banner17

Sütun'la dolaştım yıllarca

O, 17'sinde bir şair. Aykut Nasip Kelebek Üstad Sezai Karakoç'un 'Sütun'unu anlattı..

Sütun'la dolaştım yıllarca

14 yaşımdayken Sezai Karakoç'un “Sütun”unu okumuş ve okuma-yazma öğrendikten sonra bütün ruhsal duyularımla aramaya başladığım mucizevî dili, kelime hazinemi sıfırdan şekillendirecek kelimeleri bulduğumu anlamış, bu bilinçle Sütun'u ilk gençlik yıllarım boyunca hiç elimden düşürmemiştim. Sütun vesilesiyle  konuşmalarım, düşünmelerim hatta oturup kalkmalarım bir kimliğe kavuşmuştu  ve ben uzun bir müddet kamaşan gözlerimle karakterimin yaradılış safhalarından birini seyretmiştim.  Sütun, Sezai Karakoç

Roman sana yetmez genç arkadaşım

Dostoyevski'nin “Suç ve Ceza”sını Sütun'dan birkaç ay evvel okumuştum ama Suç ve Ceza bir roman, hatta başyapıt bir roman olmasına karşın Sütun kadar etkileyememişti beni. Bunun nedeni sanırım, birinden bir dil; bedeni ve ruhuyla birlikte bir dil kazanmışken, diğerinden bunu elde edememiş olmamdı. Buradan şu sonuca da ulaşmak istiyorum: Genç okurlara sadece roman, hikâye ya da şiir kitapları değil, Sütun gibi dünya, hayat ve insan üzerine şiirsel ve akıcı bir dille sarsıcı tespitler getiren düşünce kitapları da önerilmeli; bir karakterin, bir şahsiyetin oluşumunda, fikirsel eserlerin kurmaca metinlerden daha az işlev taşımayacağı anlatılmalıdır.

Neler vardı Sütun’da?

Sütun, 20. yüzyıl Türkiyesi ve dünyasının problemlerini güçlü imgelerle anlatıyor ve birbirinden farklı alanlardaki sıkıntılara sahici çözüm önerileri getiriyor. II. Dünya Savaşı sonrası Müslümanların karşılaştığı problemlerden insanlığın yaşadığı kahraman açlığına, jimnastiğin yozlaştırılmasından İstanbul'un aldığı yoğun göçler sonrası yaşadığı sosyo-kültürel kirliliğe; Sezai Karakoç keşfettiği bütün sıkıntılara eğiliyor. Şiirindeki kuşatıcılık ve kucaklayıcılık, hemen hemen bütün hatlarıyla Sütun'da da kendisini gösteriyor yani. Tam bu noktada, Sütun'un “Hızırla Kırk Saat” ve “Taha'nın Kitabı” gibi Sezai Karakoç'un iki büyük şiiriyle aynı yıllar içinde yazıldığını hatırlatmalı. Bu şiirler ile Sütun'daki coşku ve gerilimin birbirine yakın bir düzeyde ilerlediğini, Sezai Karakoç'un şiir sahasındaki anıt eserleriyle düzyazıdaki en görkemli kitabını aynı süreçte yazmış olduğunu belirtmeliyiz.  

Sezai KarakoçBatı’ya cevap!

Sezai Karakoç “Batı bir sorudur” der. Ben, Sütun ve genel anlamda Sezai Karakoç külliyatını, Batıya verilmiş bir yanıt olarak algılıyorum. Sütun'da geçen şu paragraf tespitimizin aşikâr bir yansıması değil midir? “Batı'ya göre, Sartre'ın dilinde formülünü bulduğu gibi, 'başkaları cehennemdir'. Bizse, başkalarını cennetleştirmedikçe kendimizi cehennemleştirdiğimizin farkındayız.”  

Karakoç’u her dem yeniden keşfetmeli

Bugün, Sezai Karakoç'un düşünce metinlerine hastalıklı ve art niyetli yaklaşımlarda bulunanlar var. Bu yanlış fikirleri savunanlara şunu sormak gerekiyor: Sezai Karakoç'taki içtenlikli, derinlikli, bütünlüklü ve kucaklayıcı yaklaşımı, Müslümanlar ve Müslümanlıktan söz ederken sergilediği coşkunluğu, ondaki harap bitap olmuşluğun ve tekrar dirilme arzusunun yakıcı psikolojisini hissettirebilme kudretini, son yüzyılda Karakoç'tan başka kaç fikir adamı ya da şairde bu düzeyde bulabiliriz? Bu sıkıntılı fikirleri eritmek için aslında, Sütun'da ya da Sezai Karakoç'un diğer düzyazı eserlerinde yer alan ve bugün önemli oranda hedefini bulmuş sağlam öngörüleri hatırlamaları yeterli olacaktır.  

Sezai Karakoç düşüncesi, yeni nesiller doğurmaya, onları en sağlıklı şekilde beslemeye devam ederek önemini giderek arttırmaktadır.

 

 

Aykut Nasip Kelebek Sütunlar arasında

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 12:23
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20