Şiirsel söyleyiş buluş ve imgesiz de yakalanır

Sadık Koç'un 'Yara Bandı'ndaki şiirleri kendiliğinden sonuca doğru akar. Başından sonu bellidir. Fakat kendini okutmayı da başarır. Ömer Yalçınova yazdı..

Şiirsel söyleyiş buluş ve imgesiz de yakalanır

Yara Bandı (Okur Kitaplığı, 2014) her şeyden önce sürpriz bir kitap. Hatta Sadık Koç’a bir ara “Sen ne ara yazdın bu kadar şiiri ve dosya haline getirdin?” diye mesaj atacaktım. Çünkü Yara Bandı’na gerçekten şaşırmıştım. Belki benim kadar şaşıran olmamıştır. Oysa Sadık Koç’un en az altı yıla yakındır takipçisi ve okuyucusuyum. Uzun bir ara şiir yayımlamadığını hatırlıyorum. Sonra kendini çok çabuk toparladı ve ardı ardına şiirler yayımladı. Sanırım 2013 ve 2014 onun için şiir yılları oldu. Uzun bir bekleme döneminden sonra şiirler bir bir döküldü. İyi de oldu. Şimdi elimizde iyi bir şiir kitabı var.

İyi bir Müslüman olmak hassasiyeti ve isteği

Yara Bandı iyi bir şiir kitabı. Çünkü olanı olduğu gibi kayda geçirme uğraşı sonucunda ortaya çıkmış. Yara Bandı’nda 2000 Kuşağı’nın birçok sıkıntısıyla karşılaşırız. Okuruz ve onları görürüz. 2000 Kuşağı’nın yalnızlığı, düştüğü şüpheler, bazen kendini dünyanın en mutlu insanı sanıp, bazen de dünyanın en mutsuz insanı olması, geçim derdi, akıp giden hayata yetişememek, kendini dünyanın ve hayatın dışında görmek, onlara katılmak isterken, o ister istemez düştüğü şüpheler nedeniyle katılamamak, onları eleştirmek, onlara karşı sürekli güvensizlik içinde olmak, savunmaya geçmek ama savunmaya da inanmamak… Yara Bandı’nda var. 2000 Kuşağı’nın tamamında bunlar var. Fakat Sadık Koç bunlarla hesaplaşmak, yüzleşmek ve artık bir sonuca ulaşmak ister. Şiire o şekilde bir hazırlık yapar. Ve elindekilere dönüp bakar. Elinden olmayanları, elinde olandan çıkarır. En yakınından, çevresinden yola çıkar. Ama en uzağı yakalama kaygısı da güder.

Öğretmenlik, Sadık Koç’un en yakınında olandır. Müslümanlık ise uzakları da hesaba katmasını sağlayan, ona sorumluluk yükleyen, aslını oluşturan unsurdur. Öğretmenlikle yakını görür, gözetler ve onlara karşı bir tavır alır. Müslümanlığı ise Mısır, Suriye, Irak ve Müslümanların yaşadıkları ve acı çektikleri bütün coğrafyaları hesaba katmasına neden olur. Öğretmenliğe ve öğretmen hayatına bakışı da Sadık Koç’un Müslümancadır. Onun şiirlerinde kaygı olarak ele alabileceğimiz bütün konu, dert, sıkıntı ve üzüntülerin kaynağında iyi bir Müslüman olmak hassasiyeti ve isteği vardır. Sadık Koç, şiirine Müslümanlığı hayatın her yanına, bütün cephelerine yaymak kaygısıyla birlikte yayamamanın acısını da ekler. Bu yüzden Sadık Koç’un şiiri kalpsiz değildir ama akla daha yakın durur. Acılarını akılla anlamlandırmaya, yorumlamaya çalışır. Bazı akıldışı diyebileceğimiz çıkışları da olur. Sadık Koç’un şiirleri en çok da oralarda parlaklık gösterir. İsyan gibidir o tür mısraları. Kurulu düzene, genel gidişata dönük bir isyandır bu. Çünkü olması gerekeni bilen bir şiir yazar Sadık Koç.

Yara Bandı’nda ilginç buluş veya imgelerle karşılaşmayız

Sadık Koç olması gerekeni bilen bir şair olduğu için, onun şiiri neo-epik şiire gelir dayanır. Sadık Koç şiirinde savaşan, isteyen, arzulayan, doğru olanı bilen ve yaşamak isteyen bir kahraman vardır. Bu kahraman çevresine baktığında, öğretmenlerle karşılaşır. Ve bir kahraman öğretmen ya da kahramanlığa aday, sıra dışı bir öğretmen olarak konuşmaya başlar. Konuştuğu şeylerin temeli Müslümanlığa dayanır. Müslümanlık ona bir duruş sağlar. Sağlam bir duruş. Yani kahraman olmak için kahramanlığa soyunmayan, aslında kahramanlıkta hiç gözü olmayan bir persona konuşur, Sadık Koç’un şiirlerinde. Onun için şiir yazmak, hayat kavgasında yeri olduğu kadar vardır. Örneğin Yara Bandı’nda ilginç buluş veya imgelerle karşılaşmayız. Öyle çok sıra dışı bir söyleyiş veya biçim arayışları da yoktur. Sadık Koç dümdüz konuşur. Fakat şiirsel söyleyiş onu gelir bu düzlük içinde bulur. O da Sadık Koç’un şiire olan istidadındandır.

Sadık Koç konuları ele alır, silkeler, yumruklar, eler ve şiirini oluşturur. Onun şiiri kendiliğinden sonuca doğru akar. Başından sonu bellidir. Fakat kendini okutmayı da başarır. İddiasız, renksiz ve oyunsuzdur. Olanı olduğu şekliyle aktarmaktan ve söylemekten doğar. Zaten onun için hayat, yeterince akıldışıdır, şiirseldir, ilginçtir. Öyle değil midir? Anlam veremediğimiz o kadar kişi, davranış ve olayla doludur ki yirmi birinci yüzyıl, ona ekstradan bir şey eklemeye gerek yoktur. Hatta şairler sırf bu yüzden ham olanın peşine düşmemişler midir? Şiir bir dürüstlükse eğer, 21. yüzyılda dürüstlük, oyun, zenginlik ve rengarenklilik içinde kaybolmamış mıdır? Şiir yeniden ham olana, düz, renksiz, saf, sade olana dönmüştür. Yüksek perdeden konuşmak, şiir için artık ölüm haline gelmiştir. Retorik olup çıkmıştır, İkinci Yeni veya 60 Kuşağı şairleri gibi söylemek, şiir yazmak. Bunu aşmanın yolu, şairin sanatsal bütün yüklerden kurtulup, hatta onları sırtından atıp, o şekilde konuşmak ve şiirini yazmaktır.

Sadık Koç bunu Yara Bandı’nda başarmış. Yeni şiirleriyle ve kitaplarıyla da inşallah bizi şaşırtmaya, düşündürmeye, farklı ortamlara götürmeye, hayatın ve insanların yalana kayan taraflarını göstermeye devam eder.

Ömer Yalçınova yazdı

Yayın Tarihi: 08 Kasım 2014 Cumartesi 15:26 Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2018, 14:28
banner25
YORUM EKLE

banner26