Tadı damağımda kaldı bu hikayelerin!

Şerif Aydemir’in ‘Mendilim Sende Kalsın’ kitabı, bitirdiğinizde farklı bir lezzet bırakan cinsten bir hikâyeler demeti…

Tadı damağımda kaldı bu hikayelerin!

“Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler” sözü sanırım en çok benim için söylenmiş. Zira haftanın altı günü sekiz saat boyunca beraber olduğum insanın yazdığı ürünlere yaklaşık dört ay mesafeli durdum. Bu isim herhangi biri de değilmiş, sonradan öğrendim. Kime iş ortamımdan bahsetsem, “çok şanslısın, bunun kıymetini bil, şükründen geri kalma” gibisinden sözler duyuyordum.

Evet, geçtiğimiz Şubat ayının yarısından itibaren hikâyeci-yazar Şerif Aydemir’le aynı yazıhaneyi paylaşıyoruz. Kendisinin son kitabı Ötüken Yayınları’nca basıldı: Mendilim Sende Kalsın. Kitap, masamda aylarca sabırla okunacağı günü bekledi. Nihayet geçen hafta elime aldım ve kısa sürede bitirdim.

Kısa sürede bitirilen kitaplar kendini okutan kitaplardır. Akan kitaplardır, çağlayan kitaplardır; sıkmayan, boğmayan, “artık bitse” dedirtmeyen kitaplardır. Klasiklerden azımsanmayacak kadarının bile topal olduğunu göz önünde bulundurursak, kendini bir çırpıda okutan kitabın nadide bir edebiyat ürünü olduğuna birçoğumuz hak verecektir.

Şerif AydemirŞerif Aydemir okurunu nelere şahit yazar?

Şerif Aydemir’in eserine gelirsek, beş ayrı uzun hikâyeden oluşuyor.  “Sekiz Sütûna Bir Zarf”, “Kırçıl Palto”, “İki Saçak Güvercini”, “Mendilim Sende Kalsın”, “Bizim Pencereler Yele Karşıdır”.

Sekiz Sütuna Bir Zarf” isimli hikâyede, bir devlet dairesindeki memurların, aralarına yeni katılan arkadaşları hakkındaki dedikodularını ve durumun tahmin ettikleri gibi olmadığını gördüklerindeki büyük pişmanlıklarını anlatıyor. Bunun yanı sıra kendi küçücük evini çekip çeviremeyen, idaresini layıkıyla yürütemeyen insanın, dünya ve ülke meseleleri hakkında ürettiği, tek çözüm sandığı reçeteler yazmakta nasıl da mahir olduğunu kahramanların ağzından trajikomik bir dille aktarıyor.

Kırçıl Palto”da, kendi gücünün çok fevkinde bir paltoya adeta vurulan bir adamdır hikâyenin kahramanı. Henüz orta halli bile sayılamayacak imkânlara sahip olmasına rağmen paltoyla başlayan alış-veriş furyası katlanarak devam eder. Paltonun altına iyi bir pantolon şarttır. Çünkü “üstü feshane, altı şişhane” dedikleri vaziyettedir. Pantolonun altına bir de ayakkabı lazımdır ki durumu kurtarsın. Bu şekilde zincirleme gelen sûnî ihtiyaçlar kredi kartı sahibi de eder kahramanı. Sonucu tahmin edersiniz herhalde. Basit bir işçiyken sendika başkanlığına kadar yol bulur ve nihayetinde bir haciz sahnesiyle perde kapanır.

İki Saçak Güvercini”nde iki şehit babası Hamdi Dayı’yı anlatır yazar. Bir mazlum hakkında hüsn-ü şehadette bulunmasının karşılığı olarak muhtarın kendisine sunduğu hediyeyi rica minnet kabul eder. Hediye bir uykusuz geceye ve sabah namazına mal olunca Hamdi Dayı pişman olur, hediyeyi geri verir. Muhteşem bir istiğna örneği sergiler.

Bizim Pencereler Yere Karşıdır” hikâyesi, bir masalcı Anadolu kadınıyla tanıştırır okuyucuyu. Memleketten uzakta kendi kültürüne yabancılaşmakla kalmayıp, masalcı kadının deyişiyle ecnebi bir kültürle yetişen torunlarına acır. Hasretlerle yoğrulan bu kadının torun hasretine okuyucuyu da şahid yazar Şerif Aydemir.

‘Mendilim Sende Kalsın’ hikâyesinde birçok yazar ve şair arz-ı endam ediyor

Mendilim Sende Kalsın”ı en sona bıraktım. Kitaba ismini veren bu hikâye bir sevda hikâyesi. Anadolu’nun köyünde genç bir vekil öğretmen hanımla, evvelden şehir görmüş, üniversite tahsilini yarım bırakmış bir yağız oğlan ve bir gelin arasında yürek dağlayan bir yaşanmışlık.Şerif Aydemir

Köy hiç de eski zamanlarda değil, bugünlerdeki bir köy hikâyede. O köyde vekil öğretmen hanımla delikanlı arasında İbrahim Tenekeci’nin mısraları dolaşabiliyor. Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç, Tarık Buğra, Oğuz Atay, Cemal Süreya, Selim İleri, Sâmiha Ayverdi, Tolstoy, Dostoyevski ve daha birçok yazar çeşme başında, bir dut ağacının altında, delikanlının sarı evinde bazen tek başlarına, bazen bir kaçı, bazen de hep beraber görünebiliyorlar.

Güneşe nasıl ortaksak, söze de ortağız

Kitabın geneline baktığımızda yazarın dünya klasiklerini andıran bir anlatımı var. Dilde, dimağda öyle bir tat bırakıyor. Sanki Çehov bizim aramıza katılmış, birkaç yıl bizimle yaşamış, teşrik-i mesaide bulunmuş ve gözlediklerini yazmış. Bu intiba ilk iki hikâyede bilhassa daha öne çıkıyor. “Güneşe nasıl ortaksak, söze de ortağız.” diyor Şerif Aydemir.

Kitap bende tekrar hikâye okumam lazım geldiği hissini uyandırdı. Uzun zamandır pek uğramadığım hikâye bahçelerine tekrar girmem gerekecek.

Ahmed Sadreddin tadı damağında kalan bir kitabı yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2019, 17:52
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
aydın başar
aydın başar - 7 yıl Önce

Kitabın ismi çok hoş... Hani hiç kulağı tırmalamıyor. Şiir gibi bir isim...

banner19

banner13