banner17

Sünni ve Şia siyaset doktrini arasındaki farklar

Taha Akyol, 'Haricilik ve Şia & İslam’da Devrimciliğin Sosyolojik Kaynakları' isimli eserinde, Hariciliğin ve Şia’nın ortaya çıkışının sosyolojik sebeplerini araştırır. Metin Uygun yazdı.

Sünni ve Şia siyaset doktrini arasındaki farklar

İslam tarihinde Hz. Osman (r.a.) döneminde meydana gelen ve daha sonra da şiddetlenerek ve genişleyerek devam eden fitne ve anarşinin günümüzde dahi hissedilen etkileri olmuştur. Bugüne ve geleceğe sirayet eden neticeler doğurmuştur o dönem yaşanan hadiseler. Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Aişe Validemiz ve Hz. Muaviye (r.a.) arasında cereyan eden hadiselerde birçok sahabe-yi kiram efendimiz şehit olmuş, çok kan dökülmüştür. Bu fitne, İslam’da mezhep ayrılıklarını doğurmuş, ‘Haricilik’ ismi verilen ve İslam öncesi cahiliye devri karakteri taşıyan hizipler, fraksiyonlar ortaya çıkmıştır. Ve Şia bu hadiseler neticesinde doğmuştur.

Taha Akyol, Haricilik ve Şia & İslam’da Devrimciliğin Sosyolojik Kaynakları isimli eserinde, Hariciliğin ve Şia’nın ortaya çıkışının sosyolojik sebeplerini araştırır. Kitap, Kubbealtı Neşriyat tarafından 1988 yılında yayımlanmış ve kitapta Hulefay-ı Raşidin döneminde cereyan eden hadiseler sosyolojik incelemeye tabi tutulmuş. Taha Akyol, bu kanlı hadiselerin arkasında en önemli sebep olarak, kabile ruhu ve kabilevî toplum yapısının olduğunu belirtir. Kabilevî toplum yapısında kan davası vardır. Kadın ve çocukların öldürülmesi vardır. Kabile ruhu şu şekilde anlatılır eserde: “Benim kabileme ait her şey iyidir. Sizin kabilenize ait her şey değersizdir. Kabilem güçlüyse ben de güçlüyüm, kabilem güçsüzse ben de güçsüzüm...”

Bizden olmayan bize düşmandır, bizden olmayan öldürülmelidir

Hz. Ömer (r.a.) devrinde devam eden fetihlerle İslamiyet yayılır. Kültürleri birbirinden farklı olan birçok millet İslam’a girerler. Bu topluluklar eski alışkanlıklarını, geçmişlerinden miras kalan birçok maddi-manevi değerlerini, tarihlerini, örf ve adetlerini birdenbire terk etmiyorlardı. İslam coğrafyası çok farklı milletleri ve kültürleri ihtiva ediyor, bunlar da İslam’ı farklı idrak ediyor, farklı yorumluyorlardı. Bu durum birçok problemi de beraberinde getiriyordu. Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasındaki savaşta kabile davranışı ve karakteri her iki tarafta da kendini gösterir. Savaşın gidişatı Hz. Ali Efendimiz lehine devam ederken ‘hakem’ olayının ortaya çıkması, savaşın seyrini değiştirir. Durum Hz. Ali Efendimiz aleyhine neticelenir.

Aslında Hz. Ali Efendimiz hakeme karşıdır. Yanındakilerin baskısıyla bunu kabul etmek zorunda kalır: “Hz. Muaviye’nin iddiaları hakem kararı ile meşruluk kazanırken, Hz. Ali Efendimizin ‘emir’ül-mü’minin’ sıfatı hakem kararıyla kaldırılmıştır.” Hz. Ali Efendimizi hakeme zorlayanlar daha sonra hakeme müracaat etmenin kafirlik olduğunu, Hz. Ali Efendimizin de kafir sayıldığını söylerler. “İşte meşhur Hariciler bunlardır” diye belirtir Akyol. Sıffin Savaşında 70 bin Müslüman şehit olur. Mezhep kavgaları, siyasi görüş farklılıkları daha nice Müslüman’ın kanının dökülmesine sebep olacaktır. Ayrıca İslam’daki mezhep ayrılıkları, kutuplaşmalar bu dönemde meydana gelen fitnenin mirasıdır.

