banner17

Tabiata yönelik dikkati olan bir ilk kitap

İzleksel açıdan pastoral nitelikler taşıyan 'Kokusuz Bahçeler’in metafizik açılıma yönelik bir bakışı ve tadı da var. Mustafa Nurullah Celep, Fuat Eren'in ilk şiir kitabına dair yazdı.

Tabiata yönelik dikkati olan bir ilk kitap

Tabiattan yola çıkan, çehresi tabiata dönük bir şiiri var Fuat Eren’in. Kokusu Bahçeler’de (Şule Yay., Haziran 2015, İst.) yıkıntılar içinde bir şehrin çorak topraklarına karşılık, ruhuna ve aşka genişlikler arayan bir şiir öznesinin kesik kesik konuşmalarına ve nefes arayışına tanıklık ederiz. İzleksel açıdan pastoral nitelikler taşıyan Kokusuz Bahçeler’in metafizik açılıma yönelik bir bakışı ve tadı da vardır. Kokusuz Bahçeler’in ilk kitaplar nezdinde tabiatta metafiziği arayan özellikler bakımından ayrı, ayırt edici bir yönü olduğunu görüyorum.

Şimdi Kokusuz Bahçeler’in bu ayırıcı vasıflarını niteliksel olarak sıralamaya başlayabiliriz: Fuat Eren’e göre tabiat (kim tarafından ve ne için yok edildiği gerçeğin iletimi noktasında açık edilmese de) bir sığınma yeri, yeni bir nefeslenme alanıdır. Şiirde konuşan kişi, duygulam ve düşlem dünyasında hayatı ‘ölümcül bir hastalık’ olarak tarif etmesinin yanında bu hayattan tabiatın bitimsiz genişliğine doğru açılmaya yönelik bir itkiyle hareket eder sürekli: “bilmediğimiz bir daha aynı yollardan çıkıyoruz/ çaresi yok, karanlık/ son kez okuyoruz güzü, gölü, yaprağı/ son kez dokunuyoruz göze, yüze, toprağa/ hayat en ölümcül hastalık/ yaşıyoruz, tünemek için ‘bitimsiz bir bahar’da” (s.13)

Hemen her şiirde konuşan kişi, şiirin iç çeperlerinden tabiatın ruha sükûnet veren ortamına doğru açılmak/genişlemek isteyen duyuşsal/imgesel bir itilim içindedir. Şehir ki denizsizdir, yepyeni bir bakış, bir şiir bakışı edinip uzun uçuşlar bulunmalıdır. Böylece nereye? Kokusu bilinmeyen bahçelere, tabiatın ruhu gönendiren topraklarına doğru içsel bir yürüyüştür bu: “pusulasız çıkıyorum bu sefer/ ülkeleri birbirine katıp biraz/ yepyeni bakışlar toplayıp/ uzun uçuşlar bulmalıyım/ kokusunu bilmediğim bahçelere doğru” (s.15)

Ruhsuz bir şehirden tabiata doğru

Şiirlerde Necip Fazıl’ın insan benliğinin gizemine yönelik şiirsel araştırması yerine tabiatın sırlarına açılmak isteyen bir ‘hayal ben’ konuşur. Necip Fazıl’da ‘ben ve hakikat’ önemli bir meseleyken Fuat Eren, ustası ve etkiler aldığı Necip Fazıl’dan ‘kent-tabiat’ tezadını devralır: ‘sadece ışık, su, toprak dekor/ figür; kutu içinde ateş/ ins: ateş içinde kibir/ doymak yanmaktan daha zor’ (s.24)

Şiirlerin genelinde tabiatın varlıklarına yönelik imgesel algılamalara ve şiirleştirmeye tanıklık ederiz. Sanki kente karşı tabiatı önermiş gibidir şair. Kentte tabiatın esamisi okunmadığına göre şair, ruhuna iç gözenekler açan tabiatta kendi benliğini okur. Kesik kesik konuşur ve doğal, süreğen bir konuşma değildir bu. Kesintilerle aslında bunaltan, ruhsuz bir şehirden, tabiatın saf yüzüne doğru imgesel bir çentik atılır. Şairin genel tavrı kitap boyunca bu yönde şekillenir: Şair tabiata doğru derinlemesine yürüyen bir duyuş sahibi değildir yine de. Anlık göz kırpmalarla, imgesel batıp çıkmalarla yetinir: “vasattan ötesi yok burada/ hayat; derede damla /bir anlık yansıya tamahkâr/ sözden bir tufan tek başına

Fuat Eren, ‘adımızı bilmesek de olur, yüzümüzü bilelim’, ‘biz yalnız O’nun boyasıyla boyanmışız’, ‘epeydir başka dua bilmiyor avuçlarım’, ‘başkalarının hayatını zoraki yaşıyoruz’, ‘serin iklimler bulalım kendimize’ mısralarında olduğu veçhile şiirsel sözünü doğrudan seyri içinde şekillendirip kendiliğindenliğe geniş yer verdiğinde daha etkili/etkiler bırakan şiirlere varabilecektir. Şairin kesik kesik konuşması hem şiirsel iletiyi/meramını belirsizleştiriyor, hem de doğallığa, doğal söyleyişe önemli oranda ket vuruyor.

Tabiatın ruhunda gezinen atak bir konuşmaya ihtiyacı var

Fuat Eren, canlı/atak bir konuşma formunu işletime sokmak yerine tabiata yönelik zayıf öznelerle kuruyor şiirini. Şair, ‘Bu ılık rüzgâr da neyin nesi’ mısraı gibi canlı/devingen bir konuşmayla, tabiatın coşkun/doğurgan dünyasına derinlikli bir yönelme gereğince güçlü bir konuşan ben’e varabilir. Böylece ‘denizsiz şehirlerden’, ‘göçecek mecalim yok’ ve ‘gülüşüm buz dağı’ diyen öznelerden ‘deniz görmeliyiz sevgilim/ kapıyı bırakabilirsin artık’ şeklinde konuşan dinamik öznelere varılabilecek, tabiatın ruhunda gezinen bir ataklığa/atılganlığa ulaşılabilecektir.

Fuat Eren’in ‘Dedem’ başlıklı fizikötesini tüm belirsizliğine rağmen kurcalayan şiiriyle, ‘Ters Kaşık’ başlıklı metafizik özü yoğun sıkı şiirinin oldukça etkili olduğunu söylemek mümkündür. Şairin ‘Dedem’ ve ‘Ters Kaşık’ şiirlerine kitap içinde özellikle dikkat kesilmesi gerektiğini ifade ederek tespitlerimizi sonlandıralım.

Kokusuz Bahçeler’in şiir ömrü uzun olsun.

Mustafa Nurullah Celep okudu

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 17:05
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20