banner17

Sünnet Olmasaydı Hiçbirimiz Kur'an'ı Anlayamazdık

''İslam’ı anlamak ve yaşamak için Kur’an yeterlidir, Hz. Peygamber’in vefatından çok sonra kaleme alınan hadislere şüpheyle yaklaşmak gerekir'' diyen hadis karşıtlarının gerçek amacı nedir? Bu düşüncelerini hangi ayetlere dayandırıyorlar? Söz konusu iddialara nasıl yaklaşmak gerekir? Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir hoca 'Hadis Karşıtları Ne Yapmak İstiyor' kitabında bu soruları ele almış.

Sünnet Olmasaydı Hiçbirimiz Kur'an'ı Anlayamazdık

Yaşar Kandemir Hoca günümüzün hararetli tartışmalarından birini taşımış Hadis Karşıtları Ne Yapmak İstiyor kitabına. İslam’ı anlamak ve yaşamak için Kur’an-ı Kerim’in yeterli olduğu ve hadislere güvenilemeyeceği tezini 480 sayfa boyunca adım adım çürütmüş. Ona göre hadis karşıtlığı her dönemde karşımıza çıksa da modern dönemde oldukça yaygınlaştı. Bunda şüphesiz şarkiyatçıların çalışmaları etkili oldu. Ne yazık ki onların yolundan giden Müslüman araştırmacılar, zamanla onlardan daha tehlikeli hale geldiler.

Bu düşünceyi benimseyenler, görüşlerini temellendirmek için “Bugün dininizi kemâle erdirdim” (Maide-3), “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” (En’am-38), “Biz sana her şeyi açıklamak, doğru yolu göstermek, rahmet kaynağı olmak, Müslümanlara da müjde vermek üzere bu kitabı indirdik.” (Nahl-89) gibi ayetleri delil göstermektedirler. Bu ayetler uyarınca Kur’an’da hiçbir şeyin eksik bırakılmadığını ve bu sebeple de -zaten güvenilirlikleri şüpheli olan- hadislere ihtiyaç olmadığını ileri sürerler.

Bu iddialara yine ayetlerle karşılık veren Kandemir, "Resul-i Ekrem’in görevi insanlara sadece Kur’an-ı Kerim’i duyurmak değildir. Aynı zamanda onlara dini nasıl yaşayacaklarını göstermek için hem sözleri, hem de uygulamalarıyla Kur’an-ı Kerim’i açıklamaktır.” der. Bunun delili de “Sana, kendilerine gönderileni insanlara açıklaman, onların da üzerinde düşünmeleri için bu Kur’an’ı indirdik” (Nahl-44) ayetidir. Allah Teâlâ, Peygamber’ine Kur’an’ı indirmiş ve ondan da kitabını açıklamasını istemiştir. Dolayısıyla da Kur’an, İslam’ın birinci kaynağı iken, hadisler de ikinci sırada yer alır.

Asıl hedef Kur’an-ı Kerim

Kitap önemli bir ikazda bulunur Müslümanlara: hadis ve sünnet karşıtları aslında Kur’an’a cephe almaktadır. Çünkü Kur’an-ı Kerim herkesi Peygamber’e tâbi olmaya, ona itaat etmeye ve emirlerine uymaya davet etmektedir: “İnsanlara şöyle de: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tâbi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Al-i İmran-31) ve yine “Şöyle de: Allah’a ve Resulüne itaat ediniz. Yüz çevirip, inkâr ederseniz, hiç şüphesiz Allah inkâr edenleri sevmez”(Al-i İmran-32). Bu ayetlere göre Allah’ı sevdiğini söyleyen herkes O’nun Peygamber’ine itaat etmekle yükümlüdür. Bu durumda Müslümanların hem Kur’an’ın hem de Allah Resulünün emirlerini yerine getirmeleri gerekir. Yoksa Kur’an’da üç yerde tekrarlanan “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin” ayetinin amacı başka ne olabilir?

Hadis karşıtlarının dillerine doladıkları başka bir iddia da hadislerin herhangi bir konuda hüküm koyamayacağı yönündedir. Oysa Allah, Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Allah ve Resulü bir konuda hüküm bildirdiği zaman, ne bir mümin erkeğin, ne de bir mümin kadının, o konuda başka bir tercihte bulunma hakkı yoktur. Allah’a ve Resulüne isyan eden ise apaçık bir sapıklığa düşmüştür” (Ahzab-36). Bu ayete göre Allah Resulü her hangi bir konuda hüküm koyabileceği gibi, Müslümanlar da ona uymak zorundadır. Çünkü bazı hükümler Kur’an’da olmayıp doğrudan Hz. Peygamber tarafından konulmuştur. Bunlara örnek vermek gerekirse:

1.Ninenin mirastan ne kadar pay alacağı Kur’an’da belirtilmemiştir,

2.Mest üzerine mest edilebileceği ayetlerde geçmez,

3.Hayızlı kadının orucu kaza edip namazı etmeyeceğini hadislerden öğreniriz,

4.Yine oruç kefareti Kur’an’da yer almaz,

5.Doğan, şahin, kartal gibi tırnaklı ve pençeli hayvanların etinin yenmeyeceğini hadislerden öğreniriz,

6.Aslan, kaplan, kurt gibi köpek dişli hayvanların etlerinin yenmesinin yasak olduğuna dair bir ayet yoktur,

7.Kur’an mehir vermeyi emretmiş ama miktarını belirtmemiştir.

