Sırma saçlıların badem gözlülerin kitabı: Yaşayan Portreler

Dost canlısı Tuna; dostane ilişkilerinin, güçlü gözlemciliğinin artılarını damıtmış “Yaşayan Portreler” kitabında. Samimi yazılar, esprili yaklaşımlar karşılar okuru böylelikle. Süheyla Karaca Hanönü yazdı.

Sırma saçlıların badem gözlülerin kitabı: Yaşayan Portreler

“Kel ölür, sırma saçlı olur; kör ölür, badem gözlü olur.” diye malum bir atasözümüz var.

Fahri Tuna, bu atasözünü haksız çıkarmak ister gibi Yaşayan Portreler kitabında yaşarken kıymet verdiğini gösteriyor değerli isimlere. Portresini sunduğu insanları sadece ürettikleriyle değil, kişisel özellikleriyle, fiziksel özellikleriyle de resmediyor. Birkaç sayfalık yazılarında öylesine nokta atışlar yapıyor ki parmak ısırtacak derecede. Portrelerini yazdığı isimlere aşina olanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır.

Dost canlısı Tuna; dostane ilişkilerinin, güçlü gözlemciliğinin artılarını damıtmış eserine. Samimi yazılar, esprili yaklaşımlar karşılar okuru böylelikle.

Eserin içeriğine geçmeden önce dikkatimi çeken bir durumu paylaşmak istiyorum: Yaşayan Portreler’de A. Ali Ural, Adem Turan, Adnan Özer, Ahmet Güner Sayar, Ali Günvar, Ali Haydar Haksal, Beşir Ayvazoğlu, Cahit Koytak, D. Mehmet Doğan, Hasan Duruer, Haydar Ergülen, Hicabi Kırlangıç, Hilmi Yavuz, Hüseyin Atlansoy, Hüseyin Su, İbrahim Zaman, İhsan Deniz, İsmet Yedikardeş, Mehmet Nuri Yardım, Mehmet Şeker, Mustafa Everdi, Mustafa Hatipler, Prof. Dr. Mustafa İsen, Mustafa Kutlu, Mustafa Özçelik, Necip Tosun, Nurullah Genç, Rasim Özdenören, Sadık Yalsızuçanlar, Şakir Kurtulmuş, Şeref Akbaba, Zeynel Beksaç, Zihni Göktay olmak üzere otuz üç isme yer verilmiş. Bu isimler arasında kadın bir yazara yer verilmemiş olması kitabı çok eril bir duruşa taşıdı gözümde.

Mor ötesi dizelerin şairi olarak nitelediği A. Ali Ural’ı tasvir ederken kelimelerle resim yapar gibi şu cümleleri kullanır yazar: “ Duruşu, yürüyüşü, endamı, diksiyonu, jest mimikleri, atkuyruğu saçları, giyimi ile safariye çıkan ince/zarif/narin şiir avcısını hatırlatmıştır her görüşümde bana.” Sanatçının şiirlerinden cımbızla çektiği örneklerle başka portreler de sunar bize insanlığa dair. Yemek Yiyen Garsonlar şiirindeki hazin bir resim tablosunu anlatması gibi:

Yemek yiyen garsonlara bak dünyanın dibinde

hırsızlık yapar gibi lokmaları kaçırıyorlar

günah işler gibi çiğniyorlar ekmeği

gözleri hala havaya uzanan elde

bir parmak şıkırtısı kolluyor üzengileri

Evliliği beceremiyorum bencilerinden şiir kuşu dediği Adnan Özer’i anlatırken birçok şiirini mercek altına aldığını şu bölümden anlıyoruz: “ Doğaya tutkun, doğaya aşık, doğayla sırdaş; işte şiirlerindeki dostları: ıstır otları, erik kurusu, hasat buğusu, dişbudak yaprakları, çavuş üzümü, arife kınası, söğüt kaval, gül şurubu, güz ayvası, gelin çiçeği, Macar karanfillerinin ruhu, çitlembikler, karamuklar, kuru üzüm, tuzlu fıstık, zambaklar, ölüm çiçeği, naylon çiçekler, kuşkonmaz dalı, iri karanfiller, müjde ağacı, yaban mercimeği.” Yalnızlığı onuru olarak gören yanını anlatır Özer’in.

