Sinema yokken edebiyat vardı…

İÜ Edebiyat Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışan Mehmet Samsakçı, Türk Edebiyatı'nda bu ay önemli bir metin yayımladı. Edebiyat-Sinema ilişkisine çok farklı yönlerden baktı. Görmeden geçemezdik…

Sinema yokken edebiyat vardı…
Mehmet Samsakçı
Mehmet Samsakçı

Sinemaya çok farklı bir yerden bakarak başlıyor yazısına, Mehmet Samsakçı. Ona göre sinema insanın ezelden takipçisi çünkü hülya, hayal ve rüyalar sinemanın bizdeki varlığı. Burada Tanpınar’ın pre-sinema kavramına yer veren Samsakçı, bu kavramın karşılığının rüyalar olduğunu hatırlatıyor. Sonra edebiyatın tanımı ve önemine vurgu yapıyor. İlkçağdan başlayıp, Ortaçağ Avrupa’sına sözü getirerek bu süre zarfında edebiyatın kendi içinde sır olacak kadar yüceldiğini savunuyor: “Sözün bir mana ifade ettiği, kıymet bulduğu hatta can alıp can kurtardığı zor zamanlarda şiir ve edebiyat, eğlencesi, dinlencesi ve meşgalesi ‘sohbet’  olan toplumlarda gerçekten ‘neredeyse görünmeyecek kadar’ incelmiştir.”

Teknolojik gelişmelerin insan hayatına hızla girmesiyle ilk sinema tecrübeleri de yaşanmaya başlamıştır. Sinemanın insanla buluşması Samsakçı’ya göre edebiyatın, müziğin, insanlığın estetik dünyasındaki hükümranlığını sarsmıştır.

Modern insan geleneksel insana göre daha hızlı, daha ayaküstü yaşayan bir varlık. Durma, düşünme, tefekkür etme modern bireyin dünyasına çok zaman uğramıyor. Romanın sayfalarca anlattığını, bir sinema filmi tek karede verebiliyorken edebiyatın yenilmişliğini teslim etmekten başka yapacağımız bir şey yok. Bu sözlerinin yanına “Sinema her şeyi hazır bulmuştu.” ifadesini de ekleyen Mehmet Samsakçı, yanlış anlaşılmaya imkân vermemek için “Tüm bu söylenenler, sinemanın sanat olup olmadığını ve edebiyata göre ‘daha az sanat’ olduğunu söyleme amacı gütmüyor.” diyor.

 

Türk Edebiyatı“Sinema ortaya çıktığında edebiyatı hazır buldu.”

Sinemanın edebiyat karşısındaki konumunu açıklamaya geliyor sıra. Yukarıdaki cümle Mehmet Samsakçı’nın adı geçen metninden alındı. Edebiyat-Sinema ilişkisinin fotoğrafını ortaya koymakta oldukça iddialı görünen bu cümlenin şerhinin Samsakçı yazısının devamında yapıyor. Sinemanın dili görüntüdür. Fakat edebiyatın sinemaya kaynaklık etmesi, sinemanın bir sanat olmasını sağlamıştır. “7. sanat, uzun yıllar edebiyatı hazır malzeme olarak görecek, ondan kendisine bir malzeme çıkaracaktır.” Burada işin içine uyarlama meselesi giriyor.

Edebiyatla sinemanın ilişkisinde uyarlama, en çok konuşulan başlıklardan biridir. Samsakçı buna da değindiği yazısında sinemada kullanılan kaynağın ne olup ne olmaması bir yana asıl önemli olanın sinemanın kendisinin, yapıcısına, tüketicisine göre bir anlam taşıyacağını söylemesi oluyor. Bir edebiyat eserinin sinemaya uyarlanmasının ardından beklediği tehlikeleri ise o edebiyat eserinin ana fikrinin, kahramanları ve konularının, kurgusunun, temasının filmin ortaya çıkış sürecinde giderek belirsizleşmesi olarak sayıyor.

 

Kitaba sadık kalınmış mı?

