banner17

Son halifeler nasıl bir hayat sürdü?

Şükrü Altın’ın 'Hiafetin Çığlığı' kitabında Sultan Vahdettin ve Abdülmecit Efendi özelinde, Peygamberimiz Efendimizden (sas) başlayarak, son halifeye kadarki hilafet tarihi anlatılıyor. Metin Uygun yazdı.

Son halifeler nasıl bir hayat sürdü?

Yavuz Sultan Selim’in hilafeti Osmanlı’ya getirmesi ve saltanatla hilafetin Osmanlı sultanlarının şahsında birleşmesi; Osmanlının bütün dünyadaki Müslümanlar nezdinde itibarının artmasına vesile olduğu gibi, dünya siyasetinde de çok önemli bir konuma yerleşmesine sebep olmuştur. Osmanlı sultanları, hilafet makamını İslam'a hizmet aracı olarak kullanmışlar, bu kurumun şeref ve haysiyetine yaraşır davranış ve tutum içinde bulunmuşlardır. Hac hizmetlerine özel önem atfetmişler ve bu hususta her padişah büyük hizmetlerde bulunmuştur. Hilafet makamını ve kendilerini İslam'ın ve Müslümanların hâmisi, koruyucusu olarak görmüşler; başta Hicaz bölgesi ve hac yollarının imarı, güvenliği olmak üzere; su hizmetleri, Kâbe hizmetleri her Osmanlı padişahı için yerine getirilmesi gereken önemli birer vecibe ve vazife olarak telakki edilmiştir. Ellerinden geldiğince, imkanları ve güçleri yettiğince İslam âlemi ve bütün dünya Müslümanlarının hizmetine koşmaya çalışmışlardır. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Şükrü Altın, Çelik Yayınevi tarafından Şubat 2015 tarihinde yayımlanan Hz. Muhammed’den (sav) Abdülmecid’e Hilafetin Çığlığı & Kandiller Söndü isimli eserinde, halife kavramı ve ismi üzerinde durur. Peygamber Efendimizin (sas) yeryüzünde Cenab-ı Allah’ın halifesi olduğundan bahseder. Peygamber Efendimizden sonra halifelik müessesesinin tarihi seyrini, başta Hulefa-yı Raşidin dönemi olmak üzere, Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (ra) dönemlerinde cereyan eden olayları, vukua gelen fitneleri, Emevi ve Abbasi dönemlerini, Endülüs ve Fatımi dönemlerindeki hilafeti ve halifelik kurumunun Yavuz’la Osmanlı'ya geçişini anlatır. Yine Osmanlı sultanlarının halifelikleri, hizmetleri eserde büyük bir titizlikle ve önemle üzerinde durulan konulardandır. Nihayet, hilafetin son dönemleri, Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın bu kurumu çok etkili bir şekilde kullanması, o zamanın büyük devletlerinin bundan rahatsız olması, Sultan Vahdettin’in Anadolu’daki kurtuluş hareketine verdiği destek, son halife Abdülmecit Efendi’nin TBMM tarafından halife seçilmesi, bu durumun içeride ve dışarıda meydana getirdiği tesirler, yansımalar, en başta İngilizlerin hilafetin kaldırılmamasından duydukları rahatsızlık, hilafetin kaldırılmasının gündeme gelmesi, bunun içerde ve dışarıdaki yansımaları kitabın ana konusunu teşkil eder.

Tek isteği vatan haini olmadığının anlatılmasıdır

Osmanlı padişahları arasında hainlik edebilecek birini gösterebilmek mümkün değildir. İçlerinden kötü idare edenler çıkmıştır. İdarede ve diğer hususlarda zafiyet gösteren de çıkmış olabilir. Aralarında başka yetersizlikleri bulunanlar da olabilir. Ama asla hainlik vasfını yükleyebileceğimiz bir padişah yoktur. En kudretlisinden en zayıfına kadar hepsi bu vatan ve bu memleket için canlarını verme pahasına gayret göstermişlerdir. Ailesi ve çocuklarıyla çok büyük zorluklara ve meşakkatlere katlanmışlar ve hiç şikayette de bulunmamışlardır. Buna Sultan Vahdettin de dahildir. Osmanlı’nın en zor döneminde saltanat makamını işgal eden bu büyük sultanın hayatını biraz da talihsizlik olarak değerlendirmek mümkündür. O, zor şartlarda elinden geleni yapmış, memleketin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulması için her türlü gayrette bulunmuştur. Resmi tarih, Osmanlı ve Selçuklu düşmanlığı tezi üzerine kurulunca, bu padişaha da kasıtlı olarak hiç hak etmediği hainlik yaftası yapıştırılmıştır.