Süheyl Ünver’den Cemil Meriç’e, Abdülbaki Gölpınarlı’dan Fethi Gemuhluoğlu’na birçok kıymetli anıları olan Abbas Sayar’ın tek oğlu Ahmet Güner Sayar’ın bu hatıralarını kitaplaştırmasını beklemenin hak olduğunu söyleyerek önerilerde de bulunmuş olur. Hayatını kitap ve hitap üzerine bina etmiş biri olarak takdim eder. Anlattığı insanların fiziksel kusurlarına da naif bir şekilde değinir. Ahmet Güner Sayar için biraz ağır işitmesi kulaklarının akıl ve gönül hızına ayak uyduramamasındandır ifadesine yer verişi gibi. Aynı şekilde Niğdeli Malcolm X olarak nitelediği Mustafa Everdi’yi anlatırken de benzer cümleler sarf eder: “Ağır işitmesi, kulaklarının zeka hızına yetişememesindendir. Gün geçtikçe bilgeleşen yazar.” Everdi’yi Robinsonlarca işgal edilen bir ülkede milyonlarca Cuma’dan biri gibi yaşamasıyla anlatır. Namuslu, sorumlu bir aydın gibi güçlülerin değil haklıların yanında yer alan hukukçu yanına da değinir.

Eylül İmaları’nın şairi

Portrelerinde açık tenli zenci diye tanımladığı yazarları da anlatır, beyaz Türkleri de. Ali Günvar gibi. Hayata beyaz Türk olarak başlamasını Saint Josephli ve Robert Kolejli olmasına bağlar. Zamanla ülkesine, insanlarına ilgi duyan “Eylül İmaları’nın Şairi” olarak nitelediği Ali Günvar’ı entelektüelliğiyle, namuslu, dürüst bir adam oluşuyla ve Hilmi Yavuz ile sıkı münasebetiyle ön plana çıkarır.

Otuzun üzerinde esriyle yirmi beş senedir kuyumcu titizliğiyle yayımını üstlendiği Yedi İklim dergisi ve Yedi İklim yayınlarıyla bilenlerin bilip, görenlerin gördüğü çağdaş Malkaçoğlu olarak nitelediği Ali Haydar Haksal’ı anlatırken dergilerimizin başındaki diğer değerlere de dikkat çeker. Ayvazoğlu’nu, Kutlu’yu, Haksal’ı, Su’yu, Akbaba’yı birer sultana benzeterek bu isimleri gösterişsizlik abidesi olarak tanımlar.

Dışına ne kadar kapalıysa içine o kadar açık, tanımadığına ne kadar soğuksa dostlarına o kadar sıcak, içine derin bir adam olarak anlattığı Beşir Ayvazoğlu’nu bizler için bir ömür aşk masalları devşiren yanıyla aktarır.

Doğu’nun sekizinci oğlu olarak sınıfladığı susması bağırmasından büyük Cahit Koytak ile ilgili aktardığı bir anekdot ders alınacak türdendir: “Kendisinden önce sahne alan her şairin sayın bakanım, sayın müsteşarım, sayın valim, sayın büyükşehir belediye başkanım, sayın kaymakamım hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum diye başlamasına; sıra kendisine gelince ışıkçıları, sesçileri, bekçileri, zabıtaları, göldeki kayıkçıları selamlıyorum tepkisi ve isyanı ne kadar da anlamlı, ne kadar insani ve ne kadar Cahitçedir.”

Memleketin yüz milyonlarca Mehmet’inden biri olup fark edilsin arzusuyla isminin önüne D’yi eklemesinden bahseder kalemin yakıştığı D. Mehmet Doğan için. Ben de kendi adıma D’nin açılımının ne olduğunu merak etmiştim. Bu yazıyı okuyunca cevap bulmuş oldum. 1.829 sayfalık Büyük Türkçe Sözlük’ün yazarının lügatimizdeki her bir ibare için yarım saat konuşabileceğini, dilimize olan katkısını vurgular.

Toprak gibi mütevazı, su gibi dost, şiir gibi içten, rüzgâr gibi serinletici, ateş gibi yakan ve yapan bir adam deyip şiirimizin dedebabası olarak sunduğu Haydar Ergülen’i  “nar“ ile bütünleyerek aktarır. Hayatını nara vakfeden, “Nar Alfabesi”ni yazan, toplu şiirlerini Nar adıyla yayınlayan şairin kızının adının da Nar olmasına dikkat çeker.

