Taamdan Baki Kalanı Yabana Atmaya...

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce 2012’de yayımlanan 'Tarihte İlginç Vakıflar’da 105 örnek seçilmiş, resim ve hikâye edilip anlatılarak her bir ilginç vakıf çocuklar için cazip hâle getirilmiş, en güzeli de şu ki vakfiye şartından alınan orijinal ifadeler kenarlara iliştirilmiş. Suleyha Şişman yazdı.

Taamdan Baki Kalanı Yabana Atmaya...

Osmanlı’yı yabancı seyyahlar vakıf cenneti tabir etmişler. Çocukluğumdan beri vakıf ismiyle hatta cismiyle bir şekilde aşinalığım vardı ama bu vakıfların mahiyeti nedir pek de bilmiyordum. Aslında mahiyeti demem de pek doğru değil, bendeniz vakıfların sosyal hayata ne denli nüfuz ettiği hakkında malumat sahibi değildim.

Osmanlı’da şöyle bir uygulama varmış. Adli işlemler, iç ve dış güvenliğe dair meseleler ve saraya adam yetiştiren Enderun müessesi hariç bütün hizmetler vakıflar eliyle yürüyormuş. Bu ne demek? Sıbyan mektebinden medreseye (rüştiye, idadi, darülkurra vb.) bütün eğitim kurumları, bütün sağlık sektörü, bayındırlık (yol, köprü, kanal) ve belediyecilik namına her ne varsa vakıfların deruhtesinde. Hatta askeriyeye yardımcı olan ve spor tesisleri kuran vakıflar da ayrı bir alan olarak düşünülebilir.

Şehirler de vakıflar tarafından kuruluyor. Üç ana kurum yani cami, tekke ve medrese ve asıl Osmanlı şehri deyince aklımızdaki ilk görüntü olan külliye, onun akarı olan çarşı, dükkan, arasta... Hepsi vakıf. Şehre bilerek geldim. Şunu demek istiyorum. Şehri kuran, gördüğü her soruna çözüm üreten ve fakat bunu da hüsn-i edep ile yapan (eskiler, “hizmette edep hizmetten daha azizdir” demişler) fail bir insan tipi var. Bu son kavramı da Sadettin Ökten Hoca’dan ödünç alıyorum. Bu fail insan, Osmanlı şehrini kuruyor fakat vakıflar eliyle yürüyen bu şehir yine bu insanı yetiştirmeye devam ediyor. Vâkıf, hizmet eden, yaraları saran, mümine oh dedirtmeye kıymet veren, vermeyi tercih eden, müteşebbis... insan. Tabii bunların hepsini Allah’ı tasdik etmek, O’na iman ettiğini fiilen göstermek ve sadece O’nun rızası için yapan, O’nun kendisini gördüğünü bilerek feda eden, çalışan kul. Osmanlı şehrinde iki unsurun birbirini evirip çevirmesi... Birbirinin hamurunu yoğurması, birbirini kıvama getirmesi: Şehirleri kuran insanlar ve insanları yeniden üreten şehirler.

Vakıfların arkasındaki insana, o rakik ruha yönelmek asıl mesele

Ağniya-i şâkirîn ve fukara-i sâbirîn tabir edilen iki kavramdan da söz edelim. Çünkü Efendimiz (sas)’in buyurduğu gibi mümin her halükârda kârdadır. İyiliğe şükreder kazanır, musibete sabreder yine kazanır. Ağniya-i şâkirin, şükreden zenginler demek; fukara-i sâbirin sabreden fakirler demek... Tabii, tam tersi de var. Efendimiz (sas)’in duası ile sığınalım yüce Mevla’ya: “Allahım zenginliğin ve fakirliğin fitnelerinden sana sığınız.”

Gözden kaçan unsur insan, burası mühim çünkü Ahmet Hamdi Tanpınar’ın güzel ifadesiyle “Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu bunun çaresi yoktur.” Vakıfların arkasındaki insana, o rakik ruha yönelmek asıl mesele. Biz buradan konumuza dönelim.

