Soğuk Temmuz- sıcak hikâyeler

Hüzünlerini, hayal kırıklıklarını, umutlarını, beklentilerini kalemle birleştirerek okuyucularına farklı bir tat sunan İbrahim Kaya, akıcı üslubu ile karşımıza çıkıyor. Mustafa Şahin yazdı.

Soğuk Temmuz- sıcak hikâyeler

İbrahim Kaya, Soğuk Temmuz adlı hikâye kitabındaki sımsıcak hikâyeleriyle okuyucusunun içini ısıtmaya devam ediyor. Sivas’ın soğuk rüzgârından doğup “Soğuk Temmuz’a” uzanan bir hayat hikâyesi bu. Hak ve hakikat yolculuğu… Derdi olan hikâyeler… Hüzünlerini, hayal kırıklıklarını, umutlarını, beklentilerini kalemle birleştirerek okuyucularına farklı bir tat sunan İbrahim Kaya, akıcı üslubu ile karşımıza çıkıyor.

Yıllardır Bir Nokta, Dil ve Edebiyat, Ay Vakti, Aydos Edebiyat gibi farklı dergilerde yazan İbrahim Kaya, 2017 yılı başlarında ilk hikâye kitabı “Kutlu Oda” ile yayın dünyasına esaslı bir “Merhaba” demişti. Okuyan her okurun zihninde ayrı bir etki bırakan yazar ikinci hikâye kitabı “Soğuk Temmuz” ile 2017 Eylülünde tekrar karşımıza çıktı. Kitabın ismi her ne kadar “Soğuk Temmuz” olsa da sıcak hikâyeleriyle dikkat çekiyor yazar.

“Soğuk Temmuz” ismi, hain darbe girişimine karşı düşünülmüş bir isim... İstanbul’da yaşayan yazar, hain darbe teşebbüsüne halkımız gibi tepkisini ortaya koymuş ve bu tepkinin bir sonucu olarak da gördüğü bu hainliği “soğuk” metaforu ile kitabına ad olarak vermiştir. Yine aynı adı taşıyan bir hikâyesi ile 15 Temmuz kahramanlarının destanını dile getirmiştir. Hikâyeyi okuduğumuzda aynı duyguları tekrar yaşamız gibi oluyoruz. Özellikle hikâyenin içerisine yerleştirilmiş̧ olan “Tik! Tak’ Tik! Tak!” tekrarları sanki kötü bir şeylerin olacağı hissini daha hikâyeye başlarken bize hissettiriyor.

“Dirilişe Sela” hikâyesiyle yeniden dirilen bir milletin destanına ışık tuttuğunu görüyoruz ve okudukça kelimeler boğazımızda düğümleniyor. Gökyüzüne bir yıldız gibi yükselen şehitlerimizi gözyaşlarımızla uğurluyoruz.

İbrahim Kaya’nın okuduğumuz her hikâyesinde geçmişe ayrı bir özlemi hissediyoruz. Kaybedilen, unutulan, unutturulan, önemsiz hâle gelen değerlerimiz, Kaya’nın hikâyelerinde tekrar gün yüzüne çıkıyor. Yazar unutulan bu değerleri akıcı üslubu ile hatırlatarak bizlere ayrı bir mesaj veriyor.

Hikâyelerinde sık sık köy ile modern şehrin kıyasını yapan yazar, “Veda” hikâyesinde bu sorgulamaların şiddetini iyice artırıyor. Köyden şehre göç eden bir ailenin hikâyesinin anlatıldığı Veda’da şehre girdiği sabah namazı vakti “bulutların birbirine yaklaşması, şimşeklerin çakması, şehrin ürkütücü ve karmaşık hâli ile onları karşılaması” yaşanacak olumsuzlukların daha baştan belli olacağını hissettiriyor bize… Yine aynı hikâyenin devamında şehrin tanımını şöyle yapıyor yazar: “Devasa binalar, muazzam bir kalabalık müthiş bir gürültü... Renk renk, çeşit çeşit arabalar... Kimi biçare, kimi bitkin, utangaç̧; kimi kibirli, dinç, güler yüzlü insanlar... Birbirine benzemeyen simalar hepsi bir arada ama hiçbirinin diğerinden haberi yok. Arsız ve umursuz görünüyordu herkes ve her şey. Tezatlar, çelişkiler... Çukurun kenarında hayatlar... Hiç bitmeyecek imtihanlar ve cevap verilemeyen sorular...”

