettirmesi sonucunda doğmuştur. Koçak, İbn-i Haldun’da fiilî iktidarın yasal iktidara dönüşmesi olgusunun olduğunu belirtir. Bu olguya göre dönüşüm, fiili iktidarın üzerinden uzunca bir zamanın geçmesine, onun toplum tarafından meşru bir iktidar olarak benimsenmesine bağlıdır.  Bu anlamda, asabiyet bağları daha güçlü olan sülale, güç ve zora dayanarak diğer sülaleler üzerinde önce fiili devlet başkanlığını ele geçirir. Bundan sonra uzun bir süre geçer. İktidar başka bir sülaleye geçtikten sonra idare hukuki bir hükümete dönüşür.

İbn-i Haldun ve Thomas Hobbes’un devletin oluşumu hakkındaki görüşleri benzer niteliktedir

Mustafa Koçak, İbn-i Haldun’un devlete dair görüş ve düşüncelerini Batılı bazı düşünce adamlarının fikirleriyle karşılaştırır. Mesela İngiliz filozof ve siyaset teorisyeni Thomas Hobbes (1588-1679) bunlardan birisidir. Thomas Hobbes’un bu konudaki fikirleri dikkat çekici bir şekilde benzer niteliktedir. Hobbes’a göre insanlar, toplumun tümünü korku altında tutacak bir kuvvet olmadıkça bir savaş durumu içinde yaşarlar ve bu savaş herkesin herkese karşı savaşıdır.

Kitapta; İbn-i Haldun’un günümüzde dahi karşılığı bulunan ve bugünün problemlerine bile cevap verebilen düşünceleri bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Ayrıca İbn-i Haldun’la ilgili geniş bir bibliyografya yer almaktadır.

Bize ait bir değer olan; İbn-i Haldun’u tanımak, düşüncelerini bilmek ve öğrenmek adına verimli, faydalı bir çalışma.

Metin Uygun

Güncelleme Tarihi: 31 Mart 2019, 22:28
banner12
YORUM EKLE

banner19