Sineklerin Tanrısı romanında Yehuda kompleksi

Nobel edebiyat ödüllü İngiliz yazar William Golding, 1954’te yayımlanan romanı Sineklerin Tanrısı’nda Batı uygarlığının iç yüzünü tasvir ediyor. Sakine Arı yazdı.

Sineklerin Tanrısı romanında Yehuda kompleksi

Nobel edebiyat ödüllü İngiliz yazar William Golding’in 1954’te yayımlanan romanı, adını İncil’de şeytanın lakabı olarak geçen “beelzebub” kelimesinden almıştır. Kitap, bir nükleer saldırıdan kaçarken uçakları ıssız bir adaya düşen 6-12 yaş arası bir avuç çocuğun öyküsünü anlatır. Adadaki çocukların şefi olan Ralph ve onun sağduyulu arkadaşı Domuzcuk, adadan kurtulmak için tek çıkar yolun bir ateş yakmak ve onu devamlı canlı tutmak olduğunu düşünmektedir. Ancak herkesi hor gören bir zorba olan şiddet yanlısı Jack, ateş yakmanın anlamsız olduğunu, adada yaşamın sürdürebilmesi için avlanmaktan başka çare olmadığını düşünmektedir. Diğer çocukları birer ikişer kendi tarafına çeken Jack, bir domuz avlayarak Ralph’ın liderliğini sarsar. Bu arada çocuklar, tepede gördükleri ve aslında ölü bir paraşütçünün cesedinden başka bir şey olmayan büyük bir karaltıyı canavar zannetmekte ve ondan korkmaktadırlar.

Sezgileriyle öne çıkan ve masumiyetin sembolü olan Simon, canavardan korkmayan tek çocuktur. O aslında ‘’Bizden başka canavar yok’’ diyerek insanların zalim ve cahil oluşuna işaret etmektedir. Simon, tepeye tırmanıp canavarın aslında ölü bir paraşütçü olduğunu haber vermek üzere çocukların yanına dönünce Jack ve arkadaşları onu canavar zannedip öldürürler. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Jack ve çetesi Domuzcuk’u da uçurumdan iterek öldürecek, tam sıra kaçan Ralph’e gelmişken adaya yaklaşan bir gemi yanaşıp çocukları kurtaracaktır.

İsa’yı öldürmek

Golding’in ‘”İsa’yı andıran bir kişiliği var” dediği Simon’un öldürülmesi, Nietzsche’nın “Tanrı öldü, onu biz öldürdük” sözünü hatra getirmektedir. Nietzsche, insan içgüdülerini reddeden Hristiyanlığı “üst insan”a ulaşma yolunda bir ayak bağı olarak görmüş ve üst insan için yeni bir Tanrı bulmuştur: İçgüdüler. Üst insan içgüdülerinde yer alan şiddet hissiyle zayıfları merhamet göstermeden ayaklar altında ezmelidir ki güce ulaşsın. Sineklerin Tanrısı’ndaki John, böyle bir üst insan olma yolundadır. (Burada Cemil Meriç’in “Antik Yunan’dan bu yana Batılıların tek bir Tanrısı var: Şiddet.” sözünü de hatırlamak gerekir.)

İslam, Hristiyanlık, içgüdüler…

Hristiyanlıkta Tanrı dünyayı yarattıktan sonra kendi melekûtuna çekilmiş, dünyayı da şeytanın hâkimiyetine bırakmıştır. Böyle bir hayattan sonra cennete gitmek de neredeyse namümkündür. Flemenk ressam Bosch’un Dünyevi Zevkler Bahçesi adlı tablosu bu teolojik bakışı çok iyi ifade eden bir eserdir. Tabloda cennet, ilk günah fikriyle; dünya, şehvet ve şeytanın hâkimiyetiyle, ahiret ise cehennem temasıyla anlatılmıştır. Sineklerin Tanrısı’nda da böyle tropikal bir cennet, şeytanın ve içgüdülerin hüküm sürdüğü bir yaşam ve masumiyetin öldürülmesinden sonra düşülen bir cehennem bölümlerinden oluşmaktadır adeta.

Hristiyanlık insan olma özelliğini koruyan bir insan-ı kâmil fikrini kabul edememiştir. Hz. Peygamber bir insan peygamberken İncil’de çizilen Hz. İsa, bir tanrı-insandır. Kuran-ı Kerim’de “Allah kimseye takatinden fazlasını yüklemez.” buyrulurken Hristiyanlıkta “sağ yanağına tokat atana sol yanağını dönme” gibi insan içgüdülerine aykırı çetin bir yol tutulmuştur.

Yehuda kompleksi

Yehuda, Hz. İsa’nın on iki havarisinden biridir. Hz. İsa’nın havarileriyle birlikte yediği “son yemek”te onu yanağından öperek ele vermiş; otuz dinara Hz. İsa’yı satmıştır. Fakat Hristiyan inancına göre Hz. İsa’nın yakalanmasından sonra büyük bir pişmanlığa kapılmış ve kendini erguvan ağacına asmıştır.  O güne kadar pembe olmayan erguvan ağacı utançtan pespembe kesilmiş ve dünyanın sonuna kadar ihaneti hatırlatmak için kilise bahçelerindeki yerini almıştır.

Batı uygarlığı sömürgecilik, dünya savaşları gibi içgüdülerini tanrı edindiği şiddet eylemlerini gerçekleştirmek için Hristiyanlığın Tanrısını –kitapta Simon’u- öldürmek zorundaydı. Ama unutmayalım ki gerçeğin mayasını yürekleriyle görenler, Batı medeniyetinin içinde bocaladığı merhametsiz maddiyatçı dünyanın bir Yehuda kompleksi utancına boyanmış sonsuz bir huzursuzluk, pişmanlık ve bulantıdan başka bir şey olmadığını sezmektedir.

   

  

Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2020, 21:53
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Özgenur Aksoy
Özgenur Aksoy - 5 ay Önce

Harika bir yazı olmuş hocam tebrikler

Hatun Çaçan
Hatun Çaçan - 5 ay Önce

Kültürler dinler ve farklı eserlerin bir potada eritilerek elde edilmiş çok güzel tesbitler. Başarılarınızın devamını diliyorum.

Kuaybe altın
Kuaybe altın - 5 ay Önce

Ufuk açıcı bir yazı olmuş tebrik ederim

Merve YILMAZ
Merve YILMAZ - 5 ay Önce

Çok güzel bir yazı olmuş hocam tebrik ederim

Buse Özkul
Buse Özkul - 5 ay Önce

Çok güzel bir yazı olmuş hocam emeğinize sağlık ♥️

banner19

banner13

banner26