Kabile karakterinin teorisini, “Bizden olmayan bize düşmandır”, eylemini ise “Bizden olmayan öldürülmelidir” diye açıklar yazar. Akyol, Muhammed Ebu Zehra’nın, Haricileri, “Birtakım yaldızlı kelimelerin akıl ve düşüncelere hakim olması bakımından Fransız devriminde en feci zulümleri işleyen Jakobenlere benzettiğini” ifade eder ve Haricileri ‘Jakoben Müslümanlar’ olarak niteler. Haricilik, “Bir tek kişinin, bir Kur’an ayetini, manasını hiç kavramadan, kabile şuurunun darlığı ve bedevi zihniyetinin fanatizmi içinde bir slogan fonksiyonu icra etmek üzere bağırmasıyla ateşlenmiş bir fitne, yani anarşidir” diyerek tanımlanır eserde. Hariciler, devlete yani düzene karşıdır. Gelişmeye, şehirleşmeye kapalıdır. Harici olmayan Müslümanlar da kafirdir onlara göre. Canları, malları, hanımları, çocukları Haricilere ‘helal’dir. Haricilerin elinde bulunmayan belde ve topraklar ‘Daru-l harp’tir.

İran devrimi kitlesel bir devrimdir

Kabile davranışının enine boyuna incelendiği kitapta, başta İbn-i Haldun, Cevdet Paşa ve Muhammed Ebu Zehra olmak üzere konunun uzmanı birçok otoritenin görüşüne yer verilir. Daha sonra İran ve Şia üzerinde durulur. Humeyni devriminin sosyolojik tahlili yapılır. Sünni ve Şii siyaset doktrini üzerinde de durularak, bu iki doktrin kıyaslanır. İran devriminin bir kitle devrimi olduğunu ifade eden Taha Akyol, bu devrimin Fransız İhtilali ve Rus devrimiyle olan benzerliklerine de temas eder eserinde.

İran’ın başında bir ‘Ayetullah-ı Uzma’ vardır. Pakistan’da bir general ve Arabistan'da ise bir kral vardır. Tarihteki gibi bir ırsi halife veya bir hükümdar ve Hulefay-ı Raşidin gibi seçilmiş bir zat yoktur İran’da... Bu tespitle Sünni ve Şia siyaset doktrini arasındaki farka dikkat çekilir. “İslam’daki Şia ihtilafı ilk halifenin seçilmesindeki tartışmalardan başlamamıştır. Ancak daha sonra ortaya çıkacak olan ihtilafta, bu tartışmalar tahrif edilerek kullanılmıştır. Dolayısıyla Şia’nın kendisi değil ama siyasi iddiaları bu ilk hilafet tartışmalarından yola çıkar” der Akyol.

Sünni siyaset doktrini ve Şii siyaset doktrini hakkında sosyolojik değerlendirmeler de yapılır kitapta. Bu iki doktrinin karşılaştırmalarının da yer aldığı eserde, İmam-ı Azam Hazretleri başta olmak üzere Sünni din âlimlerinin ve önde gelen Şia imamların görüşlerine de sık sık müracaat eder yazar. İslam’ın bugün içinde bulunduğu durum hakkında da sosyolojik değerlendirmeler yer alır ayrıca. Fundemantalizm, Ortadoğu’daki terör, Asya despotizmi gibi konular da tartışılır.

Şia, Haricilik, İslam dünyasındaki terör dün olduğu gibi bizi bugün ve gelecekte de alakadar eden konuların başında gelmektedir. Ayrıca, gelişme ve şehirleşme, kültür değişimi gibi konularda bugünümüze ve geleceğimize tesir edecek önemdedir. Eser, bizi bu konular üzerinde inceleme, araştırma yapmaya ve düşünmeye davet ediyor.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2018, 14:03
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20