Buraya kadar anlatılanlar “klasik” bir savunudan öteye gitmiyor. Mehmet Samsakçı, şimdiye kadar yapılan tartışmaların yer yer eleştirildiği, kimi zaman da savunulduğu bir üslupta yazmış. Mesela şimdiye kadar çokça duyduğumuz “Kitaba sadık kalınmış mı?” sorusuna farklı bir açıdan bakıyor ve şunları söylüyor: “‘Kitaba sadık kalınmış mı?’ sorusu uyarlama bir film için sorulması değil, belki de sorulmaması gereken sorudur. Çünkü bir yönetmen ve senarist için ilk büyük tehlike aslında kitaba sonsuz sadakattir. Bütün tercüme edebiyatına da teşmil edilebilecek bu hüküm, yeni dilde (tercüme söz konusuysa) yeni eserde yeni bir yaratmanın olduğunu ve bu yeniden üretimin gerçekliği ve gerekliliğini ifade eder.”

Uyarlamanın edebiyat eserinin kıymetini ortaya çıkaran bir tarafı da var. Kötü bir uyarlama Samsakçı’ya göre edebi eserin kıymetini teslim ediyor.

 

Birbirini besleyen iki disiplin

Yazının sonlarına doğru birbirini besleyen iki disiplin olarak edebiyat ve sinema söz konusu ediliyor. Son zamanlarda edebiyat sinemanın, tekniğinden, imkânlarından yararlanmakta; sinema da özellikle romanın anlatı özelliklerinden sıkça istifade etmektedir. Edebiyatı küstürmeden sinema yapmak da, sinemayı küstürmemek için edebiyat eseri ortaya çıkarmak da sanatçıyı sanatından uzaklaştırır. Mehmet Samsakçı bu önemli yazısında buna da vurgu yapıyor.

“Sinema ve edebiyat insanların ve toplumların ruhlarına farklı araçlarla fakat benzer amaçlarla seslenirler.” diyerek yazısına son veriyor. Türk Edebiyatı dergisinin Kasım–2009 sayısında yer alan bu yazı edebiyatın disiplinler arası ilişkisine katkıda bulunmak isteyenlere, sinemacı olup da edebiyatı görmezden gelemeyenlere çok şeyler söyleyecektir.

 

Diğer yazılar, isimler…

Derginin bu sayısında başka önemli yazılar da bulunuyor. Kuşkusuz bunlardan en önemlisi Beşir Ayvazoğlu’na ait. Ayvazoğlu, kültürümüz açısından çok önemli olan bir “belge”yi gün yüzüne çıkarıyor. Sultan Abdülaziz’in en küçük kızı Emine Sultan’la Çavdaroğlu Mehmed Şerif Paşa arasındaki büyük aşkı belgeleyen bir mersiye Ayvazoğlu’nun çabalarıyla dergide okuru selamlıyor.

Derginin bu ayki söyleşi konuğu meşhur sahaflarımızdan E. Nedret İşli. Söyleşiyi sahaf kültürüne ilgi duyanlara ve gelecek yıl Beyoğlu Sahaf Festivali için planlananları merak edenlere tavsiye ediyoruz.

Doğumunun 100. yılında Nurettin Topçu’yu talebesi Muzaffer Civelek yazmış. Ayrıca derginin editör yazısından öğreniyoruz ki Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İsmail Kara’nın hazırladığı bir Nurettin Topçu anma kitabı basılacakmış.

 

Ergun Göze
Ergun Göze

Ergun Göze’ye vefa

Derginin bu sayısında yakın zamanda kaybettiğimiz Halit Refiğ, Yücel Çakmaklı ve Ergun Göze üzerine yazılar bulunuyor. Sinemacılarımız ardından yazılan yazılarda Mesut Uçakan ve İsmail Güneş imzaları yer alıyor. Ergun Göze’yi de kızı Zeynep Uluant yazmış.

Nida Tüfekçi’yi duymayanımız, tanımayanımız varsa onları da Türk Edebiyatı’na davet edebiliriz. Son olarak değerli edebiyat profesörlerinden Sema Uğurcan’ın Bişkek izlenimlerini de Türk Edebiyatı’nın bu sayısından okuyabilirsiniz.

 

Yakup Öztürk bildirdi.

Güncelleme Tarihi: 10 Kasım 2009, 05:59
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ilkya türkyay
ilkya türkyay - 9 yıl Önce

sinema muhayyile gem vuran bir anlatma biçimi.Göstergenin gösterilenden soyutlandığı ve o yüzden pornografik bir hale geldiği bir bilincin ifadesi. hakikati maverada arayan edebiyatın aksine sinema tanrıcığını ve haliyle alemini kendi eliyle yapar.Ama suç (öyleyse tabi) kameranın değil ondan bakan gözün

banner19