Sizin defterinizdeki suretler kime ait?

Beşir Ayvazoğlu'nun, “Şeyh Galib’in deyişi ile her biri bir küçük âlem olan bu insanlara hoşça baktım” diyerek ele aldığı 40 kişinin portresi, “Defterimde Kırk Suret” kitabında toplanmıştı..

Sizin defterinizdeki suretler kime ait?

Hatıraların, yaşanmışlıkların insan için ve insanî bir olgu olan edebiyat için çok ayrı bir yeri var. Bu hatıraların en önemli yanı ise uzun süre insan zihninden silinmeyip izini kaybettirmemesi. Öyle ki hatıralar üzerine yazılmış nice eserler var. Bir araya gelindiğinde ise konuşulacak olan bahis hatıralar denklemi üzerinden kurulur. Özellikle de rivayetler çağında yaşayan biz yeni nesiller için bizden evvelkilerin yaşanmışlıklarını dinlemek ve okumak bir başka tat verir. Kaybettiğimiz zamanların ve duyguların bir tesellisi olarak sığınırız tarihe, yaşanmışlara, hatıralara ve rivayetlere. Adeta kendi yaşadığımız ve unuttuğumuz bir noktaymış gibi okuruz hatıratları. Unutulanları yeniden hatırlamak için.

Eminim sizler de okumuşsunuzdur. Doğduğunuz şehirden, kasabadan bahseden, içinde eskiye dair fotoğrafların, isimlerin, dükkanların, park ve bahçelerin olduğu kitaplar. Sonra o muhitin önde gelen isimlerinden aktarılan rivayetler, anılar sıralanır; kimi zaman bir harbin en sıcak sahnesidir anlatılan, kimi zaman da “o zaman şimdiki gibi değildi. Şimdi her şey bol; o zaman bunları bulmak nerde?..” sözlerinin hayretleri ile başlayıp bize şimdinin nimetlerinin şükrünü hatırlatan kıtlık zamanlarının zorluklarıdır.

Tabii bir de isimleri doğdukları köyden, ilçeden, ilden dışarıya taşmış olan insanlar vardır. Yazarlar, şairler, siyasi ve akademik yüzler vardır. Bu insanların hatıralarının yanında bir de önemli insanlardan dinledikleri hatıralar vardır ki bunları okuyup dinlemek, yaşamlarına yetişilememiş birçok insanın varlığını, kimliğini ve düşünce dünyasını bizlere hatıraları ile tanıtarak bizi o isimler ile tanıştırır.Beşir Ayvazoğlu, Defterimde KIrk Suret

Bu tanıştırma noktasında yaşayan edebiyatımızın, portre ve biyografik eserler veren önemli isimlerinden birisi olan Beşir Ayvazoğlu’nun Defterimde Kırk Suret adlı eseri, bizlere her insanın bir yerlerde tanışıp sohbet ettiği ve belki de ortak bir yaşam alanı bulduğu insanlarla yaşadıklarının kayda geçirilmesinin güzel bir örneğini sunuyor.

Son derece heyecan verici bir keşif yolculuğu

Geleneğin takipçilerinden olan Beşir Ayvazoğlu, hayatında varlıkları ile yer yetmiş kişiler üzerine yazdığı yazılarının kırka ulaşması üzerine, bu sayının gelenekteki yerini önemseyerek defterindeki kırk suretin kendisindeki yerini bir kitapta toplamaya karar vermiş ve şu ana kadar 7 baskı yaparak Kapı Yayınlarından çıkmaya devam eden Defterimde Kırk Suret adı ile kitaplaştırmış. “Osmanlının Yadigarları”, “Yeni Devir Yeni Yüzler”, “’46 Sonrası” ve “Onlar da Bizden” başlıkları ile dört bölüme ayrılmış olan eser; bilim, sanat, kültür, siyaset ve edebiyat alanından Necmeddin Okyay, Nezahat Nureddin Ege, Necip Fazıl Kısakürek, Turgut Cansever, Ahmet Kabaklı, Sedat Umran, Turgut Özal, Ziya Nur Aksun, Orhan Okay, Halid Refiğ, Hilmi Yavuz, Yavuz Bülent Bakiler, Hüsrev Hatemi, Saadettin Ökten, Aydın Menderes, Mustafa Kutlu, İsmail Kara, A.Turan Alkan gibi kırk isme misafirlik ediyor. Ayrıca “Onlar da Bizden” başlığı altında alınan “Annemarie Schimnel, Cengiz Aytmatov, Kenize Murat isimleri de kitap içinde kendisine yer bulan portrelerden.

İlk portrelerini hafızasına ve arşivine güvenerek yazan Ayvazoğlu, daha sonra yazmaya, hayatta olan kişilerle birebir görüşerek ve onlardan dinlediklerini kaydederek devam etmiş. “Son derece heyecan verici bir keşif yolculuğu” olarak adlandırdığı bu görüşmelerin içeriğinde, kişilerin konuşmalarında hep çocukluklarına gittiklerini, oradaki temeller üzerine kurulmuş hayatlarının gelişmesinde çocukluk dönemlerinin büyük etkisinin olduğunu söylüyor.