Çağdaş İran şiirini ülkemize tanıtıp okutan, sevdiren Humeyni lakaplı Hicabi Kırlangıç ismine ilginiz uyanabilir. Taşralı komplekslilerin aksine camiasında tek uzun saçlı şair olup tek spor giyine profesör olarak resmeder.

Lügatteki bilgenin karşılığı olarak gördüğü Hilmi Yavuz’u “Hace-i Ekber“ olarak tanıtır. Şiir ve düşüncede dedebaba olarak niteler. Yavuz’u bir aristokrat üstelik de aristokratlığın en çok yakıştığı bilge olarak, hüzün şairi olarak imler.

Mustafa Kutlu’nun çocuk kalan yanı

Fahri Tuna’nın sanatçıları anlatırken onların eser adlarını da metin içine naif bir şekilde yerleştirdiğini görürüz. Tek kelime fazla konuşmaz tek kelime eksik konuşmadığı gibi. Tek kelime fazla yazmaz tek kelime eksik yazmadığı gibi. Ölçü, ölçüt, denge adamıdır dediği Hüseyin Su’yu anlatırken bir yandan da eser adlarını metin içine şöyle giydirir: “Bu ülkede Aşk’ın Halleri de ondan sorulur, Öykümüzün Hikayesi de. Ana Üşümesi yaşayan insanımıza Gülşefdeli Yemeni’ler armağan ederek gönüllerine su serpen Halakızının yeğenidir; bir ömür Tüneller geçerek gelmiştir.”

Hiç kimseye darılmadan dargın bir gönle sahip nitelemesi de düşündürücü bir hal alır.

On üç yaşında babasız kalmanın sızısı ve zorluklarından olmalı ki kalemi hep yetimlerin, öksüzlerin, garibanların, fakir fukaranın sesi, gözü oldu dediği Mustafa Kutlu’nun çocuk kalan yanını duyurur okurlara. Okuyan, tanıyan herkes şehadet eder ki Mustafa Kutlu, Çağdaş Türk hikâyeciliğinin beyaz lekesidir çıkarımıyla aydınlık, toplumcu, isyankâr yanına dikkat çeker.

Şiirini Karakoç’la, Pakdil’le, Zarifoğlu ile besleyip yeşerten Mustafa Özçelik’i Mavera’nın paltosundan çıkan altın çocuklardan biri olarak anlatır. Eskişehir’in çağdaş Yunus Emre’sini daha ziyade dizeleriyle anlatır. Yusuf özlü, Yakup yüzlü şair benzetmesiyle de şairin dizelerine gönderme yapmış olur.

“Okuryazarlığı olmayan bir anne, ancak kırkından sonra üç beş kelime yazabilen bir baba. Harçlıklarını kitaba yatırması yüzünden eve kitap sokması yasaklanınca gizlice arka pencereden eve kitap sokabilen bir çocukluk.”

Merak ettiniz değil mi kim olduğunu?

Ömrünü öyküye adayan Necip Tosun’un yaşamından bir kesit sunmuş olur bu cümlelerle. Haydar Ergülen nasıl ki Nar’ın babası ise Necip Tosun da Öykü’nün babasıdır. Her gün aralıksız görüşüp konuştuğu yakın dostları olarak Çehov, Kafka, en az hafta da bir de Gogol, Woolf olarak gösterip yazarın “yalnızlık“ tercihini açıklar. Portre sayesinde Sessizlik Oratoryosunun hem bestecisi hem de icracısı olduğunu öğrenmiş oluruz.

Bilgi ile sevgiyi tehvid etmiş çağdaş ariflerimizden Sadık Yalsızuçanlar’ın üretkenliğini, kelime kelime, cümle cümle, kitap kitap; hikaye hikaye, roman roman, belgesel belgesel kendi kültürümüzün sadık aktarıcı olarak vurgular.

“Senden kalan hatıra sensin” dizelerinin sahibi Şakir Kurtulmuş’u anlatırken daha bebecikken ölen kızı Şeyma için duyduğu hüznün şair üzerindeki etkilerini hissettirir.

