banner17

Söküğümü Allah'ın Nuru ile Dikeyim

'Bir ikiye nasıl yansımalıydı', diye soruyor Taşkın Tuna. Hallacı Mansur, Cüneydi Bağdadî, Beyazıdı Bestami, Rabia Hatun, İbni Sina ve Muhyiddin İbni Arabî dilinden cevaplıyor sorusunu 'Bir Elma İki Ayna’da. Metin Erol yazdı.

Söküğümü Allah'ın Nuru ile Dikeyim

Bir parça ısırıyorum elmadan, dişlerimin arasında kalıyor dünya. Ağzımı zemzemle çalkalasam da dökülmüyor çünkü kendini bize bildirmeye yazgılıdır dünya. İki aynanın ortasında bir elma görüyorum. Baktıkça derinleşiyor hem ayna hem de elma...

“Mümin müminin aynasıdır” buyurdu Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.v). Birbirimize baktıkça kendimizi tanımaya açılan yola işaret ediyordu sultanlar sultanı. Oysa biz aynaları kırdık, elmayı yedik doyasıya… Dünya kaldı boğazımızda. Nefesimiz kesildikçe ölüme yaklaştık. Ölüme yaklaştıkça ağladık yaşadıklarımıza.

Bütün mesele; elmayı, aynada özümüzü görecek kuvveti elde edebilmek için yemekti. Bu kuvvet ile aynaya dönüp nazar kılmak, bu nazarla kendimizi tanımaya gayret etmekti. Tüm sorularımız bu yolu kolaylamak, tüm cevaplarımız bu yolda yol almak içindi.

Verdikçe dağıtır, vermedikçe şükrederiz

“Bir ikiye nasıl yansımalıydı”, diye soruyor Taşkın Tuna. Hallacı Mansur, Cüneydi Bağdadî, Beyazıdı Bestami, Rabia Hatun, İbni Sina ve Muhyiddin İbni Arabî dilinden cevaplıyor sorusunu Bir Elma İki Ayna’da.

İlk söz edeb üzerine. 

Önce selam sonra kelam...

Dervişler konuşuyor evvela.

-Siz bu yenlerinizi niçin böyle uzun uzun giyersiniz?

-Biz bir kulun ayıbını gördüğümüzde utanırız ve onun için böyle yüzümüzü kapatırız. Ya siz ne edersiniz?

-Biz kimsede ayıp görmeyiz

-Geçiminiz nasıldır?

-Verdikçe şükrederiz, vermedikçe sabrederiz.

-Biz ise verdikçe dağıtır, vermedikçe şükrederiz.

Biraz sessizlik.

Sorular kolay, cevaplar ağır.

Sindirmeden kalkmamak lazım masadan…

Dervişlerdi konuşan.

Az biraz zaman…

Ve sahnede Rabia Sultan!

Ben Allah’ı zıtlıkları bir araya getirerek bildim

Dünyada selamet arayanlara haykırıyor; “dünyada selamet dünyayı terk etmekle olur.” Tam kırk yıl boyunca yatsı namazının abdesti ile sabah namazı kılmış Hz.Rabia-tül Adeviyye “bizim tövbemiz bile tövbeye muhtaçtır” diyerek başlıyor söze; “cehennem korkusundan ibadet edenler köle, cennete girip ödül kazanmak isteyenler ise tâcirdirler. Asıl olan ibadet, Allah’ın emrini hiçbir karşılık beklemeden yerine getirmektir. En makbul ve muteber ibadet budur.” Darda varda, sefada kederde Allah diyerek inleyen Rabia Hatun, karşılıksız âmeli ile “Ben Allah’ı zıtlıkları bir araya getirerek bildim” der.

Şeytanını dize getirdiğini şöyle anlatır:

“Bir gün şeytan yanı başıma geldi ve bana sordu:

-Bugün ne yemek yiyeceksin?

-Kendi etimi yiyeceğim.

-Bugün ne giyeceksin?

-Kendi kefenimi giyeceğim.

-Peki, bu akşam nerede yatacaksın?

-Kendi mezarımda yatacağım.

Sonra döndü arkasını, uzaklaşırken mırıldandı: ‘Senle de bir şey konuşulmuyor ki!”

Rabia Hatun’un 10 tavsiyesi

Sonra bize döner Rabia Hatun, unutmamamız gereken bir gerçeği tekrardan hatırlatır: “Allah’ın rahmeti tüm yarattıklarına, Hz. Peygamberin rahmeti, tüm tâlip olanlaradır.” Gözlerimizi yaşartarak gönüllerimizde gökkuşağı oluşturmamızı salık verir ve herkes için yaptığı şu on tavsiyesini yapar: “Tevazuun damarını, ihtiyaçsızlık damarı ile beraber al, onlara tövbeyi kat. Rızânın havanına koy, kanaatin tokmağı ile onları döve döve un ufak hâle getir. Sonra toz hâline getirdiklerini, takvâ tenceresine koy. Hayâ ve edeb suyunu ekle, muhabbet ateşi ile kaynat. Daha sonra kaynattığını şükür bardağına dök, üzerine reca kokusunu ekleyerek hamd kaşığı ile iç! İşte size tavsiyelerim, tutarsanız hem dünyada hem de ahirette mutlu olursunuz.”

Rabia Hatun’un bu tavsiyelerinden sonra uzun bir sessizlik oldu. Sessizliği Ezan-ı Muhammedî böldü. Rabia Hatun durakladı. “Allah’ım senden sana geliyorum. Seni kendimde, kendimi de Sen’de aramaya devam etmek üzere huzuruna geliyorum. Haydi, namaz vakti geldi, söküğümü Allah’ın nuru ile dikeyim de haram yazılmasın! Bana müsaade…”, diyerek yoluna yürüdü Rabia Hatun.

Sonra sahneye Cüneydi Bağdadi, Beyazıdı Bestami, Hallacı Masur, İbni Sina ve İbn’ül Arabi çıktı. Her birinin ağzından aslında konuşan yalnızca O (cc) idi. Çünkü O, onların tutan eli, duyan kulağı, gören gözü, söyleyen diliydi.

Onlardan, O’nun (cc) neler söylediğini merak edenler, Taşkın Tuna’nın Şule Yayınları’ndan çıkan eseri Bir Elma İki Ayna’ya bakabilirler.

Taşkın Tuna, Bir Elma İki Ayna, Şule Yayınları

 

Metin Erol

Güncelleme Tarihi: 29 Kasım 2018, 17:12
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20