Soğuk da olsa bu rüyaya kulak vermeli!

İmdat Avşar, bozkırın poyraz değmiş sesiyle anlatıyor hikâyelerini ‘Soğuk Rüya’da..

Soğuk da olsa bu rüyaya kulak vermeli!

Başkasının hikâyesinde bizi çeken sır çoktan kayıplara karıştı. Neyi merak ediyoruz? Hızla akan bir mızrak gibi geçip giderken hayat; nedir dikkatimizi çeken? “Başkalarının hikâyesiyle ya da aşkıyla başlıyor hayatımız” denli de değil hıza kesmiş hayatlarımız. Unuttuğumuz kadar insanız; hatırladığımız kadar insanız.İmdat Avşar

Hikâyelerinin başında toplanıyoruz ister istemez

İmdat Avşar, unutkanlıklarımızın tam ortasında duran bir hikâyeperdaz. Bir şekilde es geçtiğimiz ne varsa, arayıp buluyor ve önümüze seriyor. Biz de, köy çocuklarının çerçinin etrafında toplanması gibi anlatılan hikâyenin başında toplanıyoruz ister istemez. Öyle ya; anlatılan bizim hikâyemiz Soğuk Rüya kitabında.

Şehnaz Hanım Koleji’nde okumak istemez misiniz? İmdat Avşar’ın aynı adlı hikâyesini okuyunca farkedeceksiniz ki birçoğumuz zaten o kolejden mezun olmuşuz. Hele ki seksenli yıllarda orta mektep talebesiyseniz, Şehnaz Hanım, Feride Öğretmen gibi yollara düşmüş, zengin babanızın parasıyla metruk mektep binasını tamir ettirmiş, şehrin aynalı tüm delikanlıları size âşık olmuş, dersten kaçan haşarı çocuklar da okulun yolunu bulmuştur. Güzel olan başka bir şey ise, ısınmayan okul binası Şehnaz Hanım’ın varlığıyla ısınmış, o okulda olduğu müddetçe hijyenik ve mutlu bozkır sabahlarına uyanmıştır Şehnaz Hanım Koleji’nde okuyan öğrenciler.

Ayvaz Usta’ya ne demeli… Yüzü karalı, bahtı karalı Ayvaz Usta’ya. Bir tavuk bile kestirilmeyen Ayvaz Usta’nın yakasına yapışmış “abdal” kaderi olmasa, ne de güzel gülecekti Ayvaz Usta. Düğünde, dernekte, karşılamalarda olmazsa olmaz Ayvaz Usta’nın kadersizliği ve kederi yapışır yakamıza bir bozlak gibi.

Soğuk Rüya’nın en sıcak hikâyeleri analı hikâyeler

Lakin Soğuk Rüya’nın en vurucu hikâyeleri “analı” hikâyelerdir. Eylül yangınına doğru yürüyen evlatlarını korumak için tandırda “yasaklı” kitapları yakan analarımız, bizim “anarşik” olmamamız için hocalara gidip muskalar yazdıran analarımız, saatin saniyesiyle kavgalı, akrebine küskün… Oğullar ve kızlar doğurmakta maharetli, buğdaydan un, undan ekmek, ekmekten namuslu çocuklar çıkaran analarımız… İmdat Avşar, analarımızın yüreğine başını yaslayıp içini çeke çeke yazmış analı hikâyeleri. İlk hikâye kitabı olan Çiğdemleri Solan Bozkır’da anaların girdiği hikâyeler tam yüreğimize bir yiğit yumruğu vurmuştu. Bu kitapta ise analar ağır ağır gelip kuruluyorlar gözlerimizin önüne…

İmdat AvşarTabi eğitimci tarafını unutmamalıyız hikâyecinin. Zira uzun süre muallimlik, daha sonra da milli eğitim müfettişliği yapan İmdat Avşar sınıfın içinde birçoğumuzun görmediği o acılı, munis, tatlı, ıskalanmış hikâyeyi bulup yüzleştiriyor ihmallerimizle. İçinden Söven Çocuk, adı denli tatlı bir hikâye mi? Okumak lazım. Mireli’nin neden içinden sövdüğünü görüp belki biz de içimizdeki o dövülen çocuğu zaptedemez, basarız küfrü.

Bozkırın poyraz değmiş sesiyle anlatıyor İmdat Avşar

Yalın, duru, dolambaçsız, yapmacıksız, okuyucu avına çıkmayan kelimelerle çıkıyor karşımıza İmdat Avşar. “Abdalın kestiği yenmez!” diye bir bahtsız söze inanmıştır kimileri. Ayvaz Usta’nın bu söz ile kalbinin nasıl kesildiğini, Mireli’nin suskunluğunda ne kadar şarkı saklı olduğunu, anaların çocukları yemesin diye dert yediğini, bozkırın poyraz değmiş, bozlaklara kardeş olmuş, dingin sesiyle anlatıyor İmdat Avşar. Geriye, unuttuğumuz zamanlara, bakir ve mesut olduğumuz zamanlara bakmak, o günleri bir daha hatırlamak istiyorsanız “soğuk bir rüya” anlatıyor hikâyeci; içimizi ısıtan.

Zeki Bulduk, bozkırdan esen poyraza döndü yüzünü, ılık bir rüya gördü

Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2019, 13:45
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13