Şükrü Altın, Sultan Vahdettin’in yurt dışına çıkarılması ve daha sonra oradaki hayatı ve Sultan Vahdettin’e atılan hainlik iftirasıyla ilgili olar şunları yazar: “Sultan Vahdettin’in yetkileri Ankara hükümeti tarafından kaldırılır. Çaresiz ve savunmasız bırakılır. Sözde ihanetinden söz edilir. Can güvenliği yoktur. Hakaret mektupları alır. Hakkında küçük düşürücü tezvirat yapılır. Adeta İngilizlere sığınmak mecburiyetinde bırakılır. Halifeyi Müslimin sıfatıyla İngilizlere iltica eder. Memleketten ayrılırken yanına hiçbir şey almaz. Hatta elinde bulunanları da iade eder. Biraz mücevher götürse, kendisi ve çocukları hayat boyu rahat ederlerdi. Ama o beytülmal’e dokunmadı. Onların büyüklüğü de buradaydı. Yurt dışındaki hayatı da yokluklar içinde geçti. Açlık ve imkansızlıklar içinde yaşadı. İlaçlarını bile ödeyecek parası yoktu. Vefat ettiğinde parasızlıktan alamadığı ilaçların reçetesi yastığının altından çıkmıştı. Cenazesi bile haciz korkusuyla yakınları tarafından kaçırılmıştı. Sultan Vahdettin, son günlerinde Türkiye’ye dönen yakınlarından son arzusu olarak şu istekte bulunmuştur: ‘Ne olur siz döndükten sonra benim vatan haini olmadığımı anlatın. Tek isteğim budur.’”

Hilafet, Batı sömürgeciliğinin önündeki en büyük engeldi

Sultan Vahdettin’den sonra halife olan son Halife Abdülmecit Efendi’nin hayatı da farklı değildir. O da haksızlığa uğramıştır. Mağdur edilmiştir. Sultan Vahdettin yurt dışına çıktıktan sonra, daha doğrusu iltica etmeye mecbur bırakıldıktan sonra, Abdülmecit Efendi Ankara Hükümeti tarafından halife seçilir. “Saltanat davası gütmeyecektir.” Kendisine bu şart koşulur Ankara Hükümeti tarafından. O, bu şarta uyar. Her zaman Ankara Hükümetine ve TBMM’ye sadık kalır. Sadakat konusunda Ankara’ya hiçbir zaman rahatsızlık vermemiştir. Bu durumdan, yani hilafetin devam etmesinden Batı rahatsızdır. Türkiye’deki hem kendi casus ve adamları ve hem de satın aldıkları yerli işbirlikçileri, hainler tarafından halifelik konusu yine tartışmaya açılır. Basında lehte ve aleyhte yazılar çıkar. Bu durum Ankara hükümetini rahatsız eder.

Adım adım hilafetin kaldırılmasına doğru gidilmektedir. Hilafeti savunan gazeteciler apar topar tutuklanır. İstiklal Mahkemeleri kurulur. Orada yargılanırlar. Mecliste bu hususta sert tartışmalar cereyan eder. Meclisin Osmanlı aleyhinde oluşu, Sultan Vahdettin ve son Halife Abdülmecit Efendi hakkında takındığı tavır, sergilediği tutum, kolay anlaşılır ve kabul edilebilir bir tutum değildir. Türkiye’deki halifeliğin kaldırılması tartışmaları dünya Müslümanlarını da rahtsız eder. Yurt dışında geniş yankılar uyandırır. En sonunda hilafet kaldırılır. Abdülmecit Efendi de zorla yurt dışına gönderilir. Yanına acil ihtiyaçlarını almasına dahi izin verilmez.

Son halifenin yurt dışı hayatı da çok meşakkatli geçmiştir. İslam ülkelerinin elçiliklerinden yardım isteyecek kadar yokluk ve zorluk içinde hayat sürmüştür. Hatta kızı Dürrüşehvar’ı Hindistan Haydarabat Mihracesinin oğlu Azam Şah ile evlendirerek maddi durumunu biraz olsun düzeltmişti. Bu evlilik maddi imkansızlıkların giderilmesi için istemeyerek yapılan bir evlilikti. Böyle fakr u zaruret içinde geçen hayatı 23 Ağustos 1944 günü son bulur. Hakkın rahmetine kavuşur. Cenazesinin Türkiye’ye getirilmesi vasiyetine rağmen izin çıkmaz. Sonunda Medine’ye defnedilir.

Hilafet makamı, Batılıların emperyalizmi, sömürgeciliği, yayılmacılığı önündeki en büyük engeldi. Müslümanların da birlik ve beraberliklerinin dayanağıydı. Batı bu engeli ortadan kaldırmak için her yola müracaat etmiş ve bu emeline de ulaşmıştır. Zaten zor durumdaki Müslüman dünya, hilafetin kalkmasıyla daha zor durumlara düşmüş, sahipsiz ve başsız kalmış, adeta paramparça olmuştur.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 16:36
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20