Defterimde Kırk Suret’i okumak, “evlerde alınan ilk terbiyelerin, ilk bilgilerin, okunan ilk kitapların, ilk öğretmenlerin, ilk çevrenin, arkadaşlıkların, yeni fikirlerin tartışılarak üretildiği kahvehanelerin veya buna benzer mekânların, ilk yol göstericilerin, nasihat verenlerin, yazılan ilk yazıların, ilk dergi heyecanlarının” anlatıldığı sohbetlerden ve hatıralardan mündemiç, bu kırk ismin yaşanmışlıklarının canlı şahidi olmak anlamına geliyor.

Her biri bir küçük âlem olan bu insanlara “hoşça baktım” diyerek ele aldığı portreler

Kitapta yer alan portrelerden ilkin Mustafa Kutlu portresini okudum. “Bir hikâyecinin çocuk ve genç adam olarak portresi” başlığında ele aldığı Mustafa Kutlu için yazar, “önceleri, Hareket dergisindeki hikâyeleri ile tanışmıştım” diyerek söze başlıyor. Karşılaşır karşılaşmaz da aralarında bir ruh akrabalığı olduğunu hissetmiş. Bilindiği üzere Mustafa Kutlu Erzincanlı ve Beşir Ayvazoğlu da Sivaslıdır. Aynı şartlarda büyüyüp aynı değer yargıları ile yetiştiklerini vurgulayan yazar, okuduklarının da aynı Mustafa Kutluçizgideki eserler olduğunu söyler. Ve kendisi için, Mustafa Kutlu ismini anlatmanın, mahrumiyetlerle dolu bir çocukluktan çok partili döneme geçişin sancılı izlerini, 1970’li yılların kaotik ortamında pişerek yetişen bir aydın neslin dramatik macerasını anlatmanın aynı şey olduğunu belirtir.

Ayvazoğlu’nun burada Kutlu’ya dair anlattıklarında, onun, çocukluk hatıraları ile yazmış olduğu hikâyeleri arasında büyük bir izdüşümü olduğunu bariz bir şekilde görmek mümkündür. Nahiye müdürü olan babasının çok partili döneme geçişte o nahiye senin bu kasaba benim gezmeleri. Şuuru henüz uyanan Kutlu’nun, Kemah’ın Kamerik nahiyesinde geniş ve bomboş bir arazi üzerinde tek başına duran evde kalışları ve bu “yalnız ev”in Kutlu’da bıraktığı hatıralar onun hayal dünyasında çok önemli bir yere sahipmiş. Bu ev, bu evin yakınlarındaki Cebesoy tren istasyonu, lojmanlarda oturan demiryolcular, asker dolu trenler. Biraz ötede akan Fırat nehri, tren düdükleri ve kurt ulumaları… Bu çocukluk hatıraları, orada geçip gitmiş yaz ayları, harman vakitleri, göçmen kuşların seyri; gaz ocağının ve radyonun evlerine ilk kez gelişi… Bunlar günümüz çocuklarının yaşayarak bilemeyeceği ancak (belki de bir Mustafa Kutlu hikâyesinden) okuyarak öğrenecekleri şeylerdir. Daha sonra ilk okumalar, yazarlarla ilk tanışmalar, dergilerde çıkan ilk yazılar, kurulan arkadaşlıklar. İlk yazılan hikâyesi: Erzurum’da yarı meczup bir Abdurrahman’ın hikâyesi.Ahmet Turan Alkan

“Altıncı Şehir’de aynı yıllarda, aynı manevi ve kültürel havayı soluyarak yaşadık, kumaşlarımız aynı…” Ayvazoğlu,  Ahmet Turan Alkan için böyle diyor. Aynı Nakşî şeyhine tâbi olan anneleri onları Sivas’ın Taşlı sokağındaki tekkeye beraberlerinde götürürlermiş. “Onunla ilgili aklımda kalan ilk imaj tekkenin avlusundaki beyaz tenli tombiş bir çocuk imajıdır” diyen Ayvazoğlu, daha sonra Alkan ile arkadaşlıklarının nasıl bir “dava” arkadaşlığına dönüştüğünü anlatıyor. Ayrıca adının neden Ahmet Turan konulduğunu öğreniyoruz bu portreden. Buna göre, ailesi, üç kız çocuktan sonra Sivas’taki Battal Gazi yoldaşlarından olan Ahmed-i Turan Gazi hazretlerinin türbesinde dua edip, çocuklarını burada Allah’tan diledikleri için doğan erkek çocuklarına bu ismi vermişlerdir.

Ayvazoğlu’nun, “Şeyh Galib’in deyişi ile her biri bir küçük âlem olan bu insanlara hoşça baktım” diyerek ele aldığı portreler, bu tür anılarla birlikte devam edip gidiyor.

Peki, siz hiç düşündünüz mü? Sizin defterinizde unutulmaz izler bırakan ve düşündüğünüzde, ilklerinizi saydığınızda, “bizim de hamurumuzu yoğuran işte şu kırk kişiydi” diyebileceğiniz isimler kimler?

Sefa Toprak yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 13:32
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13