Sünnet, Kur’an’ın hükümlerine açıklık getirir

Bu örneklerden anlaşılacağı üzere hadis ve sünnet olmadan din tam anlamıyla yaşanamaz. İmam-ı Azam Ebu Hanife de bunu şu şekilde dile getirir: “Sünnet olmasaydı hiçbirimiz Kur’an’ı anlayamazdık.” Hadislerin amacının Kur’an ayetlerini açıklamak olduğunu vurgulayan Yaşar Kandemir, bunu şu örneklerle izah eder:

a) Hadis ve sünnet, Kur’an’da özet bir şekilde bahsedilen konuların ayrıntılarını açıklar. Mesela sünnet olmadan Kur’an’daki hac ve zekât emrini hakkıyla uygulamak mümkün değildir.

b) Hadis ve sünnet, Kur’an’da sınır getirilmeyen bazı buyrukların sınırlarını belirler. Maide suresinin 38. ayeti “Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına bir karşılık ve Allah’ın tarafından caydırıcı bir ceza olmak üzere ellerini kesin” buyurur; ancak sağ mı, sol mu hangi elin kesileceği hakkında bilgi vermez.

c) Kur’an’daki bazı genel hükümlerin ayrıntılarını hadisler olmadan bilemeyiz. Maide suresinin 3. ayeti “Kesilmeden ölen murdar hayvan size haram kılınmıştır” buyurur. Fakat balık bunlara dahil değildir ve bunu bize hadisler bildirir.

d) Yine Kur’an’da manası kapalı ayetleri açıklamak için de hadislere ihtiyaç duyarız. En’am suresinin 32. ayetinde geçen “İmanlarına zulüm bulaştıran” ifadesini hadisler olmadan anlamak zordur. Hz. Peygamber, bu ifadenin “Allah’a ortak koşmayın” anlamına geldiğini belirtmiştir.

Ayrıca Hz. Peygamber de bir hadisinde “Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir” buyurmuşlardır. “O Peygamber kendi hevâ ve hevesine göre konuşmaz. Onun söyledikleri kendisine vahyolunandan başka bir şey değildir” (Necm-3) ayetinde ise Yüce Rabbimiz, Hz. Peygamber’in boş söz söylemeyeceğine işaret etmektedir. Bu durumda nasıl olur da hadislerden yüz çevirebiliriz?

Kitap ayrıca hadislerin uydurma olduğu veya Hicri 2. ve 3. yüzyıllarda yazıldığı iddialarına değiniyor. Ashab-ı Kiram Hz. Peygamber’den öğrendiklerini muhafaza etmek için büyük bir gayret göstermiştir. Onlardan bazıları Suffa’da kalarak kendilerini bu işe adamışlardı. O’ndan öğrendiklerini ailelerine öğretmek için bazen evlerine giderlerdi. Uzaktan gelenler ise dini öğrenmek için günlerce Medine’de kalırlardı. Mâlik ibni Huveyris’in (ra) anlattığına göre, muhtelif yerlerden gelen bir grup genç Resulullah’ın yanında 20 gün kalıp dinlerini öğrenmişlerdi. Hz. Peygamber onların yakınlarını özlediklerini anlayınca, ailelerinin yanına dönmelerini; öğrendiklerini onlara öğretmelerini ve kendisinden gördükleri gibi namaz kılmalarını emretmişti.

Hadisler büyük fedakârlıklarla toplandı

Buna mukabil Medine’de yaşayanlar Resul-i Ekrem’in yanında nöbetleşe kalırlardı. Herkes gibi onların da bir aileleri ve onları geçindirmek için icra ettikleri meslekleri vardı. Bir yandan işlerini yapar, bir yandan da Hz. Peygamber’in yanında bulunup onu dinlemeyi isterlerdi. Hz. Ömer’in (ra) bu konudaki tecrübesi en güzel örneklerden biridir. O, Ensâr’dan olan bir komşusuyla bir gün arayla nöbetleşe Resulullah’ın yanında kalır, o gün gelen vahiyleri ve olup bitenleri akşam birbirlerine anlatırlardı.

Ashab-ı Kiram hadis öğrenmek için büyük sıkıntılara katlanırlardı. Mesela Hz. Peygamber’in vefatının ardından İbni Abbas bütün hadisleri toplamaya çalıştı. Hadis rivayet ettiğini tespit ettiği sahabelerin evlerine gider ve onlardan bildikleri hadisleri duyup yazardı. Bütün ömrünü bu işe adamıştı. Câbir b. Abdullah bilmediği bir hadisi öğrenmek amacıyla Abdullah ibni Üneys’e ulaşmak için deve sırtında Şam’a gitmişti. Yine Ebu Eyyub el-Ensarî’nin, müminin ayıbını gizleme konusundaki bir hadisi Ukbe bin Âmir’den duymak için aynı şekilde deve sırtında Medine’den Mısır’a yolculuk yapmıştı. O günün yolculuk şartlarını düşündüğümüzde bunlar büyük fedakarlıklardı.

Bir araya toplanan hadisler konusunda sahabe çok titizdi. Hadisleri birbiriyle müzâkere ederek ravilerini kontrol ederlerdi. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere Ashab-ı Kiram sünneti öğrenmek ve uygulamak konusunda büyük bir titizlik göstermişlerdi. Bu özveri ve titizlik karşısında Ebu Hureyre gibi çokça hadis rivayet eden sahabeler hakkında söylenenler iftiradan öteye gidemez. Aynı şekilde Buhari ve Müslim gibi hadis külliyatını iki kapak arasında toplayanlar âlimler için söylenilenler de asılsızdır.

Bu durumda günümüz Müslümanlarına düşen bu fitnenin farkına varıp, Hz. Peygamberin sünnetine dört elle sarılmaktır.

 

Munise Şimşek

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2018, 12:19
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20