Gül Yetiştiren Adam’ın ta kendisi

Akşamın aydınlığını, umudu, hüznün de bir sonu olduğunu hatırlatan şiirleriyle ay düşleri gören tevazu sahibi onurlu duruşuyla Şeref Akbaba’yı; işini kış tut, yaz çıkarsa bahtınadır sağlamcılığındaki İbrahim Zaman’ı; resimleri ne kadar soyutsa kişiliği o kadar renkli ve somut olan Mardinli Ressam İsmet Yedikardeş’i; edebiyatımızda en çok farklı kelime kullanan yazarlar arasında ilk sıralarda yer alacağını belirttiği Gül Yetiştiren Adam’ın ta kendisi dediği Rasim Özdenören’i; yedi milyon keşif bedelli işleri bir buçuk milyona bitiren, çaycıda, berberde, tuvalet temizlikçisinde telefon numarası bulunan, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz sözünün düsturu olarak gösterdiği Hasan Duruer’i yaşayan efsane vali olarak takdim eder anekdotlarla.

Nef’i’nin “Aşinaya aşina bigâneye bigâneyiz.” dizelerini ilke edine Fahri Tuna’nın tam bir portre yazarı duruşunda olduğunu belirtebiliriz. Portre yazmak için aşina olmak, iyi gözlem yapmak, tanış olmak, hikâyecik toplamak şart. Tuna da bunu fazlasıyla gerçekleştirmiş. Ele aldığı kişileri karakteristik özellikleriyle okura duyurmuştur. Gerek dış görünüşlerini, gerek karakter özelliklerini okuyucunun hayalinde canlandırabilecek dirilikte sunmuş. Ele aldığı kişilerin iç dünyasını, alışkanlıklarını, dostluklarını, ahlaklarını, fikirlerini, hayata ve sanata bakış açılarını, baskın yanlarını, bilinmeyen hikâyelerini kıvrak bir üslupla sergiler.  Portreye konu olan kişilerin düşüncelerini ve anlayışlarını etkili bir biçimde aktarmak için sözlerine, eserlerinden satırlara, dizelere yer vermesi esere ayrı bir zenginlik katmış ipuçlarıyla örülü ilerler. Anlıyoruz ki Fahri Tuna, kendi yaşamında dostluk kurduğu isimlerin kişiliklerini, karakteristik özelliklerini, fiziksel özelliklerini anlattığı gibi anlattığı isimlerin eserlerine de hâkim olduğu mesajını vermiş oluyor okura.  Kitap, vefa örneği olacak samimi, incelikli bir dille ilerliyor. Portre alanında yazanın çok az olduğunu düşündüğümüzde portre türüne katkı sunan yazarımızın zaman ilerledikçe çağın kadın yazarlarıyla da tanıyacak kadar konuşup yakınlıklar kurmasının yazın dünyası açısından önemli bir katkı olacağı kanısındayım.  Kitabı okuduğumda birçok özelliğini bildiğimi düşündüğüm isimlerin farklı özelliklerini okuyup şaşırmış da olarak kitabı, sevdiklerim köşesine yerleştirmiş oldum.

Güncelleme Tarihi: 15 Şubat 2020, 20:27
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Seher ARVAS
Seher ARVAS - 8 ay Önce

Yazarımız elbette bu yazıyı görünce çok mutlu olacak.

Canan
Canan - 8 ay Önce

Tebrikler hocam.

süheyla karaca
süheyla karaca @Canan - 8 ay Önce

çok teşekkürler

Emir Şıktaş
Emir Şıktaş - 8 ay Önce

Kalemin hiç susmasın hocam, baya bir emek harcamışsınız analizlere, okuyucunun bir çok yazarı tanımasında katkıda bulunmuşsunuz, gönlünüze sağlık.. tebrikler..

SEHER ARVAS
SEHER ARVAS - 8 ay Önce

Yaşayan portreler isimli kitapta Cahit Koytak ile ilgili anekdot çok hoşuma gitti doğrusu. Şairimizin sahnede statüyü önemsemeyip ışıkçıya kadar selamlaması çok güzel. Yazarımızın böyle bir isme yer vermesi ülkemizde ne insanlar varmış bizim bilmediğimiz yorumunu yapmamı sağladı.

Kevser kurutoprak
Kevser kurutoprak - 8 ay Önce

Tebrikler hocam..

Ece Ak
Ece Ak - 8 ay Önce

Tebrik ederim hocam çok güzel olmuş

Esra Balcı
Esra Balcı - 8 ay Önce

Çok başarılı bir yazı. Tebrik ederim hocam

Esra sancakdaroğlu
Esra sancakdaroğlu - 8 ay Önce

Çok güzel hocam okudum


banner19

banner13

banner26