banner17

Şiirin kapısını yoklayan öyküler bunlar

Sadık Yalsızuçanlar’ın Toplu Öyküler serisinin üçüncüsü Huruf adıyla yayınlandı. Mustafa Uçurum, Huruf üzerine yazdı.

Şiirin kapısını yoklayan öyküler bunlar

 

Şairlerin ve yazarların toplu eserlerinin yayınlanmasını her zaman önemserim. Birçok sanatçının öldükten sonra eserlerinin toplu olarak yayınlaması geleneği vardı. Son zamanlarda bu işi artık sanatçının kendisi yapıyor. Önemli bir hacme ulaşan çalışmalarını “toplu eserler” başlığı altında okuyucuya ulaştırıyor. Derli topluluk anlamında son derece faydalı olan bu tür bir çalışmaya Sadık Yalsızuçanlar da el attı ve öykülerini toplu şekilde okuyucuları ile buluşturuyor. Timaş Yayınları'ndan çıkan Toplu Öyküler 3 – Huruf ile seriyi sürdüren Yalsızuçanlar, böylelikle harfleri ve cümleleri bir araya getirmiş oldu.

Halvet Der Encümen

Yazarları tanımlamak için bazen birkaç kelime kâfi gelebilir. Bütün yazdıklarını o kelimelerin gölgesine sığdırarak eserlerinin kıyısında köşesinde dolaşmak mümkündür. Sadık Yalsızuçanlar’ın öykülerinin ana teması “sessizlik” ve “yalnızlık”tır. Bunların en başına getirilecek söz ise “rüya”dır. Huruf’a alınan ilk öyküler Halvet Der Encümen adlı kitaptan. Sürekli kendisini yenileyen, öyküde sürekli farklı tarzlar deneyerek kendini zenginleştiren Yalsızuçanlar, Halvet Der Encümen ile okuyucunun karşısına bu kez şiir tadında öykülerle çıkıyor. Sadece tat olarak değil mizanpaj olarak da şiirin kapısını yoklayan öyküler bunlar. Zaten bunun ipuçlarını kitabın girişinde veriyor yazar. Edip Cansever’in bir şiiriyle yalnızlığın o sakin dünyasına giriş yapıyor ve “Sensiz Erguvan” ile çıkılacak bir yolculuğa hazırlıyor okuyucuyu.

Sen gidince en ağır halkası sönüyor ömrümün

Sen gidince ağlıyor içimdeki orman

Sen gidince yanıyor sözlerim.”

Kitabın tamamı dizeler tarzında düzenlenmiş öykülerden oluşuyor. Yazarın kitaba ilk olarak Halvet Der Encümen'i alması da, Huruf’ta bir araya getirdiği öykülerin sağladığı bütünlüğü göstermek için olsa gerek. Toplu öyküler tarzında bir seri hazırlayınca yazar, bütünlüğü de gözetmiş olacak ki karşımıza sessizlikle ve harflerin dünyasıyla çıkıyor. Çünkü Huruf’un ikinci kitabı “Harfler Kitabı.”

Harflerin sesini duymak

Harfler sığınılacak en büyük liman. İçine dünyaların sığdığı uçsuz bucaksız bir hayal dünyası. İnsan istediğinde harfleri sınırsız kullanarak kendisine yepyeni bir dünya inşa edebiliyor. Harflerin kerametindendir bu.

Harflerin Kitabı, Sırlı Tuğlalar’da karşımıza çıkmıştı. Her harfin nasıl olup da canlandığına, ete kemiğe büründüğüne şahit olmuştuk. Toplu Öyküler-3 için en manidar öyküler Harflerin Kitabı bölümde karşımıza çıkıyor çünkü yazar kitabına isim olarak “Huruf” adını tercih etmiş.

T soğuk, C kuru harflerin cümlesi, Ka Kafka’nın dünyası, A âlemin başlangıcı. Yazar harflerle yepyeni bir gergef işliyor dünyayı kuşatan. Çoğunlukla hayal dünyasına süzülerek yeni bir efsun üflüyor harflerin kanadına.

Harfler ki sadece işaret değildir dünyada. Kulak verilince harflerin kalbine ne sonsuzluklara ulaşılacağını gösteriyor Sadık Yalsızuçanlar bizlere. Tasavvuftan, gelenekten, divan edebiyatından ve kendi dünyasından örneklerle canlandırıyor harfleri. Huruf ki bir ummandır, hem de herkes için farklı bir esenlik sunan umman. Kafka söylüyor renklerle harfleri birbirine karıştırarak; “Onları benim gördüğüm gibi göremezsiniz.” diyerek.

Harfler bir gönül iklimine bürünerek fethedecek yürekler arıyor. Öylesine sessiz, öylesine samimi. Dünyanın gürültüsünden sıkılanlar için dipsiz bir kuyunun yankısı gibi harfler. Zifiri karanlık gibi ve aydınlığı bekleyen bir çift göz gibi. “Harfler yazılınca görünen âleme iner.” diyor Harfler Kitabı’nda yazar. “Zaman kaydına girer.” diyerek de ekliyor.

Herhalde kendisine öykücü denmesini tercih ediyordur

Huruf, toplu bir harf inkılâbıdır. Görünen âlemden görünmeyen bir âleme doğru yapılacak bir yolculuğun anahtarıdır huruf. Böyle bir yolculuk ancak Kuş Uykusu’nda gerçekleşebilir. Sadık Yalsızuçanlar öykücülüğünde Kuş Uykusu, farklı bir yere ve sese sahiptir. Yer yer hırpalayan, bam teline dokunan ve klâsik öyküyü daha çok çağrıştıran bir üslupla süzülüyor Kuş Uykusu.

Uyku ile uyanıklık arasında yaşanan bir hayat. Rüyanın iç fetheden gizemi. Yakaza’dan Kuş Uykusu’na, oradan İsimler’in alemde kazandığı derin anlamlara lirik göndermeler. Sadık Yalsızuçanlar öyküsünde ne ararsak Huruf’ta bir araya gelmiş. Toplu öyküler ile okuyucuyu yine bir rüya aleminin kapısına çağırmış yazar.

Ne yoksa yokluğundan geliyor çünkü/ Sen gelince yokluk hiçliğe düşüyor” diyerek “bir”de yok olmanın “inci” parlaklığıyla sesleniyor bizlere Sadık Yalsızuçanlar ve hiç olmazsa arada bir kendimizi “Halvet Der Encümen” terennümüne kaptırmamızı salık veriyor.

Öykücü, deneme yazarı, masalcı, tv programcısı, öğretmen... Belki de bunlara eklenebilecek birkaç sıfat daha bulabiliriz. Hepsinden de yüzünün akıyla çıkan Sadık Yalsızuçanlar, herhalde bu kadar sıfatın arasından kendisi için öykücü denmesini tercih ediyordur. Buna somut delil olarak “Şehirleri Süsleyen Yolcu” ile başladığı yolculukta, bütün uğraşlarına rağmen öyküye sımsıkı tutunmasını gösterebiliriz.

 

Mustafa Uçurum yazdı

 

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 15:55
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20