banner17

Sosyoloji ilminin ülkemizdeki tarihi seyri

Hacı Bayram Kaçmazoğlu, 'Türk Sosyoloji Tarihi Üzerine Araştırmalar' kitabında, sosyoloji ilminin Batı’da ve ülkemizde ortaya çıkışıyla ilgili bilgiler verip, sosyolojinin ülkemizdeki tarihi seyrini, macerasını anlatıyor. Metin Uygun yazdı.

Sosyoloji ilminin ülkemizdeki tarihi seyri

Sosyoloji, Batı kaynaklı bir ilim dalıdır. Cemiyetin sorunlarına çözüm bulabilmek amacıyla Batı’da ortaya çıkmıştır. Hızlı bir şekilde değişen, sanayileşen, şehirleşen Batı toplumunda, bu değişikliklerin meydana getirdiği sorunları çözmek ihtiyacı sosyoloji ilminin doğmasına sebep olmuştur. Batı’nın kendi toplum yapısından kaynaklanan sorunlar ve kimlik bunalımına çare arayışları da, bu ilmin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan diğer sebeplerdendir.

Sosyolojinin bizde ortaya çıkışı, Batı’da ortaya çıktığı şartlarla birebir örtüşmese de, benzer sorunlara çözüm aramak, bulmak ihtiyacındandır. Bunun dışında, Batılılaşmayı kitlelere tanıtmak da sosyoloji ilminin bizdeki ortaya çıkış sebeplerindendir. Prof. Dr. Hacı Bayram Kaçmazoğlu, 2010 yılında Kitabevi Yayınları tarafından yayınlanan Türk Sosyoloji Tarihi Üzerine Araştırmalar kitabında, sosyoloji ilminin Batı’da ve ülkemizde ortaya çıkışıyla ilgili bu bilgileri verir. Türkiye’de sosyoloji ilminden ne şekilde istifade edildiğini, bu ilmin ülkemizdeki amacını da “Sorunlara radikal çözüm yolları önermek değil, düzen içinde ilerleme ilkesi çerçevesinde, düzen içinde çözüm yolları göstermektir. Bu anlamda Batı sosyolojisi ile aynı yöntemleri benimseyen Türk sosyolojisi, Batı’dan aktarıldığı halde, Batılı çözüm yollarını ülkemiz sorunlarına uyarlayarak kendi çıkmazlarımızı aşmayı amaçlamıştır” ifadesiyle açıklar.

Kitap, sosyolojinin ülkemizdeki tarihi seyrini, macerasını anlatır. Bu ilme emek veren ilim adamlarımız, sosyoloji-siyaset münasebetleri, sosyolojide İstanbul ve Ankara okulları ve temsilcileri, 1960’larda Türk sosyologlarının tarihe ilgi duyma nedenleri, Ziya Gökalp’in Meşrutiyet’ten günümüze devam eden tesiri, Prens Sabahattin’in siyasi ve sosyolojik görüşleri, Hilmi Ziya Ülken, İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun sosyolog ve ideolog olarak incelenmesi, Nurettin Topçu’nun sosyolojik görüşleri, dönem olarak 1940-1950 yılları arasında Türk sosyolojisi, 1980 sonrasında Türkiye’de yapılan sosyoloji çalışmaları ile ilgili incelemeler bu çalışmanın ana konularını oluşturur.

Eski yazı Türklerle diğer İslam milletleri arasındaki en sağlam bağ idi

Kitabın ilk bölümünde Ziya Gökalp’in, Türk düşünce hayatındaki yeri anlatılır. Ülkemizde sosyoloji dendiğinde ilk akla gelen isim Ziya Gökalp’tir. Türk sosyolojisine bağımsızlık kazandırmıştır. Türkiye’nin sorunlarına getirdiği açıklamalar da onun başarısında, şöhretinde rol oynamıştır. Bayram Hoca, Gökalp’in görüşlerindeki temel noktayı şöyle açıklar: “Doğu uygarlığından Batı uygarlığına, ümmet anlayışından millet anlayışına geçmektir. Tüm görüşlerini bu dönüşüme göre biçimlendiren Gökalp, laik, devletçi, aydın ve seçkinci bürokrat-aydın tipinin idealini oluşturmaktadır. Ekonomi görüşleri de bu bütünün bir parçasıdır.”