İbrahim Kaya iyi bir Müslüman her şeyden önce. Bu Müslümanlığının bir gereği olarak da bölgesinde yaşanan olaylara karşı kayıtsız kal(a)mıyor. Onun hikâyelerini okurken Suriye’deki mazlumların sesini duymuş oluyoruz, bombalanan binalardaki mazlum çocukların acısını hissediyoruz. “Gazze’nin Kınalı Kuzuları” ile hüzünlenip ağlıyoruz. Gazze”deki katliamı anlatırken yazar “çocuklar uyuyunca sessiz olunur, ölünce değil” serzenişi ile bu zulme sessiz kalan insanları direnişe davet ederek zulme karşı suskun olunmaması gerektiğini vurguluyor. “Kudüs Ah!” hikâyesi ile Kudüs sokaklarında gezintiye çıkıp Mescid-i Aksa önünde şehadet şerbeti içen genç fidanların şehadetlerine şahitlik yapıyoruz. “Vefa” adlı hikâyede memleketin güneydoğusunda destanlar yazan kahraman vatan evlatlarımızı selamlıyoruz.

Yazar, Soğuk Temmuz kitabının birçok hikâyesinde insanın asıl görevinden uzaklaşarak kaybettiği imtihanını dile getiriyor. Modern hayatta çıkmazlar yaşayan insanoğluna çıkış yolu gösteriyor. Bu yolunda ancak İslam ile mümkün olacağını Soğuk Temmuz’un sayfalarına serpiştiriyor. Özümüze dönmemiz, kendimize gelmemiz gerektiğini haykırıyor. Çoğu insanın Müslümanlığın sadece nüfus cüzdandaki bir bölümden ibaret olduğunu “Kaybeden” hikâyesinde dile getiriyor. Yine “Hiç” hikâyesinde Ali Bey karakteri üzerinden bu sorgulamaları daha fazla yaparak zihnimizde cevaplanması gereken sorular bırakıyor.

28 Şubat sürecinin yaşandığı günlerde İbrahim Kaya, Marmara Üniversitesi’nde öğrenci idi. Yaşanan bütün zulümlere tanık olan yazar, başörtüsüyle sınıflara alınmayan kız öğrencilerin acısını da görmüştü. Tanıklık ettiği bu zulmü yıllar sonra “Soğuk Temmuz” kitabındaki “İlk Ders” hikâyesi ile dile getiriyor. Anlattığı aslında hepimizin hikâyesiydi: Kapatılan imam hatip okulları, Kuran kursları, okullara alınmayan kızlar... Hikâyenin her cümlesinde kendimizden bir şeyler buluyoruz; yeri geliyor ağlıyoruz, yeri geliyor kızıyoruz yapılan bu zulümlere.

Ve birbirinden güzel, birbirinden hoş diğer hikâyeler… Kutlu Oda ile iyi bir merak uyandıran İbrahim Kaya, Soğuk Temmuz’la bu merakımızı daha da artırıyor. Soğuk Temmuz’un sıcak hikâyelerini herkese tavsiye ediyoruz.

Mustafa Şahin

(Bir Nokta Dergisi Ocak 2018/183.Sayı)

Yayın Tarihi: 08 Aralık 2020 Salı 16:00 Güncelleme Tarihi: 08 Aralık 2020, 16:08
banner25
YORUM EKLE

banner26