Çocuklara vakıfları vakıf ruhunu anlatan kitap

Vakıflar Müdürlüğü’ne intikal eden arşiv belgesi bulunan 52 bin vakıf varmış. Bunların kaybolup gitmişlerini, başka ülkelerde kalmışlarını da hesaba katarsak Osmanlı’da 220 bin vakıf vardı diyenlerin pek de mübalağa etmediklerini anlayabilirmişiz. Bu vakıfların acayip şartlarını hikâyelerle anlatan bir kitap hazırlamışlar. Vâkıfların nezaketini çok güzel aksettirdiğini düşünüyorum. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce 2012’de yayımlanan bu eserde, yani Tarihte İlginç Vakıflar’da 105 örnek seçilmiş, resim ve hikâye edilip anlatılarak her bir ilginç vakıf çocuklar için cazip hâle getirilmiş, en güzeli de şu ki vakfiye şartından alınan orijinal ifadeler kenarlara iliştirilmiş.

Hemen içinden örnekler göstereyim size. Birkaç resim yollayacağım kitaptan. Bir de en çok hoşlandığım birkaç vakfiye şartını yazmak isterim.

Tarihten bazı vakıf örnekleri

İlki helalleşmekle alakalı Molla Gürani hazretlerininki. Fatih Sultan Mehmed Han’ın hocası Molla Gürani, hellalleşme adına çok güzel bir vakıf şartı düşmüştür. Vakfın sevabını üzerinde hakkı bulunup ödeyemediklerine, gıybet ederek hakkına tecavüz ettiklerine ve helalleşmek istediği kimselere bağışlıyor: “Bursa’da vâkıfın bahçeye bitişik olarak yaptırdığı dâru’t-ta’limîn muallimine burada ücretsiz çocukları okutup sevabını vâkıfın üzerinde hakkı olup da eda edemediği ve gıybetini yapıp şerefine dokunduğu ve helalleşmek istediği kimselere bağışlamak üzere Cenab-ı Hakk’ın bunu vâkıfın günahlarına kefaret kılması ümidi ile her gün üç dirhem tayin etti.”

İkincisi de Nurbanu Hatun’un hastanesinin Darüşşifa yani hastane bölümünden. Doktorların liyakatli olmasının yanında hastalara nasıl şefkatle muamele edilmesi gerektiği yazılı. Yoksa vâkıf verdiği parayı helal etmiyor: “Bunlar ilm-i tıbda hâzık, ilm-i teşrihde mâhir, ikram ve hörmete şayân olacaklar ve... İlaç verirken rıfk ve mülayemete riayet eder... Hastalar ile görüşürken şiddetli ve sert sözlerden katiyyen ictinab ederler... Hastaların başlarını merhamet gölgesi altına alarak onları daima şefkatla, hallerine riayetle karşılarlar... Eğer hastanın hâli tekrar doktorun gelmesini icab ederse doktor derhâl hastaya koşar, işte doktorlar bu şerait-i muharrere ve usul-i mukarrereye riayet etmek mecburiyetindedir. Bunlardan hiçbirini ihlal edemeyecekler ve bu şeraite riayetde katiyyen ihmâl göstermeyeceklerdir, eğer yaparlarsa aldıkları para kendilerine haram olacak, ahirette de daimi bir azaba maruz kalacaklardır...”

Üçüncüsü de israfı önleyen vakıf. Sultan I. Ahmed vakfiyesinde israfa mahal vermemek, vahşi hayvan ve kuşları da yemeksiz bırakmamak adına buyurmuştur ki, “taamdan baki kalanı yabana atmaya. Vuhuş ve tuyura vermek için bir kimesne tayin oluna. Ana yevmî ... akçe verile...”

Ve bir de insanların tenezzühü için mekân ihdas edenleri unutmayalım... Onlar da çok güzel... Vildan Hatun Vakfı (18. yy) Haliç’in güzel manzarasına nazır yaz ve kış istirahat edilebilecek bir tesis kurmuştur: “... Balat Kapusu haricinde vaki’ âmme için terk olunan arsadan olub üzerine izn-i veliyü’l-emr ile sayf ve şitada âmme-i nâsın istirahatı içün mücededen bina eylediğim lonca tabir olunur…”

Gayri yorum yapaya hacet yok.

İşbu kitaptan veya bir benzerinden temin edilip her sene ilk ve orta öğretim muallimlerine gönderilmesini ve onların inşallah tensip buyurmalarıyla talebelerin bu numune-i imtisallerle gönüllerini, gönüllerinin erişeceği ufukları genişletmek isterdim.

Not: Şu an satışı var mı bilmiyorum. Bendeniz Nadirkitap’tan ikinci el temin ettim.

Suleyha Şişman

Yayın Tarihi: 13 Ağustos 2016 Cumartesi 11:14 Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2022, 10:19
YORUM EKLE

banner19

banner36