Cumhuriyet döneminde pek çok konuda (kadın, eğitim, laiklik, ekonomi vs) Gökalp’in önerileri izlenmiş, fakat Türkçe’nin gelişmesi konusunda çizdiği muhafazakar rota takip edilmemiş, Arapça ve Farsça’dan terim alınması önerisine uyulmamış ve Türkçe Avrupa deyimleriyle dolup taşmıştır. Gökalp, eski yazının korunmasını da istemiştir. Eski harfleri Türklerle diğer İslam milletleri arasındaki en sağlam bağ olarak görmüştür. Türkleşmek, İslamlaşmak, muasırlaşmak gibi birbirinden farklı olan bu eğilimlerin, birbirleriyle uyuşabileceği iddiasındadır. Türkler, Batı medeniyetinden maddi unsurlarla bilimsel yöntemleri almalıdırlar. İslamiyet’ten ise dini inançları almalı, siyasi, hukuki ve toplumsal gelenekleri bir yana bırakmalıdırlar. Kültürün hissi ve ahlaki bütün değerleri Türk mirasından devşirilmelidir. Meşrutiyet’ten beri Türk toplumunun yaşadığı sorunlara Gökalp kadar geniş bir açıdan yaklaşan, onun gibi uygulanabilir çözüm önerileri sunan bir düşünürün yetişmediğini belirten yazara göre, Ziya Gökalp orijinal ve dahi bir fikir adamı değildir, ama ele aldığı ve çözüm önerdiği konular, Türkiye’nin hâlâ gündemindedir.

Cumhuriyetin kuruluşunda da, kurucu kadroya büyük tesirleri olmuştur Gökalp’in. Cumhuriyet Halk Partisi programında yer alan siyaset, yönetim, din, hukuk, adalet, ekonomi, maliye, bayındırlık, eğitim vs. ilkeleri yorumlamış, parti programını tahlil etmiştir. Gökalp, İttihat ve Terakki Partisi’nin de ideoloğudur. Yazar, Gökalp’le ilgili bölümü şöyle bir öngörüyle bitirir: “Kültürel birlikteliğe dayalı, sosyal demokrat ve çağdaş devlet modeli ile Gökalp, geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türkiye’nin resmi ideologu olmaya devam edecektir.”

Prens Sabahattin, bireyci, girişimci, laik ve sınıflı bir Batı tipi toplum modeli önerdi

Türkiye’de sosyoloji denince hemen akla gelen diğer bir isim de Prens Sabahattin’dir. Prens Sabahattin, Ziya Gökalp’in gölgesinde kalmıştır denebilir. Gökalp hakkında sayısız araştırma yapılmasına rağmen, Prens Sabahattin hakkındaki araştırmalar çok sınırlıdır. Yazar bu iki sosyoloğun arasındaki gölgede kalma veya birinin öne çıkması meselesi için, “ele aldıkları konular ve öne sürdükleri çözüm yollarına bakmak gerektiğini” söyler. Gökalp’in yukarıda özet olarak açıklanmaya çalışılan görüşlerine, yani milliyetçilik, Türkçülük, İslamcılık ve Batıcılık ilkesiyle ulusçu öğeleri içeren Durkheim kaynaklı bir sosyolojik akımı temsil etmesine karşılık, Prens Sabahattin, La Play okulu ile İngiliz siyasetinin bazı öğelerini içeren ve monografi yöntemine dayalı ademi merkeziyetçi ve bireyci sosyolojik akımı temsil etmiştir.

Kitapta, Gökalp’in, İttihat ve Terakki’nin fikir babalığından, çağdaş, laik, pozitivist Kemalist devlet anlayışının fikir babalığına soyunduğu, “halka rağmen halk adına karar veren” jakobenci bir tavır benimsediği, Prens Sabahattin’in de, o dönemde ülkemizde toplumsal bir ağırlığı olmayan burjuvazinin sözcülüğünü yaptığı tespitinde bulunur yazar. Prens Sabahattin, İttihat ve Terakki’nin karşısında yer alan muhalefet içinde olmuştur hep…

Paris’te 1902 yılında I. Jön Türk Kongresi toplanmıştır. Bu kongre Prens Sabahattin Bey’in himmetiyle toplanmış, kendisi kongre masraflarını üstlenmiş ve kongrenin başkanlığına seçilmiştir. Kongreye Türklerin yanı sıra, Osmanlı tebası olan her milletten katılanlar olmuş, Prens, kongrenin açılış konuşmasını yapmış. Kongrede Prens’in başkanlığındaki grup ülke içindeki reformlarda dış ülkelerin müdahalesini önerirken, Ahmet Rıza grubu milliyetçi görüşleri savunmakta ve ordunun müdahalesini ister. II. Jön Türk Kongresi de 1907 yılında Paris’te, tüm Osmanlı ihtilalci fırka ve komitelerinin katılımıyla Prens Sabahattin’in başkanlığında toplanmıştır.

Prens Sabahattin’in ülkemizde sosyolog olarak tanınması Cumhuriyet'ten sonradır yazara göre. Meşrutiyet dönemindeki ünü ise daha çok siyasi faaliyetleriyle ilgilidir. Prens Sabahattin yazı hayatına 1905 yılında başlamış. 1906-1908 yılları arasında Paris’te Türkçe Terakki dergisini çıkarmış. Yerli ve yabancı gazetelerde pek çok makalesi yayınlanmış. Tüm söylediklerinin özeti Türkiye Nasıl Kurtarılabilir? isimli kitapta toplanmış. Prens Sabahattin’in siyasi ve sosyolojik görüşleri üzerine çok kısa olarak şunlar söyleniyor kitapta: Prens o dönemde ülkemizde bulunmayan burjuva sınıfının sözcülüğünü yapmıştır. Köylü sınıfına bireyci anlayışa dayalı aile işletmeleri önermesi, Prensin sınıflı yapıya duyduğu özlem olarak ifade edilir. Kaçmazoğlu’na göre, Prens Sabahattin’in şanssız yanı, Türk liberalizmi ve burjuvazisinin en önemli ideoloğu ve sözcüsü olduğu halde bu kesimlerce tanınmaması ve onun 70-80 yıl önce söylediklerinin yeni şeylermiş gibi günümüzde yeniden ortaya atılıyor olmasıdır. Merkez dışı yönetim çerçevesinde önerdiği bazı görüşlerin 1980 sonrası uygulamaya konulması, onun ideolojik boyutta temsil ettiği grupların toplumsal bir tabana ulaştığını kanıtlar. Prensin merkez dışı yönetim anlayışını savunduğu dönemde, bu görüşleri ülkeyi bölmekle eş anlamlıdır ve uygulanması halinde Anadolu’nun parçalanmasına yol açacak niteliktedir. Bu hususta işgalci İngilizlerle işbirliği yapması, daha önceleri de ülkede reform yapma adı altında Rum ve Ermeni ayrılıkçılarla aynı safta bulunması, yurtseverlikle bağdaşmamaktadır. Prens Batı yönetim şekli dışında bir model kabul etmez. Bireyci, girişimci, laik ve sınıflı bir Batı tipi toplum modelini önerir. Bunun siyasi görüntüsü de demokrasidir. Bu bölümle ilgili yazarın son sözü, “Bütün bunlara rağmen, günümüz Türk toplum yapısının, Prens Sabahattin’in önerdiği yönde hayli yol aldığı”dır.

Kaçmazoğlu Hoca’nın çalışması bu iki konudan ibaret değil. Daha önce de belirtildiği gibi sosyoloji ilmine emek veren ilmi şahsiyetler, zaman içinde Türk sosyolojisinin eğildiği konular, sosyolojinin problemleri vs. kitabın ilerleyen bölümlerini oluşturur. Türk sosyoloji tarihine merak duyanlar için kaynak olabilecek bir eser. Hocanın emeklerine sağlık diyoruz.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Ocak 2019